| Attila ATTİLA VE AETIUS: AY VE GÜNEŞ, GECE VE GÜNDÜZ ARASINDAKİ MÜCADELE!
Attila denilince zihnimizde pek çok imge uyanır. Bu imgelerin çokluğu, sanırım Doğu'ya göre Batı'da daha fazla hissedilir. Hun İmparatoru Attila'nın önemi, tarih içindeki yerini korusa da, nesillerden nesillere korku, hayranlık ve merakla aktarıla aktarıla Attila ismi bir efsaneye dönüşmüş, bu ismin çağrıştırdıkları tarihçiler kadar sanatçıların da ilgisini çekmiştir.
Batılıların barbar olarak gördükleri bir kavmin içinden, onları zekası ve gücüyle şaşırtan, bu şaşkınlığın hayranlığa dönüştüğü Attila dışında bir başka tarihsel kişilik bulmak oldukça zordur. Etrafına dehşet saçan bir savaşçı olmasına rağmen, Attila'nın bilime ve sanata olan merakı, Batılıların barbar tanımını oldukça zorladı. Acımasızlığıyla ünlü bu hükümdara, "Tanrı'nın kırbacı" sıfatını yakıştırıp, günahlarının bedeli olarak kendilerine gönderildiğini bile düşündüler. Hunlar ve Romalılar
Korku ve merakla iç içe geçmiş bu hayranlık, Avrupalı sanatçıların eserlerinde de yerini aldı, Verdi dahi "Attila" adında bir opera besteledi. Günümüzde de bu ilginin sürdüğünü, Attila'nın kitaplara ve filmlere konu olmaya devam ettiğini söyleyebiliriz.
Bunun son örneklerinden biri de William Napier'nin "Attila" adlı romanı. Napier, Attila gerçeğini, yarı kurgu-yarı gerçek bir romanla sunuyor. Hem tarihsel bilgilerden hem de hakkında uydurulmuş efsanelerden yola çıkarak, tarihi romanın başarılı bir örneğini kaleme alan Napier, bu romanla bu sıcak yaz günlerinde "Gladyatör", "Truva" ya da "İskender" gibi tarihi filmlerden keyif alan geniş bir okur kitlesinin ilgisini çekeceğe benziyor.
Milattan önce dörtyüzlü yıllarda geçen bir konuyu, sanki o günleri yaşamış gibi anlatan yazar, kitabın önsözününde ve sonsözünde karşımıza çıkan tarihçi Panium'lu Priscus'un kılığına giriyor. Dönemin atmosferini, tarihsel gerçekliğe bağlı kalarak canlandıran yazar, görselliği güçlü bir anlatım sunuyor okura. Bir savaş anını tüm yönleriyle ve ağır çekimlerle izliyormuşuz hissini verebilecek güçteki sinemasal anlatımın, kitabın bestseller olmasında etkili olduğu açık. Diyaloglardaki sürükleyicilik, kurgunun şaşırtıcı yapısı ve canlı tasvirlerle, Attila'nın yaşadığı dönem, tüm çıplaklığıyla okura sunuluyor. Ama bu çıplaklık, hayallerle de süsleniyor.
Bir efsaneye göre Attila, çocukken Romalılar ile Hunlar arasında yapılan anlaşmayla Roma İmparatorluğu'na rehin olarak verilir. Attila'nın karşılığında da General Gaudentius'un oğlu Aetius, Hunlara teslim edilerek, diğer barbar kavimlere karşı Hunlar ve Romalıların ittifak yapması sağlanır. Paylaşılan kader
Yazar, bu efsaneyi, bize tanıdık gelecek iyi ve kötünün mücadelesi olarak sunmamayı tercih ediyor. Priscus'un ağzından Attila ve Aetius'u gece ve gündüze, güneşe ve aya benzeterek, aynı kaderi paylaştıklarını söylüyor. Onları hiçbir güç ayıramadığı gibi, hiçbir güç de birleştiremiyor. İkisi de saraylarından kaçıp yurtlarına dönebilmek için çeşitli maceralara atılıyor, bu kaçış serüvenlerinde kendilerini ve hayatı daha iyi tanımalarını sağlayacak çeşitli sırlar ve ilginç olaylarla karşılaşıyorlar.
Zamanla çok yakın dost olan Attila ve Aetius'un kaderi, onları dünyanın kaderini belirleyecek büyük bir savaşta karşı karşıya getiriyor. Ay ve güneş, gece ve gündüz arasındaki mücadele gibi... |