Arkasokak Logo






Şark Meselesi

Tarih icinde Şark Meselesi konusu , Bu deyim, ilk kez Viyana Kongresinde (1815) Çar I. Aleksander tarafından Osmanlı topraklarında yaşayan Rumlar için kullanıldı. Esas anlamını, Osmanlı Devleti'nin 1838 Balta Limanı Antlaşması ile iktisadi ve 1839'da Mehmet ...


Cevap
  #1  
Eski 20-07-2006, 11:09 PM
sulod kullanıcısının avatarı
Müdavim
 
Giriş: Jul 2005
Mesaj: 74
sulod is a jewel in the roughsulod is a jewel in the roughsulod is a jewel in the roughsulod is a jewel in the rough
Şark Meselesi

Bu deyim, ilk kez Viyana Kongresinde (1815) Çar I. Aleksander tarafından Osmanlı topraklarında yaşayan Rumlar için kullanıldı. Esas anlamını, Osmanlı Devleti'nin 1838 Balta Limanı Antlaşması ile iktisadi ve 1839'da Mehmet Ali Paşa karşısında alınan yenilgi ile de asker" iflası üzerine bir çeşit gölge devlet durumuna düşmesi ile kazandı. Avrupa'nın herhangi bir büyük devleti, istediği zaman Osmanlı topraklarını istila edip sömürge haline getirebilecek güce sahipti. Eğer, Osmanlı Devleti dünyanın başka bir köşesinde bulunsaydı bunun kısa zamanda gerçekleşmesi beklenebilirdi. Ne var ki, Osmanlı Devleti Avrupa'nın içinde ve dışında öyle hassas bir konuma, yani jeopolitiğe sahipti ki, hiçbir büyük devlet tek başına Türk ve Müslümanları bu topraklardan atıp bölgenin tek hakimi olmaya cesaret edemiyordu. Batılı devletler için Osmanlı topraklarını herkesi tatmin edebilecek bir biçimde paylaşmak da mümkün görünmüyordu. Öte yandan Osmanlı Devleti, durduğu yerde milliyetçilik hareketinden dolayı bir parçalanma sürecini yaşamaktaydı. Bu süreç bile Avrupa Devletlerini birbirine düşürmeye yetiyordu.

Batılı Devletler, Doğu ya da Türkiye sorununa iki açıdan bakıyorlardı. Bu bakış açılarından birisini açıkça ifade etmelerine karşın ikincisini hiç gündeme getirmemeye gayret ediyorlardı. Doğu Sorunu'nun açıkça ifade edilen yanı aslında Rusların Osmanlı topraklarına doğru yayılma tehlikesiydi. Sorunun gündeme getirilmeyen, ya da Rus tehlikesi gibi açıklıkla ifade edilmeyen yani Batı Devletleri'nin hepsinin Osmanlı Devleti'nin yıkılacağına kesinlikle inanmış olmalarıdır. Ancak, çok geniş bir alana yayılmış olan bu devlet istenmeyen bir zamanda yıkılırsa; aralarında büyük çekişmeler, hatta savaşların çıkacağına inanıldığından, Osmanlı Devleti'nin yönetimi altındaki yerlerin bütünlüğünün Avrupa Devletleri'nin barışı için bir süre daha korunması lazımdı.

Tanzimat döneminde, Osmanlı Devleti'nin en ateşli savunucusu hiç şüphesiz Stratford Canning idi. Fakat Canning, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin Müslüman devlet oluşu itibarıyla Osmanlı'nın en sert düşmanıydı. Ona göre, Osmanlı Devleti'ndeki baş sorun Türkler'in müslüman oluşuydu. Bu yüzden İngiltere, Halife-Sultan'dan "Müslümanların dinden çıkmakta ve Hıristiyanlığı kabul etmekte serbest olduklarını ilan edici bir emirname yayınlamasını" istedi. Ancak, İngiltere'nin bu isteğine 1854'te cevap veren Ali Paşa "padişah böyle bir teklife boyun eğecek olursa milletin ruhani başkanı olmaktan çıkar ve hükümdarlığı da uzun sürmez. Size ancak diplomatik yolla, müslümanlıktan çıkanlara karşı idam cezası verileceğini vaad edebiliriz; fakat bunu bir hukuk", yazılı kural şekline dökersek halkı ayaklanmaya sevk eder ve Ulema arasında zaptedemeyeceğimiz bir patlamaya sebebiyet veririz"der. Bu durumda Hıristiyan devletlere düşen iki şey vardır. Bunlardan birincisi; Osmanlı Hıristiyan haklarının eşitliğini sağlayarak, onların batıdaki "uygar Hıristiyanlara benimsetilmesini temin etmek. Bu yol, bir çeşit barışçı metot ile Osmanlı Devleti'nin içine sızmak diplomasisidir.

İkinci yol, Çar I. Petro'nun bıraktığı ve Petersburg arşivinde saklı vasiyetnamesinde "İstanbul'a ve Hindistan'a olabildiğince yaklaşın. Buralarda hüküm süren kişi dünyanın gerçek hükümdarı olacaktır. Suriye üzerinde eski doğu ticaretini yeniden kurun ve dünyanın ambarı olan Hindistan'a kadar ilerleyin... Avusturya Sarayına çıkar sağlayarak onu Türkler'in Avrupa'dan kovulması işine çekin, ister Avrupa'nın eski devletleriyle savaşa tutuşmasına neden olarak, ister fetihten, ona da, sonradan geri alınacak bir pay vererek olsun İstanbul'un fethi sırasında Avusturya'nın kıskançlığını etkisiz kılın. Türkiye'de yayılmış durumdaki Rumları kendi çevrenizde birleştirmeye büyük çaba gösterin; onların merkezi, onların desteği olun, ve bir çeşit egemenlik yahut ruhani bir üstünlükle peşinen bir evrensel hakimiyet kurun; düşmanlarınızın evinde bir o kadar dostunuz olacaktır." şeklinde ifade edilmiştir.

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere; Doğu Sorunu'nun diğer iki önemli noktası da Türkler'in Hristiyanlığa kazanılması, eğer bu başarılamazsa Türkler' in Anadolu'dan kovulmasıdır.
Tanzimat döneminde nispeten saglanan baris ortami, Rusya'nin müdahalesiyle tekrar bozulmaya basladi. Balkanlarda panislavist bir politika izleyen Rusya, ayni zamanda "Kutsal yerler sorunu"nu ortaya atarak, dogrudan dogruya Osmanli Devletinin varligini hedef almaktaydi. Avrupalilar tarafindan "Sark Meselesi", önceleri Osmanli Devleti'nin toprak bütünlügünün saglanmasi seklinde düsünülürken, daha sonra bu topraklarin paylasimi sorunu hâline dönüstürüldü. Çünkü Osmanli Devleti artik bir "hasta adam" idi. Ancak R.Mantran'in da ifade ettigi gibi, hasta, kendisini iyilestirmeyi amaçlamayan doktorlarin insafina kalmisti. Onlar, Avrupa'nin hasta adaminin mirasini paylasma telâsindaydi.

Küçük Kaynarca antlasmasi'ndan sonra Osmanli topraklarindaki Ortodokslar'in haklarini koruma rolünü üstlenen Rusya, Kudüs merkezli "kutsal yerler"in korunmasi ve idaresi hususunu da gündeme getirdi. Fransizlarla imzalanan kapitülâsyonlarda, Lâtin din adamlarina Kudüs Kilisesi üzerinde bazi haklar taninmisti.

1808'den itibaren Rusya'nin baskilari neticesinde onlarin yerini Ortodoks papazlar almaya basladi. Fransa'nin ve Rusya'nin 1850-51'de Bab-i Ali'ye bu durum hakkinda yaptiklari müracaatlar, kurulan komisyonlarda degerlendirildi ve bazi kararlar alindiysa da hiçbirini memnun edemedi. Bunun üzerine Çar I.Nikola, Ingiltere'ye Osmanli Devleti'ni aralarinda paylasmayi teklif etti ve Ingilizlerin sessizligini korumasi üzerine de askerlerini Baserebya ve Lehistan'a çikartti. Rus elçisi Mençikof'un asiri tavizler içeren teklifini reddeden I.Abdülmecit, Ingilizlere yakin olan Mustafa Resit Pasa'yi sadrazamliga getirdi. Ruslar 26 Haziran 1853'te, Prut'u geçerek, Eflâk ve Bogdan'i istilâ ettiler. Osmanli Devleti, Fransa ve Ingiltere ile ittifak anlasmasi imzaladi. Bu ittifaka Avusturya ve Italyan birligini kurmaya çalisan Piyemento hükûmeti de katildi. Ittifak donanmasi Çanakkale'de mevzilenmisti. Durumdan endiselenen Rusya, askerlerini geri çekmeye basladi. Müttefikler, Rusya'nin Karadeniz'deki gücünü ortadan kaldirmak için, Kirim'a yöneldiler. Ruslarin en büyük üssü olan Sivastopol, bir yil süren bir kusatmanin ardindan ele geçirildi (1855). Bu sirada tahta oturan II.Alexandre, baris yapmayi kabul etti. Müttefiklerin yani sira Prusya'nin da katildigi Paris Antlasmasi ile (30 Mart 1856), taraflar isgal ettikleri bölgelerden çekilecek, Osmanlilarin toprak bütünlügü ve Bogazlarin statüsü, Avrupa'nin "kefilligi" altinda korunacakti. Osmanlilarin Avrupa Konseyi'ne dahil edilmesi karsiliginda ise, sultan yeni bir islahat fermani irat edecekti. Bu madde ve Karadeniz'in tarafsizliginin kabulü, savasin galibi durumundaki Osmanlilardin aleyhine idi. Nitekim, Eflâk ve Bogdan'in birlesmesi ve Sirbistan'a yönelik yeni haklar da Paris Antlasmasiyla tescil edilmisti. c-

Islahat Fermani :

Henüz Kirim Savasi sürerken, Viyana'da bir araya gelen Ingiltere, Fransa ve Avusturya, Hristiyanlarla Müslümanlar arasindaki farkliliklarin her alanda ortadan kaldirilmasini öngören bir fermani sultanin yayimlamasini, baris için ön sart kosmuslardi. Paris Antlasmasi müzakere edilirken, müttefiklerin bu istekleri I.Abdülmecit tarafindan yerine getirildi ve Islahat Fermani ilân edildi (18 Subat 1856). Tanzimat'la kabul edilen hususlarin esas alindigi bu fermanla, Müslümanlarla Hristiyanlar arasinda esitlik saglandigi Avrupa'ya garanti edilmis oluyordu. Ayrica iç hukuk alaninda ve ticaret hukukunda da yenilikler getiriliyor, Ceza ve medenî hukukun bir bölümü, dinî esaslardan arindiriliyordu. Aslinda Tanzimat süreciyle baslayan bu degisiklikler, idari yapilanmada da kendisini hissettirmistir. 1868'de Sura-yi Devlet ve Divan-i Ahkam-i Adliye kurularak buralarda hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar görevlendirilmistir. Islahat Fermani ile getirilen düzenlemelerin uygulanmasi daha çok I.Abdülaziz'in tahta çikmasi (1861-1876) ile gerçeklesebilmistir.

Paris Antlasmasina imza koyan devletler, anlasma maddesinde de yer aldigi için Islahat Fermani'ni, Osmanli Devleti'ne müdahale etmede bir koz olarak kullanmislardir. Nitekim Fransa, Dürzilerin Katolik Marunilere saldirmasini bahane ederek Lübnan'a asker çikarmis ve 1871'e kadar orada kalmistir. Karadag'da çikan bir anlasmazlik yine büyük devletlerin araciligi ile halledilmistir (1862). Güçlü devletler tarafindan tesvik ve tahrik edilen Balkanlardaki Hristiyan topluluklari, çikardiklari isyanlar bastirilsa dahi, Osmanli Devleti'nden yeni haklar elde etmeyi basaracaklardir. Örnegin Sirplar ve Bulgarlar yeni haklar elde etmis, Eflâk ve Bogdan'in Romanya adi altinda birlesmeleri kabul edilmistir. Muhtariyet haklari genisletilen Misir'da, Ingiliz-Fransiz nüfuz mücadelesi kizismis, III. Napolyon'un tesebbüsü üzerine, Abdülaziz istemedigi hâlde Süveys Kanali projesini kabul etmek zorunda kalmis ve kanal 1869'da büyük bir törenle açilmistir.
diplomatik ve siyasi tarihin en ünlü olaylarından birisidir.kabaca özetlenecek olursa; 1774 küçük kaynarca anlasması ile osmanlı sistemi iflas bayrağı çektiğini tüm dünyaya gösterir. ancak bu durum, aç çakallar gibi imparatorluğun etrafinda bekleşen batı ülkeleri arasında yeni bir kavganın başlamasına neden olur. kavganın nedeni, er geç çökmesi beklenen türk devletinin yaratacağı güç boşluğunu kimin dolduracağıdır. eski dünyanın stratejik düğüm noktası olan anadolu ve dünyanın en stratejik iki su yolunun (bkz: bogazlar) hakimiyetini ele geçirenin kısa sürede tüm avrasyaya hükmünü yayabileceği yüzyıllardır bilinmektedir. osmanlının tükenişiyle sahne artık hazırdır. baş aktörler sıcak denizlere açılmayı milli ülküsü sayan rus imparatorluğu ile ingiliz tacının en parlak mücevheri olarak adlandırılan hindistan'ın yolunu güvenceye almaya kararlı olan britanya imparatorluğudur. fransa, avusturya, daha sonra ise milli birliğini tamamlayan almanya ve italya'nın da işe karışmasıyla mesele dünya diplomasisinin göbeğine oturur.

anadolu ve boğazlar güç dengesini öylesine değiştireceklerdir ki herhangi bir büyük gücün buralara hakim olmasi tüm dünya düzeninin tepetaklak olması anlamına gelecektir. büyük güçlerin hiçbirisi bu duruma razı olamayacağı için batı diplomasisi gayrı-resmi bir konsensusa varır: çökmekte olan osmanlı imparatorluğu tüm büyük devletlerin çıkarlarının gözetilecegi bir yarı sömürge haline getirilecek ve nihai paylaşımına karar verilene kadar suni teneffüsle yaşatılacaktır. batılılar osmanlıya yeni konjonktüre uygun bir isim de bulmakta gecikmezler: avrupanın hasta adamı. 1789'da fransız ihtilali patlak verir. ardından gelen napoleon fırtınası ise tüm avrupa düzenini değiştirecek gibidir. ancak reaksiyoner güçler napolyon'u yenerler ve 1815 viyana kongresinde savaş öncesi statükoya dönülür. doğu sorunu ise yeniden eski mecrasına girer. bu sırada osmanlı artık sistemini yenibaştan kurması gerektiğini yoksa sonunun hiç de hayırlı olmayacağını tüm açıklığıyla görmüştür. ne var ki,avrupanın napolyonla boğuştuğu sırada, fırsattan istifade yapılmaya çalışılan nizamı cedit devrim denemesi irtica-devşirme-ayan işbirliğiyle boşa çıkartılır. bu bir dönüm noktasıdır; taşlarını tekrar yerine oturtan batı artık osmanlıya nefes aldırmayacaktır. imparatorluğun en uzun yüzyılı artık tam anlamiyla başlamıştır. bu yüzyıl asırlardır imparatorluğun çekirdeği olan balkanların elden çıkışını; evladı fatihan'ın sözümona uygar dünyanın alkışları altında etnik temizliğe tabi kalışını görecektir. kirim savaşi ve 93 harbi'nde rusların osmanlıyı yıkması son anda diğer batı devletlerinin müdahalesiyle önlenir. ancak dünya dengeleri değişmektedir. birliğini kuran almanya avrupanın yeni hegemonik gücü olarak ortaya çıkmış; yine, yeni birliğini kurmus olan italya ve varlığını sürdürme çabasındaki avusturya-macaristan'ı yanına alarak merkez devletler ittifakıni kurmuştur. bunun sonucunda fransa ve rusya ittifaka girerler. almanyanın sömürge peşine düşmesi ingiltereyi de fransa ve rusyanın tarafına iter. 1904 yılında üçlü antant kurulmuştur. hasım iki kutup artık savaş yolundadır. ancak şark meselesi hala çözümsüz olarak antant için önemli bir pürüzdür. nihayet 1908 yılında reval görüşmeleri ile ingiltere ve rusya osmanlının paylaşımında anlaşır. tabii bunu almanyanın kabul etmeyeceği kesindir. emperyalistlerin kapışması için herşey tamamdır artık.

bu arada ise osmanlı bos durmamış, 1826 vakai hayriyesi ile kör-topal da olsa çağdaşlaşma yoluna girmiştir. sömürgecilerin arasındaki uzun ihtilaf yılları aralarında mustafa kemal, enver paşa, ziya gökalp gibi çağdaş uygarlığı özümsemiş kişilerden oluşan çekirdek kadroların yetişmesine olanak sağlamıştır. yeni nesil 1908 jöntürk devrimiyle tarih sahnesine çıkar. avrupa cephesinde ise almanya, afrika ve doğu asya'nın artık paylaşılmış olduğunu kabul etmek durumunda kalmış;bunun üzerine drang nach osten yani doğuya yürüyüş ismiyle yeni bir politika belirlemiştir. bu politika osmanlı devletinin alman desteğiyle yaşatılması ve en nihayetinde bir alman uydusu halıne sokulması;ardından da hindistan ve kafkasyaya saldırı için bir sıçrama tahtası olarak kullanılmasını öngörmektedir. antant'ın osmanlıyı paylaşmaya kesin karar vermesi ile beraber türkler için almanya'ya sarılmaktan başka çare kalmaz. bu tastamam ölümü görüp sıtmaya razı gelmek durumudur ancak yapacak başka sey kalmamıştır.balkan savaşı felaketinin ardından ipleri ele alan ittihat ve terakki, osmanlının düştüğü çıkmazın farkında olarak çaresiz son kavgaya hazırlanır.

1914 yılında dünya savaşı patladığı zaman hasım kutupların ikisinin de ana savaş gayelerinin başında, şark meselesinin kesin olarak kendi lehlerine çözümü gelmektedir. ancak savaş beklendiği gibi gitmez;batı devletleri kuzey fransada kazdıklari siperlerde birbirlerinin sonunu getirecek sonuçsuz bir yıpratma savaşına girerler. rusya, zayıf ekonomisi savaşın ağırlığı ile çökünce bolşevik ihtilaline sahne olarak paylaşım sofrasından çekilir. osmanlı ise önce çanakkale savaşları ile kendine yönelen saldırıyı püskürtür, ardından da filistin ve irak cephelerinde mucizevi bir savunma yaparak zaman kazanır. 1917'de rusyanın çöküşü kaybedilen kars ve ardahan'in kurtuluşunu getirmekle kalmaz, kafkasya'da mevziler kazanmamızı da sağlar. ancak ekonomi tamamen alman desteğiyle ayaktadır ve 1918 eylülünde bu bağ kopunca arap cephesi de çöker.artık savaştan çekilmekten başka yapılabilecek birşey yoktur.

30 ekim 1918 tarihinde imzalanan mondros ateşkesi ile osmanlı ordularını dağıtmayı, boğazları antant güçlerine açmayı kabul eder. artık ülke fiilen emperyalistlerce işgal edilmiştir. ancak hem fransa,hem de ingiltere savaşın korkunç yükü altında tükenmiştir ve osmanlı topraklarını kendi askerleriyle işgal edecek halde değildirler. bunu yapmak için sahibinin sesi yunanistan maşa olarak ortaya sürülür. megali idea hayalleri ile kıvranan yunanlılar bu onursuz usaklığı düşünmeden kabul ederler. izmir işgal edildiğinde tarih 15 mayis 1919'dur. 1920 yılında imzalanan sevr antlaşması ile de anadolu türklüğünü ortadan kaldırma planına kesin nokta konur. şark meselesi artık çözülmüştür. yoksa çözülmemiş midir ?

anadolu türkü varlık-yokluk mücadelesinin basladığını anlamış, kuvayı milliye ile gerilla savaşına girişmiştir. 19 mayıs 1919'da anafartalar kahramanı mustafa kemal paşa ordu müfettişi olarak tayinini istediği samsun'a ayak basar. hemen ardından ise dağınık haldeki direniş odaklarını birleştirmeye koyulur. 20.yüzyılın akıl almaz mucizesi olan türk kurtuluş savaşı artık resmen başlamıştır. samsunda baslayan yol 9 eylül 1922'de izmir'de yunan maşaları ile emperyalist efendilerinin kesin hezimetiyle sona erecek, yok olduğu,tükendiği varsayılan türk, cevabını tokat gibi verecektir. anadolu'nun ilelebet türk hakimiyetinde kalacağını kesin surette perçinleyen lozan antlaşması ile de şark meselesi, emperyalizmin herhalde işin başında asla tahmin edemeyeceği bir nihai sona ulaşacaktır.
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 10:10 AM.


Copyright ©2005 - 2008 Arkasokak.Net
Tasarım: NoDRaC
Bize Ulaşın - Gizlilik İlkesi - En Üst
Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0