Üniversiteler icinde İstanbul Üniversitesi konusu , Goliath: İstanbul Üniversitesi, NoDRaC ile benim okulum oluyor, ve güzide fakültelerimizin tanıtımını yapmak da site adminlerine düşer diye düşünüyorum NoDRaC İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi 'nde okumakta, ben de Diş Hekimliği ...
![]() |
|
#1
| ||||
| ||||
| Goliath: İstanbul Üniversitesi, NoDRaC ile benim okulum oluyor, ve güzide fakültelerimizin tanıtımını yapmak da site adminlerine düşer diye düşünüyorum NoDRaC İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okumakta, ben de Diş Hekimliği bölümünde okuyorum. Yani Çapa Tıp'a yolunuz düşerse (Allah düşürmesin tabi) bizimle karşılaşma ihtimaliniz yüksek arkadaşlar.Üniversitenin tarihçesine geçmeden, Diş Hekimliği ve Tıp bölümleri hakkında biraz bilgi vermem, bu bölümleri düşünen arkadaşlar için faydalı olur sanırım. Çapa Tıp Fakültesi; sanıyorum, Türkiye'de kazanıldıktan sonra okuması en kolay Tıp Fakültelerinden birisi. Osmangazi Tıp ve KATÜ Tıp ile karşılaştırıldığında eğitiminin bahsettiğim fakülteler kadar zor olmadığını söyleyebilirim. Tabi bu söylediklerim, "kapağı attıktan sonra nasılsa mezun oluruz" gibi bir anlayış oluşturmasın kafalarda, sonuç olarak Tıp eğitimi ülkemizdeki en zorlu eğitimlerin başlarında geliyor, bunu da unutmamak gerekir. Şimdilik Tıp fakülteleri için geçerli olan ünlü uzmanlık sınavı TUS, dünyadaki en zor ikinci sınav olarak gösteriliyor. Bu yüzden başta NoDRaC olmak üzere tıpta okuyan tüm arkadaşlara sabır ve başarı diliyorum. Yine de Tıp eğitimi almak için en rahat okuyabileceğiniz fakülte olarak Çapa'yı gösterebiliriz. Bu fakülteye girebilmeniz için ÖSS'de ilk 2500'lerde olmanız gerekiyor, bu da kafanızın bir köşesinde bulunsun. Girmesi okuması kadar kolay değil yani. Cerrahpaşa Tıp'a girmek için de ortalama ilk 3500'lerde olmanız gerek. Ancak bu fakültelere artan rağbet, bu derecelerin daha da yüksek olmasını gerektirebilir. Yaptığım yorumlarda eksikler ve yanlışlar olabilir, bu yorumları çeşitli tıp fakültelerinde okuyan arkadaşlarımı gözlemleyerek veya onlarla direk konuşarak edindiğim bilgilere dayanarak yapıyorum. Aksini savunan görüşler olabilir, NoDRaC'in yapacağı yorumları daha aydınlatıcı olacaktır. Diş Hekimliği Fakültesi'ne gelirsek... Açıkçası, evet yeniyim ve henüz ben de fakültem ile ilgili detaylı bilgiler edinmek için uğraşıyorum. Ancak ilk olarak şunu söyleyebilirim ki, bu bölümü yazmak isteyen arkadaşlar, en masraflı devlet okuluna geleceklerini bilsinler. Sadece 2. sınıfta yapacağımız masrafın 3-4 bin YTL tutabileceğini öğrendiğimizde ufak çaplı bir şok geçirdik diyebiliriz. Bunu göze alabiliyorsanız, bu bölümde oldukça keyif alacak ve bitirdikten sonra oldukça rahat bir meslek hayatına sahip olacaksınız. (İnşallah diyelim) Bu fakülte de Çapa kampüsü içerisinde yer almakta, zaten kampüsün bir ucunda tıp, diğer ucunda diş hekimliği var; her ne kadar fakülteler uzak olsa da yemekhanemiz ortak; yani öğle yemeklerinde kaynaşabileceğimizi umuyoruz . Türkiye'deki en modern diş hekimliği eğitimi de yine bu fakültede, diş hekimliğini Çapa'da okumak bu konuda büyük rahatlık sağlıyor diyebiliriz. Bu sene gelmek isteyen arkadaşlara yardımcı olabiliriz.Yazım sadece İstanbul Üniversitesi'nin Çapa kampüsü ile ilgili oldu, diğer bölümler hakkında da bilgi aldığımızda buraya ekleme yapabiliriz ilerleyen zamanlarda. Son söz olarak sağlık sektöründe (doktorluk, diş hekimliği, eczacılık, fizik tedavi, vb...) çalışmak isteyenler için İstanbul Üniversitesi çok uygundur. ÖSS'ye girecek arkadaşlar, iyi çalışın , sizleri de aramızda görmeyi çok isteriz.İstanbul Üniversitesi Kökleri Bizans ve Osmanlı geleneklerinin birlikte incelenebileceği görüşünde olan Alman hukuk tarihçisi Richard Honig, İstanbul Üniversitesi tarihini 1 Mart 1321'e götürmektedir. Bugünkü Merkez Bina'nın bulunduğu tepede kurulan, Roma üniversiteleriyle eşdeğer olan, tıp, hukuk, felsefe ve edebiyat fakültelerinden oluşan bu üniversite aslında İstanbul'da üniversitenin başlangıcı olabilir. Türk araştırmacılar ise İstanbul Üniversitesi'nin köklerini 1453'e götürmektedir. Gerçekten, Fethin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te Ayasofya ve Zeyrek'te yapılan bilimsel toplantılar Türk-Osmanlı bilim yaşamının ilk günü ve takiben bir külliyenin kurulması başlangıç sayılmaktadır. Nitekim, Sıddık Sami Onar, "Türklerin İstanbul'da bir üniversite bulamadıklarına ve kendi uygarlıklarını yerleştirdikleri bu kentte kendi tarzlarında kurdukları" üniversite eğitime dikkatleri çekmektedir. Yine, Cemil Bilsel Tıp, Hukuk, Fen ve Edebiyat Fakültelerinin ve bunların bir arada İstanbul Üniversitesi'nin en uzak başlangıcının Fatih Kulliyesi'nin açıldığı 1470 yılı olduğunu ifade etmektedir. Bu arada, Sovyet tıp bilgini Danişefski Dünya'nın en eski tıp fakültesinin İstanbul'da olduğu görüşündedir. Yükselme ve Genişleme dönemlerinde kurulan Beyazıt, Yavuz ve Kanuni Süleyman Medreseleri dönemlerinin hukuk, edebiyat, ilahiyat ve tabii bilimler okutulan birer görkemli üniversitesi sayılırlarken; Duraklama ve Gerileme dönemlerinde, gözlem ve deneyi reddeden, akılcı ve bilimsel özellik ve güçlerini yitirmiş, İmparatorluğun kaderini paylaşarak benzer süreci yaşamışlardır. Yakın Başlangıcı Islahat ve Tanzimat'ın batılılaşma hareketi eğitim kurumlarına da yansımış, bilgisizlik her alanda yenilmişliğin sebebi olarak ortaya konmuş ve "ilerleme ancak ilim ile gerçekleşebilir ilkesiyle" 23 Temmuz 1846'da Darülfünun kurulması fermanı "laik yüksek okulların başlangıcı" kabul edilmektedir. Cemil Bilsel, I. Darülfünun'da 31 ilk kanun 1863 günü verilen ilk deneysel fizik dersini İstanbul Üniversitesi'nin yakın başlangıcı olarak değerlendirmektedir. Fakat, öğrencinin devamsızlığı, ilgisizliği ve ciddiyetten uzak tavrı ne yazık ki ilk denemelerin sonu oldu. İkinci Kez Açılışı 20 Şubat 1870'de, bu kez "Darülfünun-u Osmani" adıyla modern ilim anlayışına ve düzeyine ulaşmak beklentisi içinde üniversite ikinci kez açıldı. Ancak, öğretim kadrosunun ve kitap yetersizliğinin yanısıra verilen bir konferanstan duyulan hoşnutsuzluk 1872'de bu girişimin sonu olmuştur. C. Bilsel'in araştırmalarına göre kapanış sebebi "bilgisizlik ve taassuptur, batılılaşma hareketine tahammülsüzlüktür." Darülfünun-u Sultani Üçüncü evre 1874'de Galatasaray binasında edebiyat, hukuk ve fen bölümlerinden oluşan Darülfünun-u Sultani'nin açılmasıyla başlar. Derslerin Türkçe ve Fransızca okutulduğu bu kurum hakkında 1881'den sonra resmi kayıtlarda hiçbir belge ve bilgiye rastlanmaktadır. Ancak, üç dönem mezun verdikten sonra 20 yıl süreyle ortadan kalktığı bilinmektedir. II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25.yılında, 1 Eylül 1900'de din, matematik ve edebiyat bölümlerinden oluşan 4. darülfünun, Darülfunun-u Şahane (İmparatorluk Üniversitesi) adıyla açıldı. Ancak, hiçbir konuda özerkliği olmayan, istibdat yönetiminin sıkı denetimi altında oluşturulmuş, bilimsellikten uzak bir eğitim kurumu olarak tanımlanmaktadır. İstanbul Darülfünunu Nihayet, Meşrutiyet ilanından sonra Hukuk, Tıp, Fen, Edebiyat ve ilahiyat bölümlerinden oluşan İstanbul Darülfünunu 20 Nisan 1912'de tarihli bir kararla kuruldu. 1919 yılında yeni bir düzenlemeyle ilmi ve kısmen yönetimsel özerkliğe kavuştu. Her ne kadar, bu dönemi araştıran Osman Nuri Ergin, V.Darülfünun'un kuruluşunun bilimsel düzey, örgütlenmesi ve kadro yetersizlikleri nedeniyle tamamen şekli bulmakta ise de, Modern Türkiye'nin Doğuşu yapıtında Bernard Lewis "İstanbul Darülfünun, kültür tarihi açısından tüm Doğu Alemi için önemli bir aşama" saymaktadır. Cumhuriyet öncesi bu dönemin ilgi çekici olaylarından biri "lise tahsilini bitirmiş olan kız çocuklarına tahsilden mahrum kalmamaları için Darülfünun dahilinde 'kızlara serbest dersleri' adı altında derslerin verilmesiydi" saptamasını yapan A. R Başaran devamla, "bir müddet sonra Zeynep Hanım Konağında edebiyat, matematik ve tabii ilimler tahsil etmek için müstakil sınıflar tesis edilmiştir. Hukuk ve Tıp okullarına kız öğrencilerin kayıt olmalarına o tarihte müsade olunmamıştır. Kızların erkeklerle aynı dersanede veya aynı binada o zamana göre okumaları hoş görülmemiş, kızların sınıfları Cağaloğlu'nda bir binaya taşınmıştır. Cumhuriyet ilanından sonra erkeklerle beraber Darülfünun derslerine devamlarına müsaade edilmiş, Tıp ve Hukuk Fakültelerine de bayanlar da kayıt olmuştur" demektedir. Yine bu dönemin önemli olaylarından biri de, 1915-18 döneminde halen medrese ruhunu taşıyan Darülfünun'un değişik bölümlerine yabancı bilim adamlarının çağrılmasıdır. İttihatçıların girişimiyle gerçekleştirilen bu atılım Widmann'a göre "bir bütün olarak bakıldığında başarılı olmamış, kaybedilen savaştan sonra Üniversite, ancak Cumhuriyet devrinde kurtulabileceği bir bunalıma girmiştir". Cumhuriyet Sonrası Akla ve bilime dayalı bir "kuruluşu" amaçlayan Genç Türkiye Cumhuriyeti ise "kurtuluşu" izleyen dönemde 21 Nisan 1924 tarihli ve 493 sayılı Kanun'la İstanbul Darülfünunu'nun tüzel kişiliğini tanımış ve 7 Ekim 1925'de kurumun bilimsel ve yönetsel özerkliğini kabul etmiş, medreseler "Fakülte" statüsüne kavuşturulmuştur. Darülfünunun ülkenin bilim merkezi olmasını ve genç kuşakları Batı üniversiteleri düzeyinde yetiştirmesini bekleyen Cumhuriyet verdiği özerkliğin yanı sıra Darülfünunun bütçesini de ayırıp arttırmıştır.Çağdaş bilimselliğe ulaşma arayışları çerçevesinde 1924-26 döneminde yabancı hocaların bir kez daha İstanbul'a çağrılmaları da bu anlayışın bir ifadesi olmaktadır. Ancak 4 Mart 1924 tarihli yasayla öğretimi birleştiren, sivilleştiren Cumhuriyet hükümeti, C.Bilsel'in açıklamalarına göre, daha önce bağnazlık ve bilimsel eksiklik nedeniyle birkaç kez kapanan Darülfünunu bu kez "politik endişelerle değil, bilime verdiği üstün önem nedeniyle"; Ernest Hirsch'in yorumuna göre ise "... ülkenin geçirmekte olduğu köktenci politik ve toplumsal değişiklik ve dalgalanmalara karşı duyarsızlığı, suskunluğu ve hatta bir Ortaçağ izolasyonuyla dış dünyaya tamamen kapanmış olması" endişesiyle köklü bir değişim atlılımda kararlılığını açıklayarak kapatmıştır. Kuşkusuz, bunca yıllık hayatının sonunda Darülfünun içinde de bu değişimi yüreklilikle destekleyen "Türk profesörlerinin intihar kulübü" (P.Schwartz'ın yayınlanmış anılarından zikreden Widmann) varlığını gösteriyordu. 1924-26 döneminde yabancı hocaların bir kez daha İstanbul'a çağrıldıklarını görüyoruz. Politik otoritenin, toplumun ve her şeye rağmen Darülfünunun bir köklü değişim arayışı İsviçreli pedagoji profesörü Albert Malche'ın 1932 yılı başında bir reform önerisi hazırlamak üzere çağrılmasıyla sonuçlanıyor. 29 Mayıs 1932'de Hükümete sunulan rapor esas alınarak 1933'de çıkarılan 2252 sayılı yasayla TBMM, Darülfünunu ve ona bağlı bütün kurumları kadro ve örgütüyle lağvedip Milli Eğitim Bakanlığı'nın İstanbul'da yeni bir üniversite kurmasını kabul etti. İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos 1933'de yeni bir kadro ve yapıyla açıldı. Cumhuriyet 10.yılını kutlarken 1 Kasım 1933'de İstanbul Üniversitesi "ilk ve tek" üniversite olarak eğitime başladı. A.Kazancıgil'e göre 1933 Reformu "1924'te başlayan 'Atatürk Kültür Hareketi'nin önemli bir parçası ve devamlılığının simgesidir." Daha önce kendisine 19 Eylül 1926'de fahri müderrislik payesini veren Darülfünun'u ilk kez 1930'da, ve ikinci kez 1933'te ziyaret eden Atatürk -Widmann'ın yorumuna göre- "İstanbul Üniversitesi projesi büyük önem taşımakta ve bunu batılılaşma arayışının etkin bir aracı olarak görmekteydi." Bugünkü anlamıyla kurulan İstanbul Üniversitesi'nin açılış konuşmasında Reşit Galip "...artık üniversitenin tarafsız bir seyirci gibi kalan, ...yalnız ders okutan, bilimsel araştırmalara yer vermeyen, " bir kurum olmak yerine "...en esaslı vasfı milliliği ve inkilapçılığıdır" diyerek bilimin ve Üniversitenin toplum hayatındaki yaşamsal işlevini öne çıkarıyordu. İlginç bir kader, Dünya'nın savaş konjonktürü özellikle Alman ve Avusturyalı, Fransız, İtalyan ve Macar bilim adamlarının entellektüel göç ve ilticasını başlattı. Yabancı hocaların Türk akademik çevreleriyle bir kez daha oluşturduğu renklilik, batı alemiyle beraberliğin verdiği fikri ve bilimsel ivme ürünlerini eğitim sistemi, genç akademik kadroların oluşup yetişmesi, bilimsel yöntem ve araştırmanın yerleşmesi, kurumlaşma gibi gayet olumlu bir geniş yelpazede ortaya koydu. Kuruluşun mimarları olan öğretim kadrosu 29 Mayıs 1934 tarihli 2467 sayılı teşkilat yasası ile ç kaynaktan gelmişti: ilki, lağvedilen Darülfünundan gelenler, ikincisi Cumhuriyet döneminde Batı'da eğitim görmüş, bilimsel yeterliliğe sahip olanlar ve üçüncüsü yabancı hocalar. Batılı araştırmacılar için "fikir ve bilim, kısaca beyin kaybı" olarak nitelendirilen bu göç ve iltica genç Cumhuriyet'in bilimsel kurumlarını doğup serpilmesinde, sadece İstanbul Üniversitesi'nin değil kurulmakta olan yeni üniversite ve eğitim kurumları için de maliyeti çok düşük ama etkisi çok büyük ve kalıcı tarihi bir fırsat olmuştur. S.S. Onar'a göre "akademik mesleğin tabanını hazırlamayı" amaçlayan 1933 Reformu yönetimsel özerklik ilkesine karşın "hala rektörü Milli Eğitim Bakanlığınca tayin edilen, önerdiği dekanlar yine Milli Eğitim Bakanı tarafından atanan, fakat üniversite işlerinde bir dereceye kadar yetki genişliğine sahip yöneticiler" sistemine dayanıyordu. Döneme ilişkin belgeler daha önce Darülfünun ve olan Zeynep Hanum Konağı'nın 28 Şubat 1942'de ve daha sonra Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı binasının 1946'da yanmasıyla kaybolmuş, yok olmuştur. İstanbul Üniversitesi'nin bu yasal sistemi 1946'ya kadar sürerken akademik mesleğin tabanı ortaya çıkmıştı. 13 Haziran 1946'da 4936 sayılı yasayla artık Türk üniversiteleri'ne ve onları oluşturan fakültelere bilimsel ve yönetimsel özerklik tanınmış ve bu kurumlara birter "hizmet yerinden yönetim" yapısı kazandırılmıştır. Bu önemli değişikliğin gerekçesi "fakülte ve üniversitelerin diğer devlet kuruluşlarına benzemeyen bir yapıda olmaları ve bu sebeble yöneticilerin ayrı bir görgü ve uzmanlığa ihtiyaç göstermesi, bu fakülte ve üniversitelerin diğer yönetim teşkilatı dışında özerklikleri ve yasal kişilikleri olan ve Milli Eğitim Bakanı'na doğrudan bağlı bulunan, ayrı bir bütçeye sahip olmaları" şeklinde gösterilmiştir. Bu yasa, Onar'a göre, "Türk Üniversiteleri'nin kuruluşu ve işleyişini, akademik kariyer mensuplarının ilim, görev ve fikir istiklalini, özgürlüğünü sağlam esaslara bağlamakla beraber daha ilk senelerde ihlallere uğradı... ve kariyer mensupları fikir hürriyetleri tahdit edilerek ... keyfi takdiri Bakanlık emrine alınmaya başlandı." Bu tür ihlaller ve K. Oğuzman'a göre "Üniversitelerin özerklik çerçevesinde iyi bir oto-kontrol sistemini işletememeleri ve üst derece kadroların yetersizliği 27 Mayıs 1960'ın her alanda reform arzuları ile birleşince" bir yandan 1961 Anayasasının 120.maddesinde üniversiteler özerk kuruluşlar olarak yer alırken, 27.10.1960 tarihli 115 sayılı yasa, 1946 tarihli 4936 sayılı yasanın bazı maddelerini değiştirip yeni maddeler eklemiştir. Bu yasayla Milli Eğitim Bakanlığının Üniversite üzerindeki yetkileri azalmış, fakülte kurullarına daha geniş katılım sağlanmış ve kadro tıkanıklıklarını aşmak üzere yeni düzenlemeler getirilmiştir. Kısaca yönetim, teşkilat, öğretim üyelği ve yardımcılığı konularında daha geniş özerklik koşullarında yeni esaslar konmuştur. Yapılan değişikliklerin bir kısmı İstanbul Üniversitesi'nde bazı aksaklıkları düzeltip daha uygun bir çalışma ortamı sağlamış ise de toplumsal ve politik gelişmelerin gerek ülkede gerek üniversitelerin idari özerkliğinin Anayasa güvencesinden yoksun bırakılması tehlikesi ile karşı karşıya bırakmış; ancak, 20 Eylül 1971 tarihli 1488 sayılı yasayla Anayasa'da yapılan değişiklikte üniversite özerkliğine dokunulmamasında İstanbul Üniversitesi'nin görüş ve tutumunun ciddi, tarihsel bir etkisi olmuştur. İstanbul Üniversitesi 20 Mayıs 1973 tarihli 1750 sayılı yeni Üniversiteler Kanunu ile Cumhuriyetin 50.yıldönümünde yeni bir düzende girmiştir. 4936 sayılı yasağı tümden değitiren bu yasayla iki yeni üst kuruluş Yüksek Öğretim Kurulu ve Üniversite üyesi gereksinimini karşılama görevi bu kez eski ve köklü üniversitelere getirilmiştir. Yasanın öngördüğü gelişmekte olan üniversitelere öğretim üyesi yardımını İstanbul Üniversitesi'nin büyük ölçüde yerine getirdiği yadsınamaz. Bugün İstanbul Üniversitesi 6 Eylül 1981 tarihli 2547 sayılı yasa hükümlerine tabi olarak çalışmakta; çağdaş, ilerici ve laik bir eğitim kurumu olarak tarihsel, toplumsal ve bilimsel işlev sürdürülmektedir. Amblem İstanbul Üniversitesi'nin simgesi olan "yılanlı amblem" 1243 tarihli Selçuklu Şifa yurdu motiflerinden Prof. Süheyl Ünver tarafından esinlenerek tasarlanmıştır. Mekanları İstanbulun çeşitli semtlerinde bulunan yerleşkelerde eğitim faaliyetleri göstermektedir. Avcılar Bahçeköy Beyazıt Vezneciler Cerrahpaşa Çapa Bakırköy Şişli Kadıköy Eğitim ve araştırma destek birimleri; Silivri Sapanca Gökçeada Van Antalya 'da yer almaktadır. Akademik Birimler Fakülteler İstanbul Tıp Fakültesi Hukuk Fakültesi Edebiyat Fakültesi Fen Fakültesi İktisat Fakültesi Orman Fakültesi Eczacılık Fakültesi Diş Hekimliği Fakültesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İşletme Fakültesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Veteriner Fakültesi Mühendislik Fakültesi Su Ürünleri Fakültesi İletişim Fakültesi İlahiyat Fakültesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Bölümler Beden Eğitimi ve Spor Bölümü Enformatik Bölümü Güzel Sanatlar Bölümü Türk Dili Bölümü Yabancı Diller Bölümü Yüksek Okullar Adalet Meslek Yüksek Okulu Bakırköy Sağlık Yüksek Okulu Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Florence Nightingale Hemşirelik Yüksek Okulu Devlet Konservatuarı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksek Okulu Ormancılık Meslek Yüksek Okulu Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Sapanca Su Ürünleri Meslek Yüksek Okulu Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu Ulaştırma ve Lojistik Yüksek Okulu Veteriner Fakültesi Meslek Yüksek Okulu Enstitütüler Adli Tıp Enstitüsü Akciğer Hastalıkları ve Tüberküloz Enstitüsü Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Enstitüsü Çocuk Sağlığı Enstitüsü Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Fen Bilimleri Enstitüsü İşletme İktisadı Enstitüsü Kardiyoloji Enstitüsü Nörolojik Bilimler Enstitüsü Onkoloji Enstitüsü Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Bilimler Enstitüsü Araştırma Merkezleri Bankacılık Araştırma Merkezi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Biyoteknoloji ve Genetik Mühendisliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi İleri Analizler Laboratuvarı İnsan Hakları Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi İstanbul Üniversitesi Dil Merkezi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Münasebetler Araştırma ve Uygulama Merkezi Öğrenci Kulüpleri Bilgisayar Kulübü Denizcilik Kulübü Ekonomi Kulübü ( E.C ) Elektrik - Elektronik Kulübü Endüstri ve Kalite Kulübü Fizik Kulübü Bilim-Sanat Kulübü İstanbul Üniversitesi Bilim Kurgu ve Fantezi Kulübü İstanbul Üniversitesi Doğa Sporları Kulübü (İDOSK) İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi İstanbul Üniversitesi Spor Birliği (İUSB) İstanbul Üniversitesi Doğal Afetler Arama Kurtarma Birimi (İSÜDAK) İstanbul Üniversitesi Genetik Kulübü (İÜGEN) İstanbul Üniversitesi Madencilik Kulübü Su Ürünleri Fakültesi Sualtı Kulubü (SÜFSAK) İnşaat Kulübü İşletme Kulübü Jeoloji Kulübü Jeofizik Kulübü Lojistik Kulübü Kimya Mühendisliği Kulübü Makina Mühendisleri Teknolojileri Kulübü Öğrenci Kültür Merkezi Tiyatro Sahnesi Rock Kulübü Uluslararası Hukuk Kulübü Yerküre Kulübü Önemli Mezunlar -Abdullah Gül Politikacı -Refik Saydam Politikacı -Yıldırım Akbulut Politikacı -Sadi Irmak Politikacı -Mehmet Naim Talu Politikacı -Suad Hayri Ürgüplü Politikacı -Nihat Erim Politikacı -Hulusi Behçet Bilimadamı -Prof. Dr. Aykut Barka Bilimadamı -Behbud Cevanşir Bilimadamı -Ahmet Hamdi Tanpınar Yazar -Orhan Pamuk Yazar -Ömer Lütfi Mete Yazar -Oben Özaydın Yazar -Orhan Veli Şair -Attila İlhan Şair -Onat Kutlar Şair -Kısmetse, 5 sene sonra Goliath ve NoDRaC ![]() ![]() Arkasokak Test Kullanıcısıdır. |
|
#2
| ||||
| ||||
| hocam şey dicem NoDRaC cerrahpaşa tıp oluo dimi sizin fakülte özgün die birini tanıo mu (erkek ) merak ettimde oda aynı yerde de ondan şeettim![]() ![]() He had gone |
|
#3
| ||||
| ||||
| yok benim cerrahpasa tıp ile alakam yok benimki istanbul tıp fakültesi eski adıyla yanılmıyorsam Dar-ül Fünun olması lazım. Zaten eskiden cerrahpasayla birmiş sonra ayrılmışlar ama ben istanbul tıp fakültesinde okuyorum. Okulla ilgili olaraksa birçok bölümü daha önceleri Türkiye'nin en iyi bölümleriyken. Başa gelen bazı rektörleriin okul yerine ceplerini düşünmesinden dolayı bu hale gelmiştir. Özellikle fen edebiyat hukuk fakülteleri. Neseki sağlık eğitimi hala türkiyenin en iyisi. Bizim okuldaki prof sayısı okadaqr cokki 10 tane felan üniversite açılabilir ![]() Fotoğraf Makinam: Canon Eos 400D + Kit Lens + Canon 50mm F1.8 |
|
#4
| ||||
| ||||
| Kesinlikle... Sadece Diş Hekimliğinde, her bir anabilim dalı için hemen hemen az 10 profesör, bir o kadar da araştırma görevlisi var... Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi ayrı yerler, İstanbul Tıp Çapa'da... Aslına bakılırsa eğitim sistemleri bile birbirine benzemiyor. ![]() Arkasokak Test Kullanıcısıdır. |
|
#5
| ||||
| ||||
| Çapa Tıpta 1. sınıfı nerdeyse dışarıdan bitirmiş biri olarak sana katılıyorum hocam ![]() |
|
#6
| |||
| |||
| inşallah seneye bende geliorum ![]() olmadı bidahaki seneye yine olmassa en az üç yıl içinde geliorum ![]() ![]() ![]() Bu mesaj en son " 09-10-2006 " tarihinde saat 12:33 PM itibariyle ab_ı dide tarafından düzenlenmiştir.... |
|
#7
| ||||
| ||||
| Bekleriz ![]() ![]() Arkasokak Test Kullanıcısıdır. |
|
#8
| |||
| |||
| siz karşılama hazırlıklarına başlayın ben geliom ![]() tabi siz mezun olana kadar ben kazanabilirsem |
|
#9
| |||
| |||
| Aceleye mahal yok; biz de zaten anca bitiririz. Di mi gençler? |
|
#10
| ||||
| ||||
| ii ii bi doktor bide diş hekimi tanıdığımız oldu ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() He had gone |