KİŞİSEL GELİŞİMİN ‘BİZCE’Sİ OLUR MU? - Nazmi Ekinci “İslam’da kişisel gelişim” kulağa hoş, bir o kadar da ilgi çekici gelen bir cümle. Sonunda bu cümleyi irdeleyen bir kitap yayınlandı. Armoni Yayıncılıktan çıkan “Kişisel Gelişim Medeniyeti, İslam Medeniyeti’nin Kişisel Gelişim Dinamikleri” isimli kitap, bu konuyla ilgilenen, dahası, kişisel gelişimle ilgilenen herkesin ilgisini çekebilecek bir kitap.
“Kişisel gelişim nedir? Günümüzde iş ve özel hayatında mutlu olmak isteyenlere yol gösteren ve altın çağını yaşayan kişisel gelişim ne kadar sağlıklı? Kişisel gelişimin bir doğası ve yöntemi var mı? Bu işin ‘bizce’si var mıdır? ‘Bizce’si varsa bu nasıl olmalı? Kişisel gelişim kavramlarını ve tavsiyelerini, inancımızla ve kültürümüzle bağdaştıramaz mıyız?” gibi daha pek çok soru varsa kafanızda ya da bu soruların cevaplarını merak ediyorsanız, bu kitap tam size göre! [İSLAM MEDENİYETİNİN KİŞİSEL GELİŞİM DİNAMİKLERİ - Turgay ŞİRİN - Armoni Yayınları]
FİLİBELİ’NİN ‘HİKMET’İ
Kitap meraklılarının daha çok ‘A’mâk-ı Hayâl’ adlı eseriyle tanıdıkları Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, bu defa, fikir adamı portresiyle karşımızda. Filibeli Ahmed Hilmi’nin, 1910–1912 yılları arasında haftalık olarak yayınladığı ve özellikle Sırât-ı Müstakîm ile birlikte, döneminin ‘materyalizm karşıtı’ cephesini oluşturan ‘Hikmet’ gazetesi, Türk Edebiyatı araştırmacısı Ahmet Koçak tarafından kapsamlı bir incelemeye konu edildi. “Hikmet Yazıları” adıyla yayınlanan kitap, Hikmet gazetesini, yayınlandığı dönemdeki yerini ve tesirlerini, iki yıl boyunca Hikmet’te neşredilen yazıları ihtiva ediyor. Başında Filibeli’nin hayatı ve fikirleriyle ilgili geniş bir malumatın da yer aldığı “Hikmet Yazıları”, Osmanlı’nın son dönemindeki fikrî akımlar ve bunlar arasındaki mücadeleye dair, kapsamlı bir ufuk sunuyor. [HİKMET YAZILARI – Ahmet KOÇAK – İnsan Yayınları]
BİR ‘SIDDIK’IN TANIKLIĞI
Mâlik b. Nebi, ömrünü, inandığı ‘din’in, her şeyden önce bir medeniyet projesi olduğunu anlatmaya adamış Cezayirli bir aydın. Cezayir’de başlayıp Fransa’da devam eden ve nihayet yine anayurdunda son bulan fırtınalı hayat yolculuğunu anlattığı kitabı “Yüzyılın Tanığı”nda, bizleri ‘derdini’ anlamaya davet ediyor Mâlik b. Nebi. ‘Sunuş’ kısmında, bu kitapta anlatılan hikâyenin kendisine Sıddık diye biri tarafından getirildiğini, yaptığının, sadece Sıddık’ın hikâyesini yayınlamak olduğunu söylese de, biz bu Sıddık’ın Mâlik b. Nebi’nin ta kendisi olduğunu anlıyoruz kitabı okuyunca. [YÜZYILIN TANIĞI – Mâlik b. NEBİ – Lale Kitabevi]
TAVSİYE EDERİZ:
MAZİYE BİR BAKIVER – DURSUN GÜRLEK – TİMAŞ YAYINLARI
ÖZGÜRLÜĞE KAÇIŞIM - ALİYA İZZETBEGOVİÇ – KLASİK YAYINLARI
HAÇLI SEFERLERİ – PROF. DR. IŞIN DEMİRKENT – DÜNYA YAYINCILIK
BU GÖZLER NELER GÖRDÜ! – REFİ CEVAD ULUNAY – SEBİL YAYINEVİ
MÜSLÜMAN-HIRİSTİYAN DİYALOĞU – MUSTAFA ALICI – İZ YAYINCILIK
ANEKDOT
OSMANLI KÜTÜPHANELERİ
İlk Osmanlı kütüphaneleri medreseler bünyesinde kurulmuştur. Bilinen ilk Osmanlı kütüphaneleri Bursa ve Bolu'da kurulmuş olan iki medresenin içinde oluşturulmuştur. Kültürel gelişmenin fetret döneminde durma noktasına geldiği Osmanlı Devleti'nde 15. yüzyılda II. Murad'ın padişahlığı döneminde yapılan medreseler, camiler ve tekke kütüphaneleri sayesinde, yeni bir Osmanlı kültür hayatı oluşur. II. Murad'ın 1430'da Edirne'de kurduğu Darü'l-hadis medresesinin vakfiyesine göre burada 71 cilt yazma eser bulunmaktaydı.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u fethettikten sonra bu şehrin İslâm dünyasının önemli bir kültür merkezi olması için uğraştı. Bu nedenle bazı Bizans kiliselerini medreseye çevirdi. Bazı kişisel kitaplarını da buralara bağışladı.
Hakkında kesin bilgi olan ilk kütüphane Fatih Sultan Mehmed tarafından 1459 yılında yaptırılan Eyüp Camisinde bulunan kütüphanedir. Daha sonra Fatih Sultan Mehmed 1463–1470 yılları arasında Fatih Camisini yaptırarak etrafına sekiz medrese kurdurdu. Bizans kiliselerinde bulunan sıraları buraya getirtti. Amaç, camide merkezî bir kütüphane kurarak kullanımı kolaylaştırmaktı. Sultan tarafından bağışlanan kitaplarla derleme sayısı 839'a çıktı. Ayrıca, Topkapı'da, Edirne'den gelen kitaplardan oluşan bir koleksiyon kurdu.
İstanbul ve İmparatorluğun diğer yerlerindeki devlet adamları ve ünlü bilginler tarafından kurulmuş kütüphaneler de vardı. Bunlar genellikle Edirne, Bursa, Amasya ve Konya gibi kültür merkezlerindeydi. II. Bayezid, Edirne, Amasya ve İstanbul'daki külliyelerinde birer kütüphane kurdurmuştur. Bunun dışında devrin devlet adamlarının, bilginlerinin gerek İstanbul'da gerekse Anadolu ve Rumeli'de kütüphaneler kurdukları bilinmektedir: ‘Alaiyeli Muhiddin, Atik Ali Paşa, Efdalzade Ahmed Çelebi ve Muslihiddin Çelebi İstanbul'da birer kütüphane kurmuşlardır. İnegöl'de İshak Paşa (1489), Edirne'de Noktacızâde Mehmed (1492), Manastır'da İshak Çelebi (1506), Prizren'de Suzi Çelebi (1513'ten önce), Amasya'daki Hatuniye kütüphaneleri bunlardan sadece birkaçıdır. (Kaynak: Millî Kütüphane Yazma Eserler Kataloğu)
BİLELİM:
Cönk (danadili - beyazî): Enine açılan kitaplara bu isim verilir. Genellikle halk şairlerinin şiirlerinden, kısa hikâyelerden ve dualardan oluşan mecmualardır.
Fevâid: Yazmaların aralarındaki ve sonlarındaki boş yapraklarında, zahriyelerinde, sayfa kenarlarında bulunan not şeklindeki faydalı bilgilerdir.
Hâmiş: Mektubun altına ilave edilen yazı.
Haşiye: Genellikle bir kitabın sayfa kenarlarına veya satır aralarına yazılan ve eseri açıklayan veya ek notlar şeklinde yazılan yazılardır. Hâşiye yapana muhaşşî denir. Hâşiyeler bazı hâllerde metinden ayrı bir eser şeklinde olabilir.
Mecmuatü'r-resail: Şark yazmalarında rastlanan diğer bir şekil de Mecmuatü'r-resail denilen Risaleler Mecmuasıdır. Bir cilt içinde çeşitli eserler bulunan kitaplara denir. Bu eserler bir arada ciltlenerek veya birbiri arkasına kopya edilerek mecmuatü'r-resail meydana getirilir.
Muhtasar: Bir eserin kısaltılmış şeklidir.
Murakkaât: Muhtelif yazı örneklerini içeren kitaplardır.
Müsvedde: Bir yazarın karalama hâlindeki notlarını oluşturan kitaplardır.
Sefîne: Türkçe gemi anlamına gelen ve çoğu kere birbiriyle ilgisi olmayan, büyük küçük hacimli eserleri bir araya toplayan kitaplardır.
Sevad: Notlardan, hat örneklerinden ve orijinalinden kopya edilmiş derlemelerdir.
Şerh: Bir eserin metnini açarak, açıklayarak meydana getirilen eserlere şerh, bu eserin müellifine de şârih denir. Şerhler genellikle metin ile bir arada bulunur. Metinden bir kısım alınır, altında onun şerhi (açıklaması) yapılır. Şerhler çoğu zaman esas metnin adını da içine alan isimler taşırlar. "Şerh-i Fususü'l-hikem", "Şerh-i Gülistan" gibi.
Şukka: Küçük kâğıt parçalarına yazılarak kitaba iliştirilmiş notlardır. Bu notlar, tarih, edebiyat ve sanat bakımından önemli olabilirler.
Ta’lîkat: Bir kitabın bazı yerlerini açıklayıp, aydınlatmak amacıyla o kitabın kenarına veya ayrı bir risale halinde yazılan düşünceler, fikirler, yorumlardır. Talik yazana talikacı, talikatçı denir.
Telhîs: Bir eseri hulâsa ederek, kısaltarak, özetleyerek meydana getirilen esere telhîs; telhîs yapana telhîsçi, telhisâtçı denir.
Telif eser: Herhangi bir konuda telif edilen, yazılan eserlerdir. Telif eden (yazan) kişiye müellif, telif edilen eserlere de ‘müellefat’ denir.
Zeyl: Bir eserin konusunu devam ettiren ve onu tamamlayan eserlerdir. Genellikle tarih, biyografi ve bibliyografya eserlerinde zeyller çoktur. Zeyli meydana getirene zeyl yapan veya zeylci denir. Zeyller, bazen eseri yazan müellif tarafından, bazen de başkaları tarafından yazılabilirdi. Ayrıca bir eser için birkaç zeyl yapıldığı da olurdu.
alıntı |