Arkasokak Logo
Kayıtsız, hoş geldiniz.





Forum Arkasokak > ARKASOKAK MEKAN > Güncel Konular » Pkk-kadek Hakkinda Bİlgİ !!!
1970’li yıllarda dünya da yükselen gençlik hareketlerinin Türkiye’ye yansıması nedeni ile ülkemizde birçok yasadışı terör örgütü kurulmaya başlanmıştır. PKK’nın temeli ...

Cevap
  #1  
Eski 02-10-2007, 09:08 PM
paranoidsyndrome kullanıcısının avatarı
Müdavim
 
Giriş: Jul 2007
Mesaj: 92
paranoidsyndrome İtibar düzeyini kapadı
Dikkat Pkk-kadek Hakkinda Bİlgİ !!!

1970’li yıllarda dünya da yükselen gençlik hareketlerinin Türkiye’ye yansıması nedeni ile ülkemizde birçok yasadışı terör örgütü kurulmaya başlanmıştır. PKK’nın temeli de bu dönemde atılmıştır.

1974 yılında Ankara Yüksek öğrenim Derneği (AYÖD) isimli gençlik organizasyonu içerisinde faaliyet yürüten Abdullah ÖCALAN isimli şahıs Ankara’nın Tuzluçayır semtinde PKK’nın temellerini atmıştır.

PKK Elebaşı Abdullah ÖCALAN

Abdullah ÖCALAN, 1947 yılında Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesine bağlı Ömerli köyünde dünyaya gelmiştir. Çocukluk yıllarını Türkiye’nin 1960 ‘lardaki çalkantılı sosyal ve siyasal gelişmeler içinde şekillendiren ÖCALAN, ilkokulu yakın bir köyde ortaokulu ise akrabasının yanında Nizip’te okumuştur. Yaşının büyük olması nedeni ile Askeri Okula girememiş yatılı okuduğu Ankara’daki Tapu Kadastro Lisesinde öğrenimini tamamladığında Marksist-Leninist sol fikirler ile tanışmıştır. Ancak Kürt Milliyetçiliğini öne çıkaran bir tavrı olmamıştır. Bu dönemde Akşam gazetesinde yayınlanan “Barzani” röportajını da takip etme fırsatı bulmuştur. Her ne kadar ideolojik etkilenmesini değişik temellere dayandırsa da, erken dönemden itibaren ÖCALAN’nın Türkiye’de gelişen siyasal Kürtçülük hareketinin sempatizanı olduğu görülmektedir. Okuldan mezun olduktan sonra 1969 yılı yaz döneminde Diyarbakır’a Tapu-Kadastro memuru olarak atanmıştır. Diyarbakır o dönemde Marksist-Leninist düşüncelerin yanısıra Kürtçülük düşüncelerinin de öne çıktığı bir atmosfer yaşamaktadır. Bir yandan Türkiye İşçi Partisi bir yandan da DDKO’nın “Doğu Mitingleri” özellikle, okumuş gençler üzerinde etkili olmaktadır.

ÖCALAN Diyarbakır‘daki memuriyeti esnasında Üniversite öğrenimi için gerekli olan parayı rüşvet alarak tamamlamış ve 1970 yılında İstanbul’a giderek DDKO’ya katılmıştır. İstanbul DDKO’larına katılan ÖCALAN, burada yürütülen seminer çalışmalarına katılmış ve cesur konuşmaları ile ilgi çekmiştir. O güne kadar kimsenin cesaret edip konuşamadığı Bağımsız Kürdistan ve ayrı devlet fikirlerini söylemeye başlamıştır. ÖCALAN, özellikle Mahir ÇAYAN, Yusuf KÜPELİ ve Sinan Kazım ÖZÜDOĞRU isimli şahısların fikirlerinden çok etkilenmiştir. ÇAYAN’nın Devrimci Şiddet yanlısı fikirleri ÖCALAN için yol gösterici olmuştur.

Bir yandan DDKO da faaliyetlerini sürdüren ÖCALAN bir yandan da diğer M/L hareketleri yakından takip etmiştir. Önce İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesine kaydını yaptırmış daha sonra 1971 yılında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesine kaydını nakletmiştir.

1971-1972 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrenime başlamıştır. Bir yandan DDKO da faaliyetlerini sürdüren ÖCALAN, bir yandan da diğer M/L hareketlerini yakından takip etmiştir. Marksist açıdan “Milli Meseleyi”, ”Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı”nı okuyarak öğrenirken, Hikmet KIVILCIM’ dan “Halk Savaşının planlarını”, Gaip’ten “Halk Savaşının Askeri Sanatı“nı ve Mahir ÇAYAN ‘dan da “Şiddet”in gerekliliğini benimsemiştir. ÖCALAN karıştığı bir bildiri dağıtma olayında tutuklanarak Mamak Askeri cezaevine konmuş, Cezaevinde yaklaşık yedi ay kalmıştır. Burada TİP, PDA ve THKP-C isimli örgüt militanları ile tanışmıştır.

Cezaevinden tahliye edildikten sonra bir süre aktif faaliyetlerden uzak kalan ÖCALAN, arkadaş çevresini kendisinden küçük olan hemşehrileri arasından seçmiştir. Bu arkadaşları ise uzun yıllar beraberlikleri sürecek olan Cemil BAYIK ve Duran KALKAN’dır. 1973 yılı mart ayı Nevruzunda birkaç öğrenci arkadaşı ile Ankara Çubuk barajına giderek ilk defa telaffuz ettiği “Kürdistan bir sömürgedir “ fikrini ortaya atmıştır.

Bu öğrenci grubu ile çalışmalar devam ederken 12 Mart 1971 sonrasında kurulan ilk sosyalist öğrenci derneği olan “Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği “ne katılan ÖCALAN çevresini Kürt sosyalistlerden yana genişletmiştir.

ÖCALAN 1973-1975 yılları arasında bölücü gruplaşmanın alt yapısını oluşturmuştur. Bir yandan etrafına topladığı arkadaşlarına bu ideolojiyi anlatıp taraftar toplamaya çalışırken bir yandan da kadrolaşmaya da başlamıştır. Öncü kadronun ilk elemanları Kemal PİR ve Haki KARER gibi Türk kökenli üniversite öğrencileridir. Daha sonra bu gruba Cemil BAYIK, Şahin DÖNMEZ, Ali Haydar KAYTAN, Mehmet Hayri DURMUŞ, Duran KALKAN, Selahattin ÇELİK, Doğan KILIÇKAYA, Kesire YILDIRIM, Abdurrahman POLAT, İsmet KILIÇ, İsmet ATEŞ, Ali Rıza ALTAN, Baki KARER, Mustafa KARASU gibi isimler de katılmıştır.

ÖCALAN’nın önderliğindeki grup derneğin dışındaki Kürtçü gruplarla da ilişkilerini sürdürmüştür. Bu maksatla TSİP de yer alan Kemal BURKAY, T-KDP genel sekreteri Sıraç BİLGİN, DDKD ‘lı Zerruk ve KAWA grubunu kuran Ahmet Zeki OKÇUOĞLU ile temasa geçmiş, bu gruplardan taraftar toplamaya çalışmıştır. Aynı günlerde Barzani’nin Irak’ta yürüttüğü silahlı mücadelede ağır bir yenilgi alması, T-KDP’sinde büyük bir sarsıntı yaratmıştır. ÖCALAN bu durumdan faydalanmak istemiş ve İzmir de yapılan bir toplantıda Hayri DURMUŞ, Resul ALTINOK, Ali Haydar KAYTAN’ı kendi grubuna almıştır. Bu toplantıda T-KDP genel sekreteri Bilgin SIRAÇ’ın Marksizm den vazgeçmek istemesi ÖCALAN’la ters düşmesine sebep olmuştur. Toplantıda uzlaşma sağlanamaması üzerine ÖCALAN, artık hiçbir grupla birlik görüşmelerine oturmayacağını ifade etmiştir.

Örgütlenme Çabaları

Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde çıkan olayların ardından ADYÖD polisin yaptığı aramada ÖCALAN tutuklanmış ve Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde yedi gün gözaltına alınmış ve daha sonra serbest bırakılmıştır. Bir süre sonra bu dernek çalışmalarının amacına ulaştığı düşünülmüş ve ADYÖD’ den ayrılmışlardır.

ÖCALAN önderliğindeki grup, kendilerine “Kürdistan Devrimcileri “adını takmışlardır. 1975 yılından sonra diğer illegal örgütler yavaş yavaş legalize olmaya başlayınca “Kürdistan Devrimcileri “ grubu da duyulmaya başlamıştır.

Tunceli Kültür Derneği Yönetim kurulunda da yer alan Şahin DÖNMEZ, Kamer ÖZKAN ve Ali TURAN bu dernek çatısı altında eleman kazanma çalışmaları yapmıştır. Ayrıca “Tuzluçayır Güzelleştirme Derneği “çatısı altında da Hasan ŞERİK ve Ali Rıza ALTUN eleman kazanma faaliyeti sürdürmüştür. Bir süre sonra gruba Kesire YILDIRIM katılmıştır. ÖCALAN, yıllarca “MİT ajanı” olarak endişe duyduğu fakat bir türlü ispat edemediği Kesire YILDIRIM ile 1977 yaz döneminde evlenmiştir. 1986 yılına kadar süren bu evlilik Kesire YILDIRIM’ın örgütten kaçması ile son bulmuştur.

Yürütülen örgütlenme faaliyetlerinin okullar çevresinde olması, öğrenciler arasında sayıyı artırmıştır. Okullar kapandıktan sonra da her öğrencinin kendi arkadaş ve aile çevresinde sempatizan kazanma çalışmaları devam etmiştir. Birebir geliştirilen ilişkiler sayesinde militan sayısının artması sonucu bunlara derli toplu bilgi verecek temel bir kaynak ihtiyacının ortaya çıkması üzerine ÖCALAN “MANİFESTOYU” kaleme almıştır. ÖCALAN’a göre kıymetli bilgileri ihtiva eden bu kaynak dökümanın başka örgütlerin eline geçmemesi için basımı 1978 yılına kadar ertelenmiştir.

Örgüt elemanları arasında mücadelenin nerede sürdürülmesi gerektiği ile ilgili farklı düşünceler ortaya çıkması üzerine 1975 yılı Ekim ayında Ankara ‘nın Dikmen semtinde bir toplantı yapılmıştır. Örgüt literatüründe “Dikmen toplantısı “ olarak geçen bu toplantıya Abdullah ÖCALAN, Cemil BAYIK, Şahin DÖNMEZ, Ali Haydar KAYTAN, Musa ERDOĞAN, Kesire YILDIRIM, Turgut ÇETİNEREN, İsmet KILIÇ, Hasan Askar GÜRGÖZE, Ali Şir GÜRGÖZE, Mustafa DERELİ, Mustafa KARASU, İsmail GÜNGÖR, Kamer ÖZKAN, Mehmet Hayri DURMUŞ, Haki KARER, Resul ALTINOK ve Baki KARER isimli şahıslar katılmışlardır. Toplantının arkasından Abdullah ÖCALAN’nın Ankara da kalması uygun görülürken diğer öğrencilerin kendi bölgelerinde faaliyet yürütmeleri kararı alınmıştır.

“İdeolojik dönem” olarak adlandırılan bu safhada “İsteğe Bağlı Gönüllü Devrimcilikten Parti Devrimciliğine” geçilmiştir. Dikmen’de alınan karar gereği;

Cemil BAYIK, Rıza ALTUN, Haki KARER, Kemal PİR GAZİANTEP’e
Hasan Hüseyin KARAKUŞ ŞANLIURFA’ya
Şahin DÖNMEZ, Ali Haydar KAYTAN TUNCELİ ‘ye
Mehmet Hayri DURMUŞ MARDİN’e
Baki KARER KARS-AĞRI’ya
Dilaver YILDIRIM ELAZIĞ’a, görevlendirilmişlerdir. Siirt Öğrenci yurdundan taraftar kazanılmıştır.

1976 yılı sonlarına gelindiğinde örgüt Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Elazığ, Tunceli Bingöl Ağrı, Kars illerinde etkili gruplar oluşturmayı başarmıştır. Örgütü tanıtma ve genişletmek amacıyla yapılan çalışmalarda daha çok aydın-gençlik kesimi üzerinde durulmuştur. Ayrıca gruplara seçilen kişilerde bazı özellikler aranmıştır. Genellikle ailesinin etkisinde kalmayan, ailesi ile bağlarını koparmış, okuluna ve işine bağlı olmayanlar tercih edilmiştir.

1976 yılının başında başlatılan faaliyetler 1977 bahar aylarında yoğunlaşmıştır. Ankara’da oluşturulan çekirdek kadronun benzerleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun çeşitli il ve ilçelerinde de gerçekleştirilmiştir. Örgüt ilk eylemini bir cenaze töreninde yapmıştır. Halkın Kurtuluşu isimli örgütün elemanı olan Fevzi ASLANSOY isimli militanın ölüm sebebini “Kürt” olmasına bağlıyarak “Sözde faşistler tarafından öldürüldüğünü” öne sürmüş ve ona sahip çıkmak için büyük bir kalabalık toplanarak Fevzi ASLANSOY’u defnetmişlerdir. Bu örgütün ilk politik eylemidir. Örgüt dağıttığı bildiriler ile eleman toplama ve örgütü tanıtma çalışmalarını sürdürmüştür.

Abdullah ÖCALAN’nın Doğu ve Güneydoğu İllerine Gidişi

Dikmendeki toplantıya katılanlar artık profesyonel anlamda örgütçü olmuşlar ve okulları ile ilişkilerini askıya almışlardır. ÖCALAN üst düzey taraftarların katıldığı bir diğer toplantıyı 1977 yılına girerken Ankara Mimar-Mühendisler Odasında yapmıştır. Toplantıda, örgütün iskeleti oluşturulmaya başlanmıştır. Değişik bölgelerden Ankara’ya gelenler, faaliyet alanları ile ilgili bilgi vermişlerdir. Toplantı sonunda ise herkes tekrar çalışma bölgelerine dönmüştür. Ankara Mimar ve Mühendisler Odasında yapılan toplantı sırasında, örgütün amacını ilk kez ortaya çıkarılarak ilan edilmiştir. Toplantı sonucunda grup “Kürdistan Devrimcileri” ismini almış ve bu tarihten itibaren grup adına bildiri dağıtma, afiş asma, açık tartışmalara daha aktif olarak iştirak etme gibi faaliyetler başlamışlardır.

Toplantıda alınan bir diğer karar da, Abdullah ÖCALAN’nın bölgede ortamın müsait olması nedeni ile seyahat edebileceğinin karara bağlanmasıdır. Çalışmaları yerinde görmek, anlatılanların doğruluğunu kontrol etmek için ÖCALAN, Doğu ve Güneydoğuda iki ay sürecek olan gezilerine başlamıştır. Nisan ve Mayıs aylarında yapılan bu gezi Ağrı, Kars, Tunceli, Elazığ, Şanlıurfa ve Gaziantep’i kapsamıştır.

Gaziantep sorumlusu olan Haki KARER’ in bir diğer Marksist-Leninist Kürtçü Örgüt olan Sterke Sor (Kızıl Yıldız) tarafından bölgede üstünlük kurma konusunda çıkan çatışmada öldürülmesi üzerine ÖCALAN Gaziantep’e gelerek telaşa kapılan bir kısım sempatizanı tehditle bir kısmını da cezalandırarak örgütün dağılmasını önlemiştir. T-KDP ‘deki anlaşmazlık sonucunda bölünme meydana gelmesi ÖCALAN’nın işine gelmiş ve ayrılanların bir kısmını örgütüne katmıştır. O dönemde T-KDP özellikle Diyarbakır, Bingöl, Tunceli, Şanlıurfa bölgelerinde etkili olan kişilerin örgüte katılması bu bölgelerdeki çalışmaları oldukça kolaylaştırmıştır. Kürdistan Devrimcileri denen grup gittikçe bölgede etkinlik sağlamıştır. Aynı günlerde ÖCALAN “Partinin Program Taslağı” üzerinde çalışmalara başlamış ve “Partilileşme” konusu gündeme gelmiştir. Program taslağı ile ilgili konuların Elazığ’da yapılan bir toplantıda “Vietnam Kominist Partisi” örnek alınarak oluşturulması kararı alınmıştır. Böylece gençlik örgütlenmesinden “Partilileşme Sürecine” geçilmiştir.

Daha verimli bir görevlendirme için faaliyetlerini bölgelere göre yeniden düzenlemişlerdir. Buna göre;

Diyarbakır,Mardin bir bölge
Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş bir bölge,
Tunceli, Bingöl, Elazığ bir bölge olarak kabul edilmiştir.

Çalışma yapılan alanların tespiti, coğrafi bütünlük dikkate alınarak askeri amaçlara göre düzenlenmiştir. Partilileşme ile ilgili çalışmalara son şeklini vermek için ÖCALAN’ın Diyarbakır’daki evinde bir toplantı yapılmıştır. Toplantıda Parti kurulması yönündeki düşüncelerin hayata geçirilmesi amacıyla yapılacak faaliyetler kararlaştırılırken, bu konuda kongre ile ilgili yer, zaman ve biçiminin saptanması için ÖCALAN’a tam yetki verilmiştir.

PKK’nın İlk Çatışmaları

Bu zamana kadar bölge halkı arasında “Apocular” olarak bilinen ancak kendilerini Kürdistan Devrimcileri” olarak adlandıran grup etkinlik kurmak istediği bölgede şiddeti kullanırken hedef tespitinde hiçbir şekilde ayrıma gitmemiştir. Bu hedef faşist diye tabir ettikleri grup olduğu gibi diğer Marksist ve Kürtçü örgütler de bundan payını almıştır. Diyarbakır’da Özgürlük yolu ve DDKD taraftarları ile çatışırken, Mardin’de KUK’çularla, Tunceli’de de Halkın Kurtuluşu isimli örgütün militanları ile çatışmaya girmişlerdir.

Kendileri aleyhine yazılar yazan Aydınlık gazetesinin bölgedeki muhabirlerinden bazıları öldürülmüş, bazıları da saldırılara maruz kalmıştır. Bunun sonucu olarak Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde faaliyette bulunan Halil ÇAVGUN ilçede örgütsel faaliyetlerini artırmıştır. Halil ÇAVGUN “Urfa Yüksek Öğrenim Derneğini” kurmuştur. Coğrafi konumu itibari ile Suriye’den yürütülen kaçakçılık, ilçede önemli bir yer tutmaktadır. Bölgedeki Süleymanlar aşireti devlet yanlısı, rakibi olan Paydaşlar ise örgütsel faaliyetlere açık bir konumdadır. Süleymanlar ile Paydaşlar aşireti arasında yıllardır süregelen bir rekabet vardır. Süleymanlar ile Paydaşlar aşireti arasındaki gerginlik ve örgütün de teşviki ile çatışmaya dönüşmüş, bu çatışmada Halil ÇAVGUN öldürülmüştür. Bu gelişmeler üzerine ilçede gerginlik artmıştır. Paydaşlardan da yardım alan örgüt olaylara müdahale için Cemil BAYIK’ı görevlendirmiştir. Sempatizanlar arasında gücünü yitirmek istemeyen Apo olaylara bizzat el koymuş ve karşılık verilmesini istemiştir. Bunun üzerine ilçede olaylar tırmanmaya başlamıştır.

İlçeye Örgütün silahlı gruplarının gelmesi ile Süleymanlılar aşiretine mensup insanlar öldürülmüş, kaçarak kurtulanlar ise ısrarla takip edilerek Mersin de öldürülmeye çalışılmıştır. Örgüte göre o günlerde “Cephe Halk İktidarı “kurulmuştur. İlçede kontrolü tamamen ele geçiren örgüt kendilerine yardımcı olmayan Belediye Başkanını da istifaya zorlamıştır. Bütün bu gelişmelerden cesaret alan örgüt, Ceylanpınar ilçesine de açılmış ve bu ilçenin Belediye Başkan’ ını da istifa ettirmiştir. Artık örgütün Şanlıurfa’daki etkinliği sağlanmıştır.

PKK’nın Kuruluşu

1978 yılı Kasım ayına girilirken kongre için aranan emniyetli yer de bulunmuştur. Toplantının Diyarbakır ili Lice ilçesi Ziyaret (FİS) köyünde yapılması kararlaştırılmıştır. Toplantı planlandığı şekilde Seyfettin ZUĞURLU’nun evinde 26-27 Kasım 1978 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Kongrede, öncelikle tüzük konusu ele alınmıştır. Abdullah ÖCALAN tarafından hazırlanan tüzük ve Parti programı aynen kabul edilmiştir. Toplantı 19 kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Toplantı sonunda merkez yürütmede “Abdullah ÖCALAN, Cemil BAYIK ve Şahin DÖNMEZ” yer almıştır. Merkez Komiteye ;

Abdullah ÖCALAN, Genel Sekreter
Cemil BAYIK, Genel Sekreter yardımcısı
Şahin DÖNMEZ, Örgütlenme komitesi
Hayri DURMUŞ
Baki KARER
Mehmet KARASUNGUR, Askeri Sorumlu
Mazlum DOĞAN, Yayın Sorumlusu isimli şahıslar seçilmiştir.

Merkez Komitenin oluşturulmasının ardından “Bölge Hazırlık Komiteleri” nin görevlendirilmesine geçilmiştir. Buna göre

Gaziantep, İskenderun, Halfeti, Birecik bir bölge,
Urfa, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ bir bölge,
Tunceli, Bingöl, Ağrı, Kars bir bölge, olarak oluşturulmuştur.

Faaliyetlerin artık Parti kurallarına göre yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca örgüt “Kürdistan Devrimcileri” olarak bilinen ismini “Partiya Karkeran Kürdistan (PKK), Kürdistan İşçi Partisi” olarak ilan etmiştir.

Örgüt yeni ismini etkili bir eylemden sonra açıklamayı da kararlaştırmıştır. Faaliyetler aşırı gizlilik içerisinde yürütülmüş ve diğer örgütlerin aksine partileşme konusu kamuoyuna açıklanması mümkün olduğunca geciktirilmiştir.

PKK’nın kurulması ile sonuçlanan bu ilk toplantı örgüt tarafından aynı zamanda “ 1. Kongre” olarak da kabul edilmektedir.

PKK’NIN AMAÇ VE STRATEJİSİ

PKK’nın amacını açıklayan ilk yazılı belge 1978 yılında Abdullah ÖCALAN tarafından kaleme alınan “Kürdistan Devriminin Yolu (Manifesto)” ile “Parti Programı” dır.

Kendisini Marksist/Leninist olarak tanımlayan örgüt amaçlarını belirlerken, Marksist/Leninist ideolojiyi bir yöntem olarak seçmiştir. PKK, Kürdistan devriminin niteliğini ve amacını belirlerken de bu ideoloji esas almıştır. Kürdistan devriminin yolu isimli broşürde, dünya durumu kısaca değerlendirildikten sonra, sözde Kürdistan üzerindeki sömürgecilik tarihi, sözde Kürdistanın toplumunun sosyal yapısı ve Kürtlerin sözde tarihi anlatılmaktadır. Ayrıca sözde Kürdistan sömürgeci dört devlet (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) tarafından bölünmüş olduğu, en büyük parçanın ise Türkiye Kürdistanı olduğu vurgulanmakta, Türkiye Kürdistan’ının “Bağımsız, Birleşik ve Demokratik Kürdistanın” kurulmasında öncülük yapacağı belirtilmektedir.

PKK terör örgütü, ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın;

1. Türk ırkından ayrı bir ırk olduğunu,
2. Türk devleti tarafından sömürüldüğünü,
3. Dil ve Kültürünün asimile edildiğini, iddia etmektedir.

Örgüt, sözde Kürdistan’nın bugün Türkiye, İran, Irak ve Suriye hükümranlığı altında parçalanmış bir vaziyette olduğunu belirtmekte ve bu parçalardan İran’daki bölümünü Doğu Kürdistan, Kuzey Irak ve Suriye’deki bölümünü Güney Kürdistan, Türkiye’deki bölümünü ise Kuzey Kürdistan olarak adlandırmaktadır.

Bu parçalanmışlık durumunda ve ulusal kurtuluş mücadelesinin zayıf koşullarında tek bir Kürdistan cephesinin kurulamayacağını, her parçanın kendi içinde devrimci yurtsever cephesini oluşturması gerektiğini, bunların arasındaki birliğin ise Kürdistan Ulusal Devleti’nin kurulması sureti ile oluşabileceği düşünülmüştür.

PKK terör örgütü, Türkiye’deki sözde Kürdistan mücadelesinin PKK tarafından yürütülmesi, diğer devletlerin hakimiyetindeki Kürt topraklarının da o bölgede yaşayan Kürtler tarafından kurtarılması, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmının Marksist/Leninist temele dayalı silahlı mücadele ile devlet idaresinden ayrılması suretiyle Doğu ve Güneydoğu bölgemizde “Bağımsız, Birleşik ve Demokratik Kürdistan” kurmayı amaç edinmiştir.

PKK terör örgütünün asıl amacı bu olmakla birlikte Türkiye’nin ezeli düşmanları olan dış devletlerin de desteği ile ülkemizin gelişmesini engellemeye yönelik ekonomik anlamda amacı da bulunmaktadır.

Bölücü terör örgütlerinin amacı, farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Gelişmiş siyasal durumlar altında grup için bağımsız bir devlet olmak, tamamen bağımsız bir devletten ziyade, federatif sistem içinde özerk yada yarı-özerk bir yapı oluşturabilmek veya bağlı bulunduğu gruba ekonomik, siyasi, kültürel bir takım haklar elde etmek gibi.

PKK’nın ulaşmak istediği hedefe bakıldığında, “sınıfsız toplumu kurmak ve ilk evre olarak sosyalizme varmak” tır. Bunun gerçekleşebilmesi için de;

1. Sözde Türk sömürgeciliğinin ve gerisindeki emperyalizmin Kürdistan üzerindeki her türlü hakimiyetine son vermek,

2. Demokratik halk diktatörlüğünü uygulamanın ilk aşaması olarak bir işçi köylü hükümeti kurmak , gerekmektedir.

Bu hükümetin yapacağı ilk icraat ise tüm üretim araçlarına el koymak, hiçbir ülkeye askeri üs ve benzeri imtiyaz tanımamak, yurtsever unsurlar dışında toprak ağalarının topraklarına el koymak, olarak ifade edilmiştir. PKK, hedefini Bağımsız, Birleşik ve Demokratik Kürdistan’ın kuruluşu olarak ortaya koymuştur. Sözde Türkiye’nin sömürgeci boyunduruğunu parçalamayı hedeflemeyen bölgesel özerklik, otonomi vs. gibi özünde sömürgecilikle uzlaşmayı getiren, teslimiyetçi anlayışları dahi kabul etmemiş, bu tür fikirlere karşı da mücadele edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

PKK başlangıçta tam bağımsız ve birleşik bir Kürdistan yaratmayı hedeflemiştir. Bir taraftan tam bağımsızlık bir taraftan da Kürtler arasında feodal yapının dönüşmesi şeklinde siyasal ve sosyal bir devrimi amaçlamıştır. Bağımsız Kürdistan talepleri ise BM metinlerinde bulunan “Self-Determinasyon” hakkı doğrultusunda temellendirilmiş olup, gerçekleştirme yolunun da silahlı mücadele ile Türkiye’ye dayatmadan geçtiğine inanılmıştır. Ancak ÖCALAN’nın yargılanma sürecinde verdiği ifadelerde ve yaptığı savunmasında bu amaçtan dönüldüğü ifade edilmiştir. Bu konuda ÖCALAN;

“PKK ayrı bir Kürt Devletinden ziyade, çok açık, net, Demokratik Cumhuriyetin çağrı ve kurucu gücüdür demek en doğrusudur.” demektedir.

PKK, İdeolojisinde Değişiklikler

PKK, ilk çıkışında yalnızca ideolojik mücadele yürüterek, Marksist/ Leninist ideolojiden hareketle sosyalist bir devrim yaratmayı hedeflemişken, daha sonra ideolojik, politik, askeri, kültürel her alanda bir mücadeleye yönelmiştir. Özellikle Sovyetler Birliğinin dağılmasının bu sürecin başlamasında önemli rolü olmuştur. Her türlü ulusal ve sınıfsal devrimin eylem kılavuzu olarak kabul edilen bilimsel sosyalizmin Sovyet özelliğinde başarısız olması; PKK’yı da bu eylem kılavuzundan yoksun bırakmıştır. Bu durum doğal olarak ideolojik deformasyonu beraberinde getirmiştir. Bu nedenle ideolojik olarak hedeflerine ulaşmanın zorluğu anlaşıldığında, Doğu ve Güneydoğunun geri kalmışlığı, dilsel ve benzeri kültürel kimlikleri ifade etmeye, önündeki yasal engeller daha yoğun bir şekilde işlenmeye başlanmıştır. Özellikle silahlı eylemlere rağmen halktan istediği desteği alamayan PKK’nın 1990’lı yıllardan itibaren amaç ve taktiklerinde bazı değişikliklere gitmesini zorunlu kılmıştır.

PKK, hem askeri olarak yediği darbeler yüzünden etkinliğini kayıp etmeye başlaması hem katliamları ile dünya kamuoyundan tepkiler almaya başlaması hem de Türkiye’nin girişimleri ile Avrupa’da terör örgütü olarak kabul edilmeye başlanması nedeni ile siyasi destek arayışlarına yönelmiştir. Bir taraftan İtalya, Yunanistan ve BDT ülkelerinde siyasal faaliyetlerin yoğunlaştırılması ve büroların açılması, diğer taraftan legalleşme çabalarının hızlandırılarak Türk siyasi hayatında yer almaya yöneldiği görülmektedir. Bu durum hem uluslararası platformda destek bulmasını sağlayacak hem de Türkiye’ye yönelik dış baskıları arttıracaktır. Terörist eylemlerle halkın desteğini kazanamayacağını anlayan PKK, Kürdistan Ulusal Meclisi (KUM) oluşturma çabalarına başlamıştır. Diğer taraftan, DEP’in PKK ile ilişkilerinden dolayı kapatılması ve dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerinin firar ederek gitmeleri üzerine 12 Nisan 1995 yılında Lahey’de sözde Sürgünde Kürt Parlamentosu oluşturulması da, PKK’nın legalleşme yönünde atılan adımlardır. PKK, aynı zamanda Türkiye’de tam bağımsızlık fikrinin gerçekçi olmadığını, bunun beraberinde siyasi, ekonomik ve sosyal bir takım sorunların gelişeceğini görmüştür. Böylece örgüt, tam bağımsızlıktan ziyade, İspanyadaki gibi bir tür federalizm taraftarı olduğunu olduğu işlenmeye başlanmıştır.

ÖCALAN “din halkın afyonudur, kölece dönemde bir milli direnme ideolojisi görevi gören Zerdüşt dininin ortadan kaldırılması ile Kürtler manevi alanda da işgale uğradılar. İslamiyet Kürt’ün beyninde ve yüreğinde milli inkarı hazırlayan ve kaleyi içten fethetme rolü oynayan bir Truva atı gibidir", "bölge halkının dini duyguları devletçe istismar ediliyor. Kurandan ayetler gösterilerek, yönetime başkaldırmanın günah olduğu düşüncesi yaygınlaştırılıyor" derken, değişim süreciyle birlikte din konusundaki görüşler değişmeye başlamıştır. "Karşı olmamıza rağmen dinsel duyguları ve inançları değiştiremiyoruz, o halde yönlendirelim" yaklaşımı ile "dinin Sovyetler Birliği'nde bile önemli ölçüde varolması ve bunun milyonların yaşamında önemli bir yer tutması insanların basit bilgileri ile tamamen dinden vazgeçemeyeceklerini göstermektedir" algılamasını getirmiştir. Böylece, seyitler, pirler, hocalar, hacılar vb kesime ulusal kurtuluşun çıkarları temelinde yaklaşmayı esas alan bir tutum içinde olmak, mümkünse örgütlenmeleri geliştirmek, yıkıcı bir görev olarak ortaya çıkabilir düşüncesi gelişmiştir. Bu doğrultuda ÖCALAN, "PKK, aslında hem devrimci sosyalizmin hem de devrimci İslamın Kürdistanda iç içe uygulanışıdır. Bazıları işte sahte solcular 'sosyalizm ile İslamiyet zıttırlar' veya bazı sahte müslümanlar “İslamiyetli sosyalizm zıttır” derler. Bana göre zıt değildir. Asrın saadet müslümanlığı neyse günümüzün PKK'sı da odur. PKK, Arabistan'da ki Asr-ı saadet İslam 'in Kürdistan 'da ortaya çıkmış biçimidir..." diyerek, dini kendilerinin de kullanacağını, kurandan baskıyla ilgili ayetler bularak, halkı daha fazla başkaldırmaya teşvik edeceğini hatta “sözleriyle dinin, kuruluş aşamasında belirtilen Marksist-Leninist ideolojiyle ironi yaratacak şekilde ele alınacağını ifade etmiştir. Buna paralel olarak da, Kürdistan Aleviler Birliği, Kürdistan İslam Hareketi, Kürdistan Yezidiler Birliği, Yurtsever İmamlar Birliği gibi birimlere örgüt yapısında yer verilmiştir.

PKK'nın, Marksist-Leninist ideolojiden sapma gösterdiği bir diğer nokta ise Türki Cumhuriyetler ile ilgili görüşlerinde yatmaktadır. ÖCALAN’ın bu konudaki sözleri; "...Türk devrimcisine veya Türk politikacısına dayatmada bulunmuyorum. Bölmek, parçalamak gibi bir dayatmada bulunmuyorum. Türki federasyonun içinde bir Kürdi Cumhuriyet de olsun... Beş altı tane Türk Cumhuriyet ve federasyon...ben bir MÇP'liden daha çok Türki Federasyondan yanayım..." şeklindedir.

Kısacası PKK, bir zamanlar şiddetle karşı çıktığı ilkel milliyetçiliği, küçük burjuva reformizmini, İslami radikalizmi kısacası kendisine katkı sağlayacak her tür eylem ve düşünceyi kabullenmeye başlamıştır. Bu durum, görünürdeki Marksist-Leninist ideolojinin ortadan kalkarak, sözde etnik anlamda bir terör örgütü olmasına, salt Kürtçülüğü her şeyin temeline oturtmaya başlamasına yol açmıştır. Dolayısıyla terör örgütü olarak PKK'nın uzun vadede amacı Türkiye, Irak, İran ve Suriye'deki toprakları kapsayacak biçimde bir büyük, Birleşik, Bağımsız Kürdistan kurmak olduğu için, "amaca varmak için her türlü araç meşrudur" ilkesinden hareket etmektedir. Görünürdeki amaç ve amaca ulaşma yönündeki taktiklerdeki dönüşüm de bu mantıktan hareket etmektedir. Fakat ÖCALAN, bu dönüşümlerin yaşanmasını başka türlü açıklamaktadır: "...partiler birer araçtır, dönemlere göre dönüşmezlerse tıkanma nedeni kadar, aşılmaktan, yenilmekten de kurtulamazlar. Kısır bir tekrar ne kadar kahramanca da olsa, özgürlük idealine fazla katkı sağlamaz...".

ÖCALAN’ın yine savunma tutanaklarında geçen çözüm önerilerine başlıklar halinde bakıldığında da aynı dönüşüm mantığını izlemek olanaklıdır: “Ülke bütünlüğü ve ortak vatan gerçeğini güçlendirmek, siyasal birlik ve bağımsızlık, Kürt toplumundaki dil ve kültür özgürlüğü sorunun can alıcı özünü teşkil ettiğinden bu konuda demokratik düzenlemelere gitmek, askeri ve silahlı güç yaklaşımları çözüm için anlamını yitirmiş olup terk edilmesi gerekir, başta PKK olmak üzere yasadışı konumda olan birçok örgüt barışla birlikte normal siyasal ve yasal sürece kendini uyarlamalıdır”.

Dönemin Avrupa Faaliyetleri

K.Irak, İran veya direkt Suriye’den yurt içerisine girişlerin devam ettiği bir sırada, PKK Avrupa genel sorumlusu olarak faaliyet sürdüren Çetin GÜNGÖR, Nisan 1983 tarihinde yeni dönemin örgütlenme ve faaliyet tarzı konusunda PKK lideri Abdullah ÖCALAN’a muhalefet etmeye ve bu konudaki düşüncelerini açıkça dile getirmeye başlamıştır.

Avrupa sorumlusu olarak faaliyet sürdürürken, benzer düşünceler ileri süren Resul ALTIOK’un Temmuz 1982 yılında etkisizleştirilmesine benzer bir yöntemle Çetin GÜNGÖR’ü de saf dışı bırakmayı hedefleyen ÖCALAN, bu planında başarılı olamamıştır.

Yurtdışında hizipleşmelerin başlaması ve yurt içerisindeki Keşif-istihbarat faaliyetlerinin planlanandan daha uzun sürmesi ve bu örgüt mensuplarının ciddi suçlardan aranmamaları nedeni ile örgütten kaçmaları örgütte bir çözülme belirtisi olarak görülmüştür.

Yurtiçinde; keşif, istihbarat ve üslenme faaliyetlerinin uzun sürmesi üzerine Abdullah ÖCALAN sorumlu elemanlara tehdit talimatları göndererek bir an önce harekete geçmelerini istemiştir. Bu talimatlar doğrultusunda K.Irak Zap Vadisinde Mart-Nisan 1984 tarihinde "bir dizi değerlendirme toplantısı" yapılmıştır.

Gerçekleştirilen toplantılarda çeşitli faaliyet alanları ve sorumluluk bölgeleri belirlenmiş, bu bölgelere gönderilecek olan üst düzey elemanlar ve savaşçı kadrolar tespit edilmiş, silahlı mücadelenin başladığının, tıpkı PKK'nın ilanında olduğu gibi, sansasyonel bir eylemle duyurulması ilke olarak benimsenmiştir.

Başlangıçta fikir olarak var olan parti, cephe, ordu örgütlenmesinin ordu ayağının ön biçimi niteliğindeki HRK'nın kurulması ve eylemlerin bu aparat adına yapılması alınan diğer önemli bir karar olmuştur. Öte yandan "12 adet bölge" oluşturulmuştur.

1985 Yılı Eylemleri

21 Mart 1985’ de ERNK'nın kuruluşundan sonra PKK grupları Suriye'den Türkiye'ye geçmişlerdir.Birbiri ardına çıkan çatışmalar, Türkiye'ye geçen PKK militanlarının büyük çoğunluğunun öldürülmesiyle sonuçlanmıştır.

Ancak, 1985 yılının sonlarına doğru PKK militanları "yeniden toparlanmayı" başarmışlardır. Bu arada, güvenlik güçlerine karşı yürütülen saldırıların yanına "köy baskınları da eklenmiştir. Çünkü köylere PKK militanlarının "rahat rahat" gelememesi için başvurulan bir yöntem olan "Köy Korucuları", PKK'nın "serbesti"sini önemli oranda engellemiştir. Bunun bedeli ise, birbiri ardına basılan köyler ve öldürülen köy korucuları olacaktır. PKK, 1985 sezonundaki eylemleri için "varolma savaşı ve direnişi" adını vermiştir. Gerçekten de 1984’ de 28 kayıp veren PKK, 1985’ de 100 kayıp verecek, 1273 terörist de yakalanacaktır. Buna karşılık 149 şehit verilmiştir .

1986 Yılı Eylemler

1985 yılında uğranılan başarısızlıklar nedeniyle "ilanı güçlü bir şekilde yapılamayan" ERNK, 1986'da yeniden canlandırılmıştır. Adını "1986 Bahar Atılımı" olarak koydukları yeni eylem dönemi, Mart ayında güvenlik kuvvetlerine yapılan bir saldırıyla başlamış ve aynı şiddetle devam ettirilmiştir. PKK militanlarının eylemleri, PKK yöneticilerini tatmin etmiş olacak ki, "Kuruluşun 1. yıldönümünde ERNK'ya gerçek anlamını verdi" övgüsüyle karşılanmıştır.

1986 yılı içerisinde, Hakkari'nin Uludere ilçesinde 12 güvenlik görevlisinin öldürülmesi, ERNK'nın en kanlı eylemi oluyordu. Ancak bu arada PKK da çok önemli bir kayıp vermiş ve ERNK'nın "komutanı" olan Mahsun KORKMAZ, Siirt'te girdiği çatışmada ölü ele geçirilmiştir.

PKK’dan Meydana Gelen Kopma ve PKK-DB’nin Ortaya Çıkışı

PKK açısından 1988 yılında meydana gelen önemli bir gelişme,ERNK Avrupa sözcüsü Hüseyin YILDIRIM ile örgüt lideri Abdullah ÖCALAN’nın eşi Kesire ÖCALAN’nın başını çektiği örgüt içi hizipleşmenin yaşanması olmuştur.

Adı geçen hizip liderler Avrupa’da yayınladıkları bir bildiri ile PKK’dan ayrıldıklarını ve bundan böyle faaliyetlerini PKK-DB (Devrimci Birlik) adıyla sürdüreceklerini kamuoyuna duyurmuşlardır.

Ancak, Abdullah ÖCALAN Hüseyin YILDIRIM ve çevresindekileri ajan ilan ederek öldürülmeleri talimatını vermiştir. Öte yandan başını Av. Hüseyin YILDIRIM ve Kesire ÖCALAN’nın çektiği ayrılıkçıların, etkisizleştirilmesi amacıyla, cezaevlerinde PKK’ya ve Lideri Abdullah ÖCALAN’a bağlılık içeren eylemler gerçekleştirilmiştir.

Paris Kürt Konferansı ve PKK’nın Tepkisi

Fransız ihtilalinin 200, kuruluş yıldönümü münasebetiyle Fransız hükümetinin gerçekleştirdiği resmi kutlamaların dışında, sivil örgütlerce organize edilen ve 1989 yılı içerisinde aralıklar ile devam eden bir dizi etkinlikler düzenlenmiştir. Bu etkinliklerin biriside Hak ve Özgürlükler Vakfı ile Paris Kürt Enstitüsünün müşterek gerçekleştirdiği Paris Kürt Konferansı isimli etkinliktir.

Dönemin Fransız Cumhurbaşkanı F. Mitterand’ın eşi Daniella MİTERAND’ın başkanlığını yapmış olduğu Hak ve Özgürlükler Vakfı tarafından düzenlenen ve Paris Kürt Enstitüsünün de aktif olarak rol aldığı bu toplantıya bir çok tanınmış Kürtçü-Bölücünün yanısıra dönemin SHP milletvekillerinden Ahmet TÜRK, Mahmut ALINAK, İsmail Hakkı ÖNAL, Adnan EKMEN, Mehmet Ali EREN, Kenan SÖNMEZ, Salih SÜMER de davetli olarak katılmışlardır.

Fransız Hükümetinin, sözde Kürt sorununda inisiyatif sağlamak amacıyla destek verdiği ve büyük ilgi duyduğu bu toplantı, PKK lideri ÖCALAN tarafından kendilerinin dışındaki Kürtçü örgütlerin ön plana çıkartılmak istendiği düşüncesi ile boykot edilmiştir.

PKK’nın lideri Abdullah ÖCALAN’ının tüm karşı ve teşhir çabalarına rağmen, Fransa’nın Başkenti Paris’te gerçekleştirilen toplantıda dile getirilen hususların ilerleyen zaman diliminde bölücülüğü desteklediği görülmektedir.

Nitekim bu toplantıya katılan ve daha sonra SHP’den ihraç edilen Milletvekillerinin bilahare HEP’i oluşturdukları gözönüne alındığında Paris toplantısının Kürtçülüğe ve özellikle PKK’ya olan etkileri kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Paris’te gerçekleştirilen ve ülkemiz aleyhinde sürdürülen Kürtçü faaliyetlere meşru zemin oluşturmayı hedefleyen toplantının, daha gelişmiş olanları ilerleyen tarihlerde Avrupa’nın Bonn, Stockholm gibi diğer başkentlerinde gerçekleştirilmiştir.

Cizre-Nusaybin-Silopi Olayları (1990)

Örgüt elemanları eylemleri tırmandırmak amacıyla yurtiçine giriş yaptıkları sırada Mart 1990 tarihinde çatışmada ölen bir grup örgüt mensubunun definleri sırasında önce Nusaybin'de daha sonra Cizre ve Silopi'de PKK gösteriler başlatmıştır.

Cenaze töreni sırasında önceden yapılan altyapı hazırlıklarına da bağlı olarak kitleler yasadışı gösteriye sürüklenmiştir. Meydana gelen kitlesel şiddet olayları anlık bir tepki olmayıp, bu olaylar örgüt tarafından yıllarca önceden hazırlanan bir zemin üzerinde ve bir takım sözde Aydın-Demokrat kişilerin devamlı istismarı ve kışkırtması sonucu meydana gelmiştir.

Körfez Krizi, PKK'nın İçte ve Dışta Elde Ettiği Avantajlar (1991)

PKK için 1990 yılı pek başarılı olmayınca ÖCALAN kurtarılmış bölgeler yaratmanın mümkün olamayacağını anlayıp yeni modeller aramıştır: "Kent kitlelerinin devlet ile karşı karşıya getirilmesi için kışkırtılması bunlardan birdir. Kürt kökenli bölge halkının her ne pahasına olursa olsun kazanılması bir başka noktadır." Ama bunlarda da ne kadar başarılı oldukları kısa zaman içerisinde görülecektir.

PKK 1988 "Halepçe Katliamı" sonrasında Kuzey Irak'tan kaçan Kürtler arasında da propaganda faaliyetinde bulunmuştur. Onlara, "Saddam, KDP ve YNK'dan hayır gelmeyeceği en akılcı yolun ilk önce Türkiye Kürdistanını kurtarmak" olduğu şeklinde propagandalar yapılmıştır.

Nitekim ÖCALAN adına kardeşi Ferhat kod adlı Osman ÖCALAN nezaretinde, 8 Haziran 1991 tarihinde PAK (Partiya Azadıya Kürdistan-Kürdistan Özgürlük Partisi) adıyla bir parti kurulmuştur.

PAK’ın Kurulması ile Terör örgütü PKK, K.IRAK’ın Türkiye sınırı boyunca, her türlü silahla donatılmış 3000 civarında elemanını konuşlandırmanın yanısıra, K.Irak içlerinde de silahlı ve kitlesel bir destek sağlamayı ve KYP ile I-KDP’nin yanısıra üçüncü bir güç olmayı hedeflemiştir.

PKK, Saddam yönetiminden aldığı ağır silahlarla ve mevzi desteğiyle, birer ordu birlikleri halinde sınır karakollarına saldırılar düzenleyip Karakolları imha etmek istemiştir. Nitekim, 4 Ağustos 1991 günü saat 04.30 sıralarında Osman ÖCALAN, sınırın birkaç kilometre ötesindeki kamplara topladığı yüzlerce adamıyla sınırdaki Samanlı Karakoluna havan, uçaksavar, roketatar ve makineli tüfeklerle bir saldırı başlatmıştır. Saldırıyı yapan PKKlılardan ölenler olmuştur. Kalanlar ise yine sınırdan birkaç kilometre mesafedeki kamplarına çekilip gitmişlerdir. Buna benzer sınır karakollarına saldırılar yaz boyu devam etmiştir.

Yine aynı tarihlerde, Hakkari'den Elazığ'a, Van'dan Kahramanmaraş'a, Şırnak'tan Erzurum'a kadar çeşitli gruplar dağları, tepeleri tutmuş, yolları kesmiş, insanları kurşuna dizmiş, haraç toplamış, iş makinelerini yakmış, okulları tahrip etmişlerdir. Ülke içindeki PKKlı gruplar, durmadan yurtdışındaki kamplardan takviye edilmiş, yurtdışındaki (özellikle Suriye) kamplara ise Türkiye'den büyük şehirlerden inşaat işçisi, öğrenci ve işsiz (gençlere yapılan birkaç günlük propagandalarla) yüzlerce genç gönderilmiştir. Yine yurtdışına batı illerinden çok sayıda sempatizan yollanmıştır.

Kasım 1991'de ÖCALAN, "Botan'ı yaşatabilmek için savaşı tüm Kürdistan'a yaymak" düşüncesiyle bölgedeki militanlarını 9 Eyalete (Botan, Mardin, GAP, Güney-Batı, Amed, Garzan, Dersim, Orta, Serhat) ayırmıştır.

Koruculara Yönelik Yapılan Faaliyetler (1991)

PKK, 1990 yılının sonunda toplanan IV. Kongre'de Abdullah ÖCALAN Koruculara af çıkarmıştır. Affa çağrı bildirisinde; "1 Ocak 1991 tarihinden, 31 Aralık 1991 tarihine kadar PKK'ya başvurup af dileyen korucular af edilecektir. Bu süre içinde PKK'dan af dilemeyenler ise ağır cezalara çarptırılacaklardır." denilmiştir. ÖCALAN, ilan ettiği bu affın propagandasını en geniş bir biçimde yapmıştır.

1991 yılının sonu geldiğinde ÖCALAN, koruculuğu yine çözemeyince bu affı 1992 Nevruzu'na kadar uzatmıştır. Daha sert tehditler savurmuştur. Hatta Ankara'dan Kürtçü milletvekilleri bölgeye gelerek köy köy dolaşarak "T.C’nin silahlarını bırakarak Apo'nun silahlarını almalarını, Apo'nun emrine girmelerini" istemişlerse de korucular bu telkinlere itibar etmemişlerdir. Bunun üzerine ÖCALAN'ın talimatıyla, koruculara, çocuklarına, kadınlarına, hayvanlarına peş peşe katliamlar başlamıştır. Bu kez de bazı kişiler bu "Katliamları Kontr-gerillanın yaptığını" ileri sürmüşlerdir.

PKK'nın Ekim-1991 Genel Seçimlerinde Uyguladığı Taktik ve Meclise Kendi Adaylarını Sokmayı Başarması

PKK, 1989 yerel seçimlerinde bazı bölgelerde uyguladığı taktiği, genel seçimlerde de uygulamıştır. O dönem de birkaç sempatizan aday desteklenmiş ve belediye başkanlığı (Cizre başta olmak üzere) kazandırılmıştır. 1987 genel seçimlerinde de "Marksist, Kürtçü" bir grup milletvekili SHP'den meclise girmişlerdir.1991 genel seçimlerinde ise kendi adaylarının TBMM'ye girmesi için çaba göstermiştir. "Halkın Emek Partisi"ne mensup Ahmet TÜRK, Sırrı SAKIK ve Leyla ZANA gibi kişiler, "Sosyal Demokrat Halkçı Parti" ile anlaşmışlardır. Bu adaylar SHP listesinden milletvekili seçilip 22 kişi olarak TBMM'ye girmişlerdir. Daha ilk gün Meclis'te milletvekili yemin merasimini "Kürtçe olarak ve sarı-kırmızı-yeşil bandaj ve mendillerle (PKK'nın bayrağının rengi idi)" yapmak isteyince olaylar çıkmıştır. Bir müddet sonra SHP'den bu milletvekilleri ayrılarak HEP'e dönmüşlerdir. Konuşma ve faaliyetleri ile PKK’ya destek verince Ankara DGM tarafından bölücü milletvekilleri hakkında fezleke hazırlanmıştır. Daha sonra Anayasa Mahkemesince HEP "Bölücülük" suçuyla kapatılmıştır. Bu bölücü milletvekilleri daha sonra DEP'i kurmuşlardır. HEP yerine kurulan DEP hakkında da DGM Başsavcılığı, ilk fezlekeye ilave olarak bazı DEP milletvekili ile ilgili soruşturmaları TBMM'ye göndermiştir. Yapılan oylama sonucu bazı milletvekillerinin milletvekilliği düşürülmüştür. Nihayet Anayasa Mahkemesi HEP'teki gerekçelerle DEP'i de kapatmıştır. Ve bölücü milletvekilleri tutuklanmıştır. Bir kısmı da yurtdışına kaçmıştır. Daha sonra ise HADEP kurulmuştur.

1992 Yılı Nevruz Olayları ve PKK'nın Ayaklanmayı Başlatma Çabası

1992 için belirlenen 3 ana hedefin gerçekleştirilmesi için Abdullah ÖCALAN ani bir çıkış yapmıştır. 1992 yılı 21 Mart'ında yani Nevruzda genel bir ayaklanma başlatmak istemiştir. Bu ayaklanmanın hızla propagandasını yapmıştır. Türkiye de tüm hazırlıklarını buna göre yapmıştır. PKKlılar, 21 Mart öncesi özellikle Cizre, Silopi, Şırnak, Nusaybin gibi kentlere (ve köylerde) binlerce silahı sokarak işbirlikçilerinin ellerine tutuşturmuşlardır. 20-21 Mart gecesi çoğu askeri karakol ve kışlaya, polis karakollarına ve lojmanlarına, devlet binalarına, devlet memurlarının evlerine saldırı başlatılarak yüz binlerce mermi sıkılmıştır. Bazı bölgelerde ise havan topu ve roketatar ile havaya ateş açılmıştır. Masum folklorik amaçlı Nevruz şenliklerinde PKK halkı siper ederek genel bir saldırı başlatmıştır. Özellikle Şırnak ve Cizre'de bu başarıyla uygulanmıştır. Pek çok gösterici ölmüşse de bu provokasyon PKK'nın istediği düzeyde olmayıp başarısız kalmıştır. Abdullah ÖCALAN, "Botan-Behtinan savaş hükümetini" ön plana çıkararak bu eylemlere umutla sarılmıştır. Bu amaçla Türkiye'nin her bölgesinden kazanılan binlerce genç kırsala gönderilmiştir. Yeni gelenlerin pek çoğu da bu saldırılarda hayatlarını kaybettiler. Hazırlıklar hızlandırılarak 18 Ağustos 1992 gecesi Şırnak'a gerek şehir dışından teröristler, gerekse şehir içindeki milislerce yoğun bir saldırı başlatılmıştır.

PKK, 2 gün süren Şırnak baskınında da başarılı olamayıp Kuzey Irak’a doğru geri çekilmiştir. Şırnak'ta "devlete ait her şey tahrip edilecek, hatta şehir ele geçirilecek, bir kurtarılmış bölge" oluşturulacaktı. Fakat güvenlik güçlerinin kararlı direnişi ile başarılı olunamamıştır.

1992 sonbaharında PKK büyük kayıplar pahasına 26 Eylül 1992'de başta Derecik sınır karakolu (54 PKKlı öldürüldü 27 asker şehit oldu) olmak üzere birçok karakola saldırmıştır. Bölgede geniş bir alanda baskısını hissettirmek için köyler talan edilmiştir. Küçük kasabalar ve hatta İllerin etrafında çemberler oluşturulmaya çalışılmıştır.

PKK 1991 yılından sonra PAK'ın yerine YNDK (Yekitiya Neteva Demokrat Kürdistan-Kürdistan Ulusal Demokratlar Birliğini)ni kurmuştur. Gençlik ve öğrenci kesimini örgütlemek, kitle eylemlerini organize etmek için YCK (Yektiya Civanen Kürdistan) ve Kadınlara örgütlemek ve PKK adına eyleme yönlendirmek için YAJK (Yektiya Azadıya Jinen Kürdistan-Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği) adlı illegal yan kuruluşlarını faaliyete geçirmiştir.

PKK Terör örgütü bu dönemlerde siyasi bir kimlik ve legal bir konum kazanmak amacıyla ERNK Cephe faaliyetine ağırlık vermiş, 1992 yılı Kasım ve Aralık aylarında KUM (Kürdistan Ulusal Meclisi) için Almanya, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Avusturya gibi birçok Avrupa ülkesinde delege seçimi yapmıştır.
imza

Somewhere I have heard this before
In a dream my memory has stored
As a defense I'm neutered and spayed
What the hell am I trying to say


_paranoidsYnDrom£_
paranoidsyndrome kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Konu Araçları
Görünüm Modları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kurumsal Bİlgİ banu perçin İnternet Teknoloji Tasarım 0 27-11-2006 01:18 AM


Saat 08:07 PM.


Copyright ©2005 - 2008 Arkasokak.Net
Tasarım: NoDRaC
Bize Ulaşın - Gizlilik İlkesi - En Üst
Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0