Tarih icinde Batı'nın 10 Büyük Yalanı konusu , "Eski Yunanistan uydurmacası nasıl imal edildi?" alt başlıklı kitabınız, oldukça ilginç, Samir Amin'in "Avrupa Merkezcilik" ve Edward Said'in "Oryantalizm" isimli çalışmalarının yanına koyulacak değerdeki kitabınızın bir çok yönden tarihçi ve ...
![]() |
|
#1
| ||||
| ||||
| Batı'nın 10 Büyük Yalanı "Eski Yunanistan uydurmacası nasıl imal edildi?" alt başlıklı kitabınız, oldukça ilginç, Samir Amin'in "Avrupa Merkezcilik" ve Edward Said'in "Oryantalizm" isimli çalışmalarının yanına koyulacak değerdeki kitabınızın bir çok yönden tarihçi ve düşünürlere ilham verici, kışkırtıcı tezleri var. Adeta 'küresel bir resmi ideoloji' haline getirilmiş olan 'Batı uygarlığı' masalının 'Eski Yunan' efsanesine dayalı köken iddiası neredeyse bütün dünyada eğitim müfredatlarının değişmez ezberi durumunda. Batı merkezli tarih ve dünya görüşünün 'bilimsel' kılıflı tezler ve bunlara dayalı kitap, film, belgesel, v.b. malzemelerle süslenen propaganda tasallutu altında, çok az insan zihnini yalanlara karşı koruyabiliyor. Üstelik bizim gibi batıcılığın kraldan çok kralcılık olarak sergilendiği ülkelerde 'kral çıplak' demenin mümkün olan tek yolu, batıya körü körüne düşman olmak ya da bütünüyle reddetmek olunca, yalan ile gerçeği ayırmak daha da zorlaşıyor. Oysa Batı merkezli tezleri sorgulamak ve alternatif gerçeklikleri gün ışığına çıkarmak için topyekün batı düşmanlığı gibi "Batılı" bir davranış yerine, hikmeti ve hakikati aramak gibi daha makul ve soğukkanlı bir tutuma ihtiyaç var. Bay Bernal, 'Kara Atena', işte bu makul yöntem için örnek teşkil edecek özellikte bir çalışma. Avrupa merkezci bakış açısının 'Avrupa, Batı, Uygarlık' gibi kendi üzerine kurguladığı imajın esaslı bir sorgulamasını yapıyor. Kabaca, Grek - Roma ve Yahudi-Hıristiyan geleneği ve kültürü üzerinde yükseldiği iddia edilen 'Batı Uygarlığı' masalının bu genel kabul görmüş kökenlerinin sorgulaması, çarpıcı sonuçlar ortaya çıkarmış. Her şeyden önce, Antik Yunan - Roma - Yahudilik - Hıristiyanlık - Aydınlanma - Kapitalizm şeklinde çizilen ve bütün batı dışı toplumlardan ileri ve üstün olarak sunulan Batı uygarlığının tarihi gelişim şemasının bütünüyle yalanlardan ibaret olduğunu ileri sürüyorsunuz. Bu çerçevede 'Antik - Helen' uygarlığının, gerçekte 18. yüzyılda kiliselerinde dahil olduğu Avrupa entelektüel çevrelerinde Yunanistan'ın Osmanlı'ya isyanı ile başlayan süreçte ortaya atılıp geliştirildiği ve daha sonra yine kilise çevreleri ile çatışma içinde olan Gülhaç Tarikatı - Masonluk mahfillerinin 'Eski Mısır' kaynaklı tezlerini reddetme çabası içinde olgunlaştığını belirtiyorsunuz. Buna paralel olarak, daha genelde, Almanya'nın ırk temelli kendini inşa sürecinde 'Saf - Ari' ırkın kökeni olarak, İngiltere'nin de sömürge amaçları için yerli halkla bağ kurmak amacıyla birlikte inşa ettikleri 'Hind - Avrupa' kültürü, dili, Aryan Uygarlığı gibi tezlerinde benzer ideolojik amaçların ürünü olduğunu vurguluyorsunuz. Britanya'yı 1701 - 1901 yılları arasında yöneten Alman kökenli Hanover Hanedanı'ndan Kral George II tarafından İngiltere ve Almanya arasında kültür köprüsü olması amacıyla 1734 yılında kurulan Gottingen Üniversitesi çevresinde geliştirilen bu tezler, ırkçılık ve sömürgeciliği meşrulaştırıcı bir Doğu - Batı, kültür, uygarlık ve tarih kurgusuna dayanıyor. Öte yandan Napolyon'un Mısır Seferi ile başlayan süreçte ise Fransa'da 'Mısır' merkezli başka bir kurgu üretiliyor. Fransız İhtilali ve Napolyon üzerindeki etkileri tartışılmayan Gülhaç Tarikatı ve spekülatif masonluğun eski Mısır dini, hermetizm, Mısır gizemleri, tapınak ve sembollerine olan bağlılıkları, 19. yüzyıla kadar Fransız entelektüelleri çevrelerinde Mısır'ı Batıda gören ve Batının kökeni olarak algılayan tezleri canlı tutuyor. 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde bu tezler, bugünkü ortalama Avrupa Merkezci Batı Uygarlığı masalında ittifak ediyor. Batı ve Batılılar üstün ari ırktan, Hind Avrupa dili konuşan, parlak Antik Yunan Uygarlığı'nın yeniden doğuşunu simgeleyen ileri kapitalist uygarlığının yaratıcıları olarak kendi imaj masallarını tamamlıyorlar. Ve Türkiye dahil, dünyanın bütün çocukları bu masalları okullarda ezberliyor. Aydınları bu yalanlar üzerine fikirler geliştiriyor, siyasetçileri bu uydurmaların hayranı oldukları ölçüde iktidar olabiliyor. Bay Bernal, kitabınızda bu masalları enine boyuna, örnekleri ve tarihi gelişimi ile sorgularken, Eski Yunan'ın Mısır ve Fenike kaynaklı olduğunu, esasen Antik Yunan Uygarlığı olarak anlatılan inançlar, kültür, mimari, felsefe ve dil'in büyük ölçüde M.Ö. 2100 ile 110 yılları arasında Yunanistan'ın Mısır kolonisi olduğu dönemde üretilmiş olduğunu ileri sürüyorsunuz. Yine Platon dahil birçok yunan filozofunun Mısır'da eğitim gördüğünü, Yunanca'nın üçte birinin Eski Mısır ve Sami dillerine ait kelimelerden oluştuğunu, Girit, Mykene ve İyon (Anadolu) kültürlerinin de aynı etkinin ürünü olarak geliştiğini belirtiyorsunuz. Bu noktada, dikkat çekici birkaç hususa işaret etmem gerekiyor. Öncelikle, kilise desteğiyle ve Yunanistan'ı Osmanlı'dan koparma sürecinde gelişen Antik Yunan hayranlığının karşısına, ısrarla Mısır - Fenike modelini ve nedense Arapça ve Aramice'yi atlayıp sadece 'İbranice'ye vurgu yaparak 'Sami' kökeni öne çıkarıyorsunuz. Bu tavrınız, 'köklerimde biraz Yahudilik de var' dediğiniz kişisel eğiliminizin ürünü gibi görünüyor. 'Sami' kavramını, Sami halklarının binde birini dahi oluşturmayan ( hatta sami oldukları bile tartışmalı) 'Yahudiler'e karşılık olarak kullanmanız, Mısır ve Fenike'yi de aynı bağlamda bir tür Yahudiler'in etkilediği ve hatta yönettiği uygarlıklarmış gibi sunmanız bir hayli kuşku uyandırıcı doğrusu. Bu noktada, Yahudilerle Elenler arasında, Yahudilikle Hıristiyanlık arasında, Gülhaç Tarikatı-Masonluk geleneği ile Kilise arasında ve Katolisizm ile İngiliz Protestanlığı arasındaki çelişki ve çatışmaların, Yahudiler - Gülhaç Tarikatı - İngiliz Protestanlığı'nın Katolisizme karşı ittifakının, bu tarih tezleri ve köken iddiaları konusundaki farklılıklarla ilgisi üzerinde soru işaretleri beliriyor. Sonuçta, tarafların birbirleri hakkında öne sürdüğü iddialar, Batı dışı toplumlar için bir tür zengin bilgi malzemesi sunuyor. Ancak, öte taraftan Batı da bu konularla ilgili her hareketlenmenin bahsi geçen çelişkiler ve tarafları ile ilgili bir özel amacı içerdiğini unutmadan, bu malzemeleri değerlendirme gereğini vurgulamak gerekiyor. Son dönemde, gündem oluşturan "Da Vinci Şifresi" isimli kitabın ve ona cevap niteliğindeki 'Tutku' isimli filmin, bu saflaşma ve tarihsel çatışmanın Post-Modern örnekleri olduğu düşünülürse, Eski Yunanistan uydurmacasının haklı ve doğru eleştirisinin de, son tahlilde 'özel' bir manası olduğunu düşünmemek için bir neden bulunmuyor. Bay Bernal, bu ihtiyat payı ile birlikte, 'Batı Uygarlığı' masalına içerden ve çok sağlam darbeler indiriyorsunuz. Müslümanlar üzerinden tanıdıkları Yunan, Doğu'dan devşirilen Hıristiyanlık, Sömürgecilikle Asya'nın, Amerika'nın ve Ortadoğu'nun bütün beşeri, maddi ve manevi zenginlikleriyle geliştirilen endüstri devrimi, aynı süreçte insanlığın bütün kadim bilgelikleriyle tanışarak gelişen bilimsel - teknolojik devrimler, kiliseye karşı Doğu bilgeliğinin izinde gelişen Aydınlanma felsefesi, hepsinin toplamında oluşan ünlü 'Batı Uygarlığı' masalı işte bu. Mükemmel olan tek yanı tüm bu hırsızlıkların örgütlenişi… Olumlu yanı ise, tarihsel akışı hızlandırmış olmak. Takdir etmek lazım, yorgun, statikleşmiş ve totolojik bir tekrar içinde çürümekte olan Batı dışı dünyayı uykusundan uyandırıp yeniden harekete geçmeye zorladı. 'Batı'nın insanlık adına tek olumlu ve ilerici rolü de, işte bu. Bay Bernal, doğrusu bu kitabı bir doğulu, örneğin bir Türk yazmış olsaydı, kimse ciddiye almaz, yüzüne bile bakmazdı. Ama siz bir İngilizsiniz ve İngilterede uzun süredir varolan bir eleştirel bilim geleneğinin içinden geliyorsunuz. Bu nedenle, kitabınız başta Yunanistan olmak üzere, batıda büyük tepkilere neden olmuş. Bir çok reddiye yazılmış. Ama yinede, ileri sürdüğünüz sorgulama yöntemi ve savların çürütülmesi mümkün olamayınca, suskunlukla geçiştirilmeye çalışılmış. Ülkemizde de, üzerinde durulduğunu söylemek zor. Oysa, 'küreselleşen dünyada, tamda AB'ye girmek üzereyken' ya da 'Kıbrıs sorunu vesilesiyle AB'cileri suçlarken, bu kitap çok lazım olabilirdi. Galiba, bizim ulusalcılarda, Avrupacılar ve Amerikancılar kadar 'batı yalanlarına teşne durumdalar..Her iki tarafta, nedense bu kitabı görmezden geldi. Oysa en azından Yahudi muhiplerinin işine yarayabilir, tutku filmine karşı yeniden gündem yapabilirlerdi. Neyse, bay Bernal, ben acizane senin kitabından da cesaret alarak uzun süredir amatörce savunduğum ve üzerinde çalışılarak bilimsel çerçeveye oturtulması gerektiğine inandığım 10 büyük batı yalanını bu vesileyle paylaşmak istiyorum. Tabii ki henüz olgunlaşmamış ve en az batılı yalanlar kadar ispatlanabilir ya da yanlışlanabilir bir takım iddialarım bunlar. 'Kara Atena'yı da sayarsak, Bay Bernal, tüm dünyayı istila eden bu Batı Uygarlığı yalanının üzerinde bina edildiği 10 büyük yalanı sıralamaya çalışalım: 1-Tarihöncesi İnsan telakkisi: Avrupa merkezli antropoloji ve arkeoloji çalışmalarının soyutladığı ilkel insan telakkisi, sosyal evrim süreci ile batılı beyaz adamı en gelişkin tür olarak yorumlayan insan anlayışının meşrulaştırılmasına dönük bir başlangıç öyküsüdür. Bu bağlamda, tarihöncesi, ilkel toplum, sosyal evrim, ırkların ve dillerin oluşumu gibi konulardaki batılı tezlerin büyük bir kısmı bilim dışıdır. Anglo Sakson, Alman ve Fransız antropoloji ve arkeolojisi, özellikle 18. yüzyılda başlayan bu sözde bilimsel araştırmaların sömürgecilikle bağlantılı amaçları bağlamında değerlendirilebilir. Yazının bulunuşundan önceyi ifade eden ve insanın ortaya çıkışı ve gelişmesine dair ortaya atılan her tezin, son tahlilde hipotez olma dışında bir şansı yoktur ve bu manada yanlışlanması yada doğrulanması mümkün olmadığı için, bilimin değil, inancın ölçüleri geçerlidir. Batılı tezler, bilimsel süsü verilmiş modern hurafe ve efsanelerden ibarettir. Bu konularda isteyen istediği başlangıç öyküsüne inanabilir ve hiçbir öykü diğerinden daha üstün, bilimsel ya da doğru addedilemez. İlerde bir gün 'zaman makinesi' türü icatlar olupta bu meşhur fantezi gerçekleşirse, sadece o zaman bu konuya dair bilimsel ve gerçekçi tezler gündeme gelebilir. Bunun dışında tarihöncesine ait tüm batılı tezler, laf-ı güzaftan ibarettir. 2- Antik çağ yalanları: Genellikle yazının bulunuşundan İsa'nın doğumuna kadar olan dönemi ifade eden antik çağa dair batılı tarih okuması, tamamen yalanlardan ibarettir. Bu döneme ilişkin uygarlığın doğuşu ve kökeni başlıklı tüm tezler, sözü bir şekilde 'üstün ve yüce batı uygarlığı'na bağlamak için icat edilmiştir. Antik çağa dair arkeolojik çalışmaların arka planı, arkeologların çalışma teknikleri, bulguları yorumlama tarzları ve şablonlarını doğrulama amaçlı okuma biçimleri, son derece gülünç ve hatta çocukça niyetlerin dışavurumu gibidir. Bir ev veyamezar kalıntısından, bütün bir döneme dair son derece ayrıntılı sonuçlar üretebilen batılı arkeologların hayal gücü, p***ologlar için orijinal malzemeler sunabilir. 3- Eski Yunan uygarlığı: 'Üstün ve yüce Batı uygarlığı'nın antik kökeni olarak sunulan Helen- Grek- Yunan efsanesi, bay Bernal'in hacimli çalışmasının da gösterdiği gibi, tamamen bir uydurmacadır.Yunan uygarlığı olarak sunulan bütün malzeme, Mezopotamya- Akdeniz havzasının, özellikle Sümer-Babil, İran, Mısır, Fenike ve Anadolu'nun Mora yarımadasındaki etkilerinden ibarettir. Eski Yunan'ın, bugünkü Yunanistan'dan hiçbir farkı yoktur. Yani, Küçük ve etkisiz birkaç şehir devletinden ibarettir. Yunan filozofları olarak bilinen bütün isimler, Mısır, İran ve Anadolu'da üretilmiş bilgi ve felsefenin kayda geçiricisidirler. Ki çoğu yunanlı bile değildir. Yunancayı tarihe taşıyan Büyük İskender'in seferleri olmuştur. M.Ö 300 lü yıllardaki İskender fetihleri sayesinde bütün Ortadoğu ve Asya bilgeliği Yunanca dilinde kayda geçirilmiştir. Eski Yunanın tek önemi budur. 4-Pagan Mitoloji: Mitoloji, çoğunlukla eski Yunan eksenli ve çoktanrılı-pagan kültür ve inançların kutsal kitabı muamelesi yapılan bir alandır. Bugün de edebiyat, siyaset, sinema ve belgesel konusu olarak sıkça kullanılan ve daha çok eski yunan mitolojisi olarak işlenen temalar, semboller ve efsaneler, esasen bütün Ortadoğu'ya ait masallaşmış halk söylenceleridir. Büyük çoğunluğu, Homeros'un Odyssea ve İlyada isimli kitabına dayanır. Ki bu kitabın aslı ve Homeros'a ait olup olmadığı da tartışmalıdır. Daha da önemlisi, mitoloji, başka bir açıdan antik dönemlerin bilimselliği olan astronominin şifreli dilidir. Dönemin bilginleri, tıpkı bugünkü ileri teknoloji sahipleri gibi, sahip oldukları bilgiyi herkesten gizleyerek, kendi kurumsal otoritelerini sağlamışlardır. Din adamları-rahipler sınıfı olarak bilinen bu bilginler, aslında siyasal iktidarların ortağı olan bugünkü bürokrat-aydın sınıfa benzer bir konuma sahiptirler. Bu manada, astronomi bilgisini halka astroloji ( büyü ve fal ) olarak sunmuşlardır. Öte yandan batılı bilginlerin eski çağ toplumları için çok tanrılı şablonlar kullanmaları da ilginçtir. Her antik kalıntının başına gidip, buldukları yazıtlar ve heykellerden, o toplumların inandıkları tanrıların sülalesini çıkartmaları, batılı pagan bilinçaltının tarihe ve tüm insanlığa mal edilmesi çabasını yansıtmaktadır. Gerçekte ise, mitolojik tanrılar olarak sunulan isimler ve sembollerin tanrıları değil, kahramanları, önemli kişileri ve kralları ifade ettiği söylenebilir. Yani eski insanlar, buldukları, gördükleri, korktukları, ya da bilmedikleri her şeye tanrı diye tapan ***** yaratıklar değildir. Aksine tıpkı bugünkü gibi, büyük devlet adamlarına, ünlü kişilere, saygı duydukları sanatçı ya da bilgelere perestij etmekteydiler. İnsanoğlu, tarihin ilk dönemlerinden beridir, daima tek bir tanrıya inanmıştır. O tanrının ismi ya da görüngüsü farklı olabilir. İlahi dinler, insanlara birden fazla tanrıya inanmayın derken, ilahlık iddiasında bulunan yani insanlara hükmeden, mülklerini ve zihinlerini çalarak kullaştıran siyasi otorite sahiplerine boyun eğmeyin demektedir. Bunu teolojik düzeyde, Allahtan başka bir şeye olağanüstü güç yada işlevler atfedilmesi de dahildir. Ki bu manada bugün diktatörler, kutsal devlet, kutsal mezar ve kişilere aşırı perestij veya ideolojilere dogmatik bağlılık, tamda mitolojik bir hadisedir ve eski çağlardakinin hemen hemen aynısıdır. Batı bilinçaltı, Kelt-Germen barbarlığının pagan izlerini tarihe uyarlanan bir şablona dönüştürmüştür. Mitoloji, esasen antropoloji, astronomi ve sosyal p***olojidir. 5- Roma imparatorluğu ve Batı: Roma imparatorluğu, batının politik ideası olarak yorumlanır. Roma çağı ve düzenine olan ilgi 18. ve 19. yüzyıldaki karmaşa ve çatışmalar döneminde güç, düzen ve istikrar ihtiyacı nedeniyle batılı tarih panteonunda idealaşmıştır. Mezopotamya-Akdeniz havzasının en batısındaki imparatorluk düzeni olarak Roma ile, batının ve Katolik kilisesinin idealaştırdığı Roma efsanesi arasında ciddi farklar vardır. Her şeyden önce, Anadolu kökenli Etrüskler tarafından kurulan Roma ile bugünkü batılı toplumların etnik ve kültürel olarak bir ilişkisi yoktur. Aksine, bugünkü Avrupalıların ataları olan Germenler, Normanlar, Vizigotlar, Saksonlar, Roma'nın kuzeyli barbarlar dediği baş düşmanlarıdır. Bugünkü Avrupa'nın tarihi, M.S 476 yılında Batı Roma imparatorluğunun yıkılışı ile başlar. Bu bağlamda, Grek-Roma mirası söylencesi de bir yalandan ibarettir. Roma'nın gerçek mirası Doğu Roma- Osmanlı imparatorluğu çizgisinde devam etmiştir. Avrupa Birliğini ya da ABD küreselliğini Yeni Roma düzeni olarak yorumlayan yaklaşımlarında yansıttığı gibi, bu Roma mirasına sahip çıkma çabası tamamen politik meşruiyet ve köken arayışının ifadesidir. 6- Antik Mısır, Yahudilik ve Masonluk: Antik Mısır'a dönük ilgi ve hayranlığın iki farklı kanalı vardır. İlki, Yahudilerin Musa efsanesini kendilerine mal edişinin çürütülmesini engellemektir. Yahudiler, M.Ö. 500'lü yıllarda Tevrat'ı yazarak o döneme kadar Ortadoğu'da varolan bütün dinsel ve siyasi gelişmeleri kendilerine mal etmiştir. En önemlisi, peygamberleri ve dini sahiplenmeleridir. Gerçekte, Mezopotamya ve Mısır tarihinde hiçbir önemleri olmayan, hatta bölgeye sonradan gelen bu topluluk, tıpkı bugünkü gibi fitne ve fesat çıkardığı zaman sürekli dışlanmış ve sürülmüştür. M.Ö 500'lü yıllarda Pers kralı Kyrus, bugünkü Anglo Saksonların siyaseti gibi, bu tüccar ve dağınık topluluğu hem kullanmak hem de denetim altında tutmak için Filistin'e yerleştirmiştir. İşte bu dönemde Yahudi bilginleri ve siyasetçileri, İran, Babil ve Mısır'dan öğrendikleri tüm efsane ve bilgileri derleyerek Tevrat adı altında İbranice dille kayda geçirmişlerdir. Böylece kendilerin çok daha üstün olan toplulukların tarihten silinmesine rağmen varolmaya devam ettikleri bilinmektedir. Yahudilik, bu sayede Zerdüşti, Arami, Babilli, Mısırlı peygamber ve öğretilerinin adıymış gibi kendini bugüne taşıyabilmiştir. Gerçekte İbrahimî gelenek ve Musa ile, Yahudiliğin hiçbir alakası yoktur. İlahi din, Musa mesajı olarak Kuran'ın Hanifler dediği, tarihi kayıtların Esseniler, Sabiiler, Samaritanlar olarak tanımladığı Musevi gelenekler üzerinden İsa'nın ve daha sonrada İslam'ın doğuşuna kadar Yahudilerden bağımsız bir çizgide gelmiştir. İşte bu nedenle, Yahudiler, gerek Kudüs'le gerekse de Mısır'la olağanüstü ilgilidir. Zira buralardaki kazılarda gerçek peygamber öğretileri ile ilgili kayıtların çıkmasından kaygılıdırlar. Tıpkı Ölü Deniz yazmalarının Hristiyan iddialarını boşa çıkarması gibi, Süleyman tapınağı ya da Mısır piramitlerindeki buluntuların da Yahudi yalanlarını ortaya çıkarmasından endişe etmektedirler. Bu amaçla, hem Kudüs'te, hem Mısırda hem de bütün Ortadoğu'daki arkeolojik kazılar, çoğunlukla Yahudilerce yürütülmekte ve finanse edilmektedir. İkinci Mısır hayranlığı kanalı ise, Gülhaç tarikatı ve masonlara aittir. Bunlarda aslında Eski Mısır inanç ve bilgeliğinin sürdürücüsü olduklarını iddia etmektedirler. Bu çerçevede, Eski Mısır'ın bilimsel bilgilerini ve keşiflerini, hermetik sırlar halinde ve şifreli kalıplar içinde devam ettirmektedirler. Bir çok bilimsel keşfin ve icadın bu tarikatlara üye bilim adamları tarafında yapıldığı bilinmektedir. Bruno, Copernik, Newton gibi bir çok kaşif bilim adamı, hermetik sırların izinde güneş merkezli evren biliminin yasalarını geliştirmişlerdir. Güneş merkezli kozmoloji, Mısır'dan öğrenilmiştir. Yahudiler ve masonların Mısır ilgisi, tıpkı eski Mısırda olduğu gibi, bilim adamlarının Mısır etrafında piramitlerin sırrı, sfenks efsaneleri, büyü ve gizli bilgiler gibi, sıradan insanların gözünü bağlayacak popüler kılıfların altına saklanarak sürmektedir. Gerçekte aradıkları, Mısır'ın uygarlık sırları değil, kendi varoluş ve devamlılık sırlarıdır. 7- Hind imgesi ve Ari ırk yalanı: Hindistan'ın sömürgeleştirilmesi sürecinde ortaya atılan Hind-Avrupa ilişkisi, bu bağlamda Hind-Avrupa dil grubu, Aryan ırkı, kavimler göçü gibi tartışılmaz kabul edilen şablonlar, bir başka meşhur yalanlardır. Britanya kraliyet sarayı ve Doğu Hind kumpanyasının finanse ettiği bilimsel çalışmaların ürünü olan bu tezler, tamamen sömürgeci amaçların ürünüdür. özellikle 18. yüzyılda Göttingen üniversitesi çevresi ile başlayan Hind ve Ari ırkı eksenli araştırma ve tezler, bugünkü Hind- Avrupa- Aryan bağlantılı yaklaşımların temelini atmıştır. Büyük İskenderin fetihleri sırasında meydana gelen büyük kültür karışımının ürünü olan dil ve etnik benzerliklerden yola çıkarak, üstün beyaz ırk, üstün Aryan kavimleri ve üstün çekimli diller şeklindeki teoriler geliştirilmiştir. Sanskritçe ile batı dilleri arasındaki bu benzeşimlerin Hind-Avrupa dil ailesi olarak modellenmesi ve bu model üzerinden batılıların sömürme amacıyla hedefe aldıkları her ülkede bir Hind-Avrupa dili ve topluluğu bulmaları söz konusu olmuştur. Geçmişte Hindistan, daha sonra İran, Ermeniler ve şimdi de Kürtler ve Kürtçe üzerinde aynı iddialar sergilenmektedir. Uygarlıkların Sami (yani Yahudi?)lerle Arilerin diyaloğundan doğduğu ve geliştiğini öne süren Yahudi- Hristiyan Batı ittifakı yanlısı tezlerde, daha özel düzeyde bu ittifakı geri kalan tüm dünyaya karşı meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Esasen Dil grupları ve Dil ailelerine dair tezler, son derece kuşkulu ve bir çok izaha muhtaç ek***likleri olan ideolojik teorilerdir. 1800'lü yılların başlarında ortaya atılan bu tezlere karşı, bugün Sauessur, Chomsky gibi çağdaş dil bilimciler, açıkça olmasa da ima yoluyla bu küresel resmi ideolojinin en 'bilimsel' iddialarına gölge düşürecek araştırmalar ve tezler geliştirmiştir. Ancak açıkça ve cesurca bu dil ailesi saçmalıklarını eleştirmek ve politik maksatlarını ifşa etmek hala tabudur. Bu tabuya karşı başka dil ailesi modelleri ( Ör. Öntürkçe) geliştirerek aynı saçmalıkta iddialarla mücadele etmeye çalışan alternatif ırkçılıkların da ötekinden bir farkı yoktur. 8- Hristiyanlık: Pavlus-Roma ittifakı: Batı, Hristiyanlık denilen bir dine inanır. Bu din , İsa peygamber tarafından vazedilen İseviliğin çarpıtılmış biçimidir. Hristiyanlık ve İsevilik iki farklı dindir. İsevilik, ilahi din geleneğinin devamı olarak Museviliğin ihyası şeklinde ortaya çıkmış ve hem Yahudiliğe hem de Roma paganizmine karşı gerçek evrensel tevhid öğretisini tashih etmiştir. İseviliğin, tıpkı Musevilik gibi devamı ve son hali İslam'dır. Hristiyanlık ise, Pavlus tarafından kodifiye edilerek Roma devletine ihale edilmiş tamamen politik bir akımdır. M.S 320'li yıllarda, Pavlus'un amacı doğrultusunda Roma bu akımı resmi ideolojisi yapmış ve doğu eyaletlerinde sağlayamadığı düzen, istikrar ve itaati bu yolla sağlayabilmiştir. Hristiyanlık, daha sonra Kilise yoluyla batının bütün politik ve ekonomik yönelimlerinin ideolojik aracı olma misyonu üstlenmiştir. Bu misyon, doruk noktasına sömürgecilik döneminde ulaşmış ve farklı mezheplerin temsil ettiği farklı kavimlerin politik ihtirasları bu öğretinin diliyle kendini meşrulaştırmıştır. Doğu kiliseleri, kısmen de olsa İseviliğe dair izler taşımakla birlikte, Hristiyanlığın resmi konsül kararlarına bağlılıklarını görünürde de olsa sürdürmektedirler. Ancak açık olan şudur ki, Hristiyanlık, asla İsevilik değildir. İseviliğin sembollerini kullanan, kendine özgü yarı pagan bir dindir. Müslümanlar, özellikle ezilen dünyada, bu gerçeği ve ayrımı vurgulayan bir tebliğ faaliyetine girişmek zorundadırlar. Latin Amerika, Hristiyanlıktan arındırılmalı ve İsevileştirilmelidir. Hristiyanlık, İsa adına uydurulmuş bir batılı pagan yalanıdır. 9- Doğu ve Batı imajı: Oryantalizmin ısrarlı çabaları ile tüm dünyaya kabul ettirilen Doğu ve Batı imajı başka bir büyük yalandır. Bu yaklaşıma göre, özetle, Batı; akıl, bilim, teknoloji, birey, özgürlük ve ilerlemedir, Doğu ise, ruh, duygu, metafizik, gelenek, dinsellik ve despotizmdir, şeklinde kategorileştirilen doğu ve batı algılamasının arka planı üstün batı uygarlığı masalının en önemli malzemesidir. Gerçekte, batı olarak sayılan tüm özellikler doğuda, doğu olarak sayılan özelliklerde batı da vardır. Yani bu tür genellemeler, hiçbir bilimsel ve etik ölçüye uymayan iddialardan ibarettir. Örneğin, Doğuda birey ve toplumla, batıda birey ve toplum telakkileri farklı olabilir. Ama bundan yola çıkıp, doğu toplumcu, batı bireyci gibi sonuçlara ulaşmak, uygarlık düzeyi olarakta batıyı ölçü alıp bu sonuçlar üzerinden doğuyu uygarlaştırmak gerektiğini eklemek içindir. Aynı şey, diğer doğu batı imajları içinde geçerlidir. Mesela, Batı da büyüye inanır, rafine bir totaliterlik vardır, dindar ve seküler cemaatçilik orada da egemendir. vb..Sentez ve terkib özelliği nedeniyle, oryantalist doğu ve batı imgelerinin tümüyle işlevsiz olduğu Anadolu, Osmanlı, Türkiye coğrafyası, ya da Avrasya bölgesi, bu doğu ve batı kategorik ayrımlarının ne kadar uydurma olduğunun en büyük ispatıdır. Oryantalist bir uydurma olan doğu ve batı imajı, maalesef, doğulu aydınlar tarafından bile kabul görmüştür. Bu imajın sahteliğini vurgulamak yerine, aynen kabul ederek, sadece tersinden doğunun üstünlüğünü ileri süren bir ideolojik mücadele içindedirler. Oysa bu ayrımı kabul etmek, batı uygarlığı yalanını kabul etmektir. Doğu ve batı, bir yön ve kültürel farklılık manasında masum ve gerçekçi kültürel farkların adı olabilir. Tıpkı dünyanın her bölgesinin bir dğiğer bölgesiyle hatta kendi çevresiyle bir şekilde farklılıklar içermesi gibi. Ama iki ayrı ve bir birinin zıddı uygarlık telakkisi olarak yorumlanması başka bir iştir. Doğu ve batı arasındaki kültürel farklar doğunun da batının da kendi içindeki kültürel farklardan daha keskin değildir. Ki bu doğaldır. Ama, batı uygarlığını doğudan kopartıp, ayrı, özgün ve üstün kılmak için uydurulan doğu ve batı imajları, doğal değil, yapay ve kötü niyetli bir yalandan ibarettir. Nitekim bugün yürütülen tüm emperyalist program, tıpkı geçen yüzyıldaki sömürgeci program gibi, bu ayrıma ve içerdiği uygarlaştırma iddiasına dayanılarak yürütülmüştür. 10- Batı, kapitalizm ve Modernlik: Batı ile özdeşleştirilen modernlik; endüstri devrimi, bilimsel-teknolojik keşifler, reform ve aydınlanma süreçlerinin hasılasıdır. Ancak bu süreçler, batı dışı dünyanın, Ortadoğu, Asya ve Amerikanın yerli kültür ve uygarlıklarının ürünüdür. Avrupa, sadece bu evrensel birikimde mükemmel hırsızlık yoluyla mekanı olarak yer tutmuştur. Modernlik, tıpkı M.Ö 7 binli yıllardaki Neolitik tarım devrimi gibi evrensel bir sıçramadır. Mezopotamyadaki tarım devrimi, o dönemin bir çok bölgesinde yaşanan değişimlerin bir sentezi ve birikimi halinde gelişmiştir. Modernlikte aynı şekilde Akdeniz'de gelişmiştir. Ancak sadece Avrupa'ya mal edilebilecek tek şey, kapitalizmdir. İnsan emeği ve doğanın sömürüsüne dayalı sermaye merkezli bu düzen, evet, batıya aittir. Ancak modernlik, insanın akla, bilgiye ve yeteneğine dayalı daha ileri bir uygarlık aşaması olarak, bütün insanlığa aittir. Batı ve modernliğin farklı olgular olduğu, daha doğrusu özgün bir batı uygarlığı olmadığı ve modernliğin mekanı olması nedeniyle batının modern uygarlığın sahibi ve yaratıcısı gibi davranmasının bir insanlık suçu olduğu açıktır. Bu manada, batı dışı modernliklerin gelişmesi ve yeni katkılarla uygarlığın gelişmesi için, önce bu batı merkezli uygarlık-modernlik-çağdaşlık yalanının tasallutundan çıkmak gerekmektedir. Bilim, akıl, teknik, özgürlük, piyasa, demokrasi, insan hakları, dünyanın her yerinde ve her toplumda insan olmak hasebiyle kökleri bulunan evrensel araçlardır. Batı, bu değerlerin sahibi gibi davranarak dünyaya pazarlamaktadır. Oysa denilebilir ki bat, sadece kapitalizmin sahibidir ve insanlık bir gün kapitalizmi sahibine iade edecektir. Gerçekte, kapitalizm, akıldışı, piyasa düşmanı, Tekelci yani birey karşıtı, şirket manasında cemaatçi, imtiyaz ve üstünlüklere dayalı, eşitlik, adalet ve özgürlük düşmanı bir sistemdir. Peki böyle bir sistem, nasıl sayılan modern değerlerin de sahibi olduğunu ileri sürebilir? Aksine, modernlik, kapitalizmin ve batının yenilmesi ve yıkılmasının en önemli silahıdır. Üçüncü dünya aydınları, yıllarca batıcılıkla batı düşmanlığı dışında bir modernlik perspektifi geliştiremedikleri içindir ki, bu değerler batıya tapulanmış, batıda dünyaya hiçbir şekilde sahip olmadığı bu değerleri satarak geçinmeye alışmıştır. Batını geçim kapısını elinden alarak kapitalizmiyle baş başa bırakmak, batı dışı dünyanın ve batıdaki anti kapitalist unsurların en önemli entelektüel uğraşı olmak durumundadır. Evet bay Bernal, 'Büyük yalanları' daha da çoğaltmak ve günümüzdeki yalanlarla artırmak mümkün. Şimdilik bu temel yalanlar, en azından batıya dair bir fikir oluşturmaya yeter. Esasen, ülkemizdeki gavur kayırıcıların, çağdaşçı batı ajanlarının biraz da olsa namuslu olanlarının uyanması için bu yalanlar yeterli. Ama, dertleri ülkemizi ve toplumumuzu gönüllü sömürge yapmak olanlar için ne dersek boş. Üstelik batıyı AB yüzüyle yeni keşfeden eski doğucuların neo batıcılığı sayesinde, batıcıların taze bir kendine güven dönemi yaşadığı günümüzde, bu daha da zor. 1204 yılında Latinler, kutsal haçlı savaşı adı altında Bizans'ı işgal etmiş, yakıp yıkarak yağmalamış, kiliselerde rahibelere tecavüz etmiş ve 80 yıl boyunca bin bir zulüm ve barbarlıkla Doğu Romayı yönetmişlerdi. O dönemde en moda akım neydi bilirsiniz; Latin hayranlığı. İşgalcilerle uzlaşan Bizans soyluları Latince okullar açma , Latin kültürünü öğrenme ve yayma yarışına girmişlerdi. Mezhep değiştirip Latin Katolikliğine geçiyor, geçmişlerini ve Ortodoksluğu aşağılıyor, Latin müziği, Latin yemekleri, Latin giysilerini moda yapıyorlardı. Şimdi, bütün dünya gibi, ülkemiz de nerdeyse iki yüz yıldır bemzer bir süreci bu kez batılılaşma adıyla yaşıyor. Bin yıldır insanlığın başına bela olan batılı barbarlığın engellenmesi ve yok edilmesi mücadelesi de sürüyor. Bu nedenle, önce teoride batı uygarlığı yalanlarını deşifre etmek, pratikte ise kapitalizmi tarihe gömmek gerekiyor. Bu insanlık çapında ve insanlık için en kutsal, en önemli ve hayati bir davadır. Bu dava için, niyetin başka olsa da, önemli malzemeler sunan kitabın için sana müteşekkiriz. Siz Yahudiler, bay Bernal, ve tapınakçılar, Protestanlar, Katolikler, Avrupalılar ve Amerikalılar, aranızda her konuda kavgaya devam edin, bu noktada elimizden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isterim. Yeter ki, bir birinizle uğraşın, bir birbirinizin kirli çamaşırlarını açıklayın ve bizden, tüm insanlıktan uzak durun.. kaynak(http://www.haber10.com/makale/936/) ![]() Fotoğraf Makinam: Canon Eos 400D + Kit Lens + Canon 50mm F1.8 |
|
#2
| ||||
| ||||
| güsel paylaşım kardeş.Ellerine sağlık... ![]() "TÜRKLERİN YENİ KAHRAMANI OLACAĞIM" MARVELTURK |