Arkasokak Logo
Kayıtsız, hoş geldiniz.





Doğa, güçlüler ile zayıflar arasında bir savaş, güçlülerin zayıflar üzerindeki mutlak galibiyetidir. Eğer böyle olmasaydı, doğada sürekli bir bozulma olurdu... ...

Cevap
  #1  
Eski 14-04-2006, 01:26 PM
GeCe kullanıcısının avatarı
Asil Üye
 
Giriş: Nov 2005
Konum: yaLova&iStanbuL
Mesaj: 808
GeCe is a splendid one to beholdGeCe is a splendid one to beholdGeCe is a splendid one to beholdGeCe is a splendid one to beholdGeCe is a splendid one to beholdGeCe is a splendid one to beholdGeCe is a splendid one to behold
Dikkat Vampire

Doğa, güçlüler ile zayıflar arasında bir savaş, güçlülerin zayıflar üzerindeki mutlak galibiyetidir. Eğer böyle olmasaydı, doğada sürekli bir bozulma olurdu... Yaşayan savaşmak zorundadır. Sürekli savaşın bir yaşam kanunu olduğu bu dünyada, savaşmak istemeyen yaşam hakkına sahip değildir. Başka türlü düşünmek doğayı küçümsemektir. Istırap, mutsuzluk ve hastalıklar, bu insanın alacağı karşılıklardır..."

Adolf Hitler

Görüp görebileceğiniz en çirkin insanım ben. En yumuşak yüreği bile kaskatı kesecek ve peygamberlerin bile nefretini kazanabilecek bir çehrem var. Annem ve çok seyrek gördüğüm babam bile beni on beşimde tek başıma bıraktılar ucube yüzümden bıkıp.
Yalnız kaldım her zaman. Gece vardiyaları gibi insanlardan sakınıldığım zamanlarda çalışabildim ancak. Karanlıkta hor görülmüş bir fahişe gibi sokağa düştüğümde dilenciler bile benden kaçarken o, elimden tuttu...

“Üşüyor musun?..”

Paramın bitip kaldırımların soğuğunu sırtımda hissetmeye başladığımın kırkıncı gecesiydi yanlış hatırlamıyorsam.

Kafamı çevirdiğimde yüzü sargılı bir kadın başucuma çömelmiş, kirli ellerini üzerindeki paçavralara siliyordu. Bu çirkin bedenden ne isteyebilir acaba diye düşündüm yattığım çöplere büzülürken. Yer yer kurumuş kanlarla kaplı yüz sargılarının üstünden dökülen keçeleşmiş saçlarına rağmen benden güzeldi. Cevap alamayacağını anlayıp çevresine bakındı ve aradığını bulamayınca gövdesini saran paçavralardan birini çıkarıp üzerime serdi. Buz kesen Aralık yavaş yavaş kanımı dondurup üzerime sonu olmayan uykuyu yağarken titredim ve...

“Ü...Üşüyorum,” dedim kuru boğazım acıyla kavrulurken.

O anda gözlerindeki derin sıcaklığı içtim. Şefkat ve sevgi ile parlayan gözlerin içinden bir de dahiyane telaş aktı sahneye. Aceleyle ayağa kalktı ve sokağın bir ucundan öteki ucuna göz atıp ellerini ağzının kenarına siper etti.

Sanki bir kurdun ağzında can çekişen kedi çığlığıydı boğazından kopan haykırış. Kulak tırmalayan; ancak doğanın içinden kopan bir yankıydı. Boş sokakta, kaldırım taşlarında çınlayıp beyaz kötü yürekli Ay’ı bile kurutan ses dindiğinde, yüzü sargılı kadın gülümseyerek etrafı dinlemeye başladı. Ben korkudan kaskatı kesilmiş bir biçimde yerde yatarken, gördüğümün açlık ve soğuk sebebiyle zihnimde sahnelenen bir hayal olduğuna kanaat getirdim; ufak bir ayrıntı çılgına dönmüş düşüncelerimi soğuturken. O an bir şey vardı ki farklı olan, o da ömrüm boyunca dilimden tadı silinmeyen yalnızlığın bir an yerini umuda bırakmış olmasıydı.

O, hareketsiz bir biçimde, eğilmiş vücuduyla Ay ışığı altında parlarken, kulağıma bir patırtı çalındı. Uzaklarda bir yerde yağmur damlaları sanki karla kaplı yeri dövüyordu. Dikkatimi sese verdiğimde gözlerim sargılı kadının yorgun gülümsemesini seçiyordu. Yağmur damlaları arttı. Arttı ve yaklaşan soluma sesleriyle doldurdu karlar altındaki sessiz havayı. Ürperti ile doğrulduğumda sokağın her iki ucundan bize doğru koşmakta olan şehir hayvanlarını gördüm. Yağmur damlaları, karı ezen küçük hayvan adımlarına dönüştüğünde sargılı kadının çevresi onlarca kedi, köpek ve sıçanla dolmuştu.
İnanılmaz olana karşı, önümdeki tablonun tamamiyle bir yanılsama olduğunu düşünmem tüm korkularımı yok etmişti. Kadın, çevresinde merakla dolanan hayvanlara baktıktan sonra elini bana doğru uzattı ve tanımlayamayacağım bir hırıltı ile komut verdi.

Aniden önümdeki tüm hayvanların yüzü bana döndü ve sanki saldırmak için gerildiler. Zihnimde dönüp duran ihtimallerden en mantıklısını çekip çıkarmaya çalıştım ama hiçbir düşüncem olabilecek şey ile benzeşmiyordu. Bir kürk ve tüy dalgası gibi üzerime aktılar. Sağımdan, solumdan, her yerimden gelip vücutlarını bana yaslıyorlardı. O kargaşada aldığım birkaç ufak darbenin etkisi beni hayaller sığınağından dışarı çekti ve korkularımla baş başa bıraktı. Yalnız, başım açıkta kalmış ve üzerimde -her yerimde- pis, sokak hayvanları uyuyordu. Kürk bir yorgan gibi yumuşak; ancak leş gibi kokan hayvan kütlesinin içerisinde sıcaklık öylesine artmıştı ki terlemeye bile başladım.
Aralığın en keskin gecesinde ben, sokakta çırılçıplak ama terler içindeydim. Vücudumdan sanki ateşler çıkıyordu. Üstümdeki hayvanların ağırlığı göz ardı edilemez bir boyutta olmasına rağmen sargılı kadına bakıp gözlerimi teslimiyet ile tatlı bir uyku için kapadım...

Gün ışığı göz kapaklarıma dokunduğunda huzur içinde uyandım. Başımı kaldırdığımda bana sokulmuş uyuyan dört tane köpeği ve bir hayvanat bahçesini andıran o yoğun kokuyu fark ettim. Kar üzerindeki yüzlerce hayvan ayağı izi dün gecenin gerçekten yaşanmış olduğunun kanıtı ve ertesi gece açlığımın dinmesiyle başlayacak “yaşamımın” habercisiydi. Ben, kumların altına gömülü kalmış umutlarımın, lanetlenmiş; fakat “güzel” bir ruhun yardımıyla tekrar belirdiği o ertesi gece, sonsuz açlıkla ve sonsuz güzellikle tanıştım.

O gece,

Bir Nosferatuydum...



Beş.. aralık... iki bin üç...

Gümüş dişlerimin çenemden uzadıklarının yüz yirmi beşinci yılının tamamlandığı bu gecede sana içimdeki iblisin – hayvanın – kerametlerinden en önemlisini anlatacağım.

Suyun gözünden görmeyi, rüzgarın dilinden konuşmayı, toprağın teniyle dokunmayı ya da en doğrusu bu dünyanın gerçek sahipleri olan hayvanların kanını hissetmeyi anlatacağım.

Biz Nosferatu klanı, Gangrel klanı, Tzimisce klanı ve Ravnos klanı üzerine bahşedilmiş olan bu keramet bize öyle bir duyu verir ki, içimizdeki iblisin – hayvanın – doğasındaki gizemleri çözüp bunu diğer tüm hayvan ruhları üzerinde etkili olacak şekilde kullanırız.

Damarlarımızda akan Kan üzerindeki hükmümüz onun kokusunu alan tüm hayvanların kanını uyarır. Biz arzu ettikçe onların kanları çözülür, biz arzu ettikçe onların kanları yoğunlaşır.
Hayvan, doğanın ritminde esirimiz olur ve doğanın ritminde biz onun esiri oluruz. En kötü Tzimisce bile onların ruhuna dokunduğunda Dünya’yı görüp titrer.

Her kan disiplininde olduğu gibi bu kerametin de kademeleri vardır.
Ruhu doğaya daha yakın olan daha çabuk bulur son raddesindeki hayvanlık kerametini. Ve doğanın kanunları bildirir ki bu keramet yalnızca biz lanetlileri – kutsanmışları – hayvanlara hükmedelim diye bahşedilmemiştir. Doğa kanunları bunun bize, kendi iç dengemizi ve kanımızdan yayılan iblisi tanımamız için bahşolduğunu bildirip, bunu addetmemenin cezasının, iblise esir olmaya yakınlaşmak olduğunu da belirtir.

Kademe 1. Hayvan Lehçesi (Süleyman’ın dili)

Biz konuştuğumuzda yalnızca bir lisanı dile getirmeyiz. Konuştuğumuz, doğanın “tek” dilinin bir lehçesidir sadece.

Ve biliriz ki Hayvanlık kerameti bize daha en başından bu dilin tüm lehçelerini bildirir.
Kanımıza işler onların konuştuğu lehçeler ve Hayvanların gözüne bakıp kanlarını uyardıktan sonra dilediğimizi söyler, dinleriz.

Boğazımızdan insanların tanımlayamayacağı hayvani sesler çıkarırız ve Kan bunu anlamlı kılıp lehçeyi verir.

Ve en güzel yanı da şudur; Hayvan sizi duyduğunda cevap verebilir. Reddedilebilir veya kabul görülebilirsiniz. Küçük hayvanlar isteklerinize doğa kanunları gereği daha kolay boyun eğerler; ancak büyük hayvanlar çoğunlukla size daha uzak tavır alır.

Bu kademede karşısındakini insan sanıp konuşanlar çoğunlukla hayvanın zihin yapısının basitliğinden başarısızlık ile karşılaşırlar. Biz bilmeliyiz ki hayvanların lehçesiyle konuşurken hayvanların zihninden konuşmak doğru olandır.

Kademe 2. Nuh’un Çağrısı

Kabil evladı, kerametlerinin verdiği kuvvetlerden yardım alır ihtiyacı olduğunda. Bizim kerametimizde ise yardıma ihtiyaç olduğunda, doğanın kendisinden gelen ruh donatır kaderimizin ince iplerini. Doğaya adalı Kan, gerektiğinde boğazından patlayan bir çığlık sayesinde, onu duyan hayvanların kalplerine saplanır; Yönleri sana döner ve en kısa zamanda yardım edebilmek için yoluna koşarlar. Uyarılan hayvanlar, çığlığının ve çığlığına bağlanan ruhunun kudretine göre cevap verir çağrına. Kimi zayıf haykırışlar bir sıçan ile son bulur, kimi kan donduran kükremeler ise yer altından kör yılanları bile çıkarır. Unutulmamalıdır ki doğaya yakın olanların çığlığı daha fazla hayvan tarafından kabul görür.

Ayrıca doğa, kanımıza sadece belirli bir tür hayvanı çağırmayı bile bahşetmiştir.

Gökyüzünden düşerken kartallar bizi taşıyacak, düşmanlarımızdan kaçarken aslanların omuzlarında yol alacağız diye bildirir bu kerametle bağlananlar.

Kademe 3. Hayvan Korkusu

Biliriz ki yaşayan her canlının içinde bir hayvan vardır; o gerçekten bir hayvan olsun ya da olmasın. Bu hayvandır canlıyı ayakta tutup hareketlerine yön veren, düşündüren ve onu doğaya bağlayan. Biz ise, kendi hayvanımızın bunun güçlenmiş bir yansıması olması sayesinde edindiğimiz otorite ile dokunduğumuz ruhların hayvanı ile bağlantı kurar, iradelerini ezeriz.

Kaçması gerekenlerin Hayvan’ına av konumunda olduğunu fark ettirilir; çıldırmışların Hayvan’larına ise sakinlik nakşolur.

Genellikle, varlığımız sayesinde huzursuzlaşan ve hatta çılgına dönen hayvanlar için kullanılır bu güç; Ancak tehdit unsuru oluşturan ve hatta saldıran ruhlar ise ikinci adımlarında bir daha düşünürler. Gözleri önünde, yok edilmesi gerektiği düşünülen av, bir anda hiçbir zaman tadılmamış dehşeti salarak avcıya dönüşür.

Kademe 4. Vahşi Zihni Sürmek

Doğanın bütünlüğünü anlamak içindir bu keramet. Onu her kullandığımızda biraz daha yerleşir ölü ruhumuza doğanın bütünlüğünün anlamı. Ve bir zaman sonra, bütünlüğün anlamı o kadar yoğunlaşır ki artık bedenlerimizin sadece birer araç olduğunu fark ederiz. Yüce anlamı aramada ve ona ulaşmada geçici bir somutluk...

Bütünlüğün anlamı bize, bu araçlarımızı değiştirebileceğimizi hissettirir ve kerametimizle zor da olsa, Ruhumuz doğanın sahiplerinin bedenlerine girebilir.
Çünkü hayvanların Canları bizim ruhlarımız gibi değildir ve nedeni saklıdır ki hayvan bedenlerinde bir de ruh boşluğu vardır.

Bu ruh boşluğuna ancak gözlerimizden hayvanın gözlerine ruhumuzu akıtarak girebiliriz. Bir kapı gibidir göz teması ve önümüzde büyüyen yeni ev ise her deneyimimizde bize yeni bir parçasını gösterir doğanın.

İraden ne kadar güçlü olursa olsun o eve gelmiş olan bir yabancısındır ve ancak doğayı tanıyorsan ev kontrolüne geçer. Yeni doğmuş bir bebek gibi uzaksan doğanın bilgisine, hayvan bedenindeki dürtülerin yükünü omuzlarına alıp kontrolsüz bir biçimde yönetirsin onu.
Ya da yöneten o olur; çünkü bu seyahatin sonunda bedenine dönmüş ruhlar bir süre için doğanın bir bilmeceyi andıran yaratımından kurtulamaz ve çıkarken, beraberinde bedenine getirdiği dürtüleri hissederler. Dev bir şehrin, dev bir parçası bile olsanız, bakışlarınız değişir; başkalarının av mı avcı mı olduğunu anlamak için düşünceleriniz karışır.
Fakat tanıdıkça doğayı, hayvan Canı, kabullenir varlığını ve hayvani dürtüler, önünden yavaş yavaş çekilir. Bir süre sonra yalnızca hayvanın gözünden görüp, bedeniyle hareket etmekle kalmazsın; diğer kerametlerini de bu vücut aracılığı ile kullanırsın.

Ve eğer iradenin bağlandığı Yol’da yeteri kadar kuvvetliysen güneşin en yakıcı vaktinde bile hayvan bedenini sürersin, gündüz vakti dünyayı görürsün.

Kademe 5. Hayvanı Çıkarmak

Kabil evladının esas düşmanı kendisidir ve kendinde başarılı değilse doğa onu bir yaprak gibi savurur. Bunun sebebi ise içindeki hayvanın onun muhteşem gücüne karşı yerleşmiş dengeleyici bir kutup olmasıdır. Nasıl kabil evladının kudreti büyükse, doğanın, her canlının içine kendi özünden ekmiş olduğu ruh da kabil evlatlarında büyüktür. Kendisini şiddet anında, korkuda ve yıkımda ortaya çıkarır; kabil evladının bilincini ele geçirmek üzere saldırır ve başarılı olursa bedeni çıldırmış bir hayvan gibi yönetir.

Biz ise kerametimizde bu kademeye geldiğimizde çıldırma anlarını arzu ettiğimizde başka bir ruha aktarabiliriz. Son damla taşırdığında, yakınımızda görebildiğimiz herhangi birine iblisimizi, kanımızdakı hayvanımızı, dökebiliriz. Karşımızdakinin bir Kabil evladı ya da Adem oğlu olması fark etmez; eğer biz şiddetimizin döküleceği kişiyi seçmişsek.

Savaşa giderken, kendini ateşle dağlayıp ardından çıldırma raddesinde, iblisini yardımcılarına dağıtan Kabil evlatları bu kademenin ne kadar tehlikeli olabileceğini bilir çoğunlukla. Çünkü iblisini derinliklerden çıkarmaya uğraşırken ona köle olan ya da iblisini aktardıktan sonra aktardığı kişiyi bulamayıp iradesinin silindiğini fark edenler bile olmuştur bu kademede.

Kademe 6. Canlanan Birlik.

Bu kademede doğanın birliği, kerameti kullananın zihninde rüzgarların müziğini çalar ve onu çevresindeki Canlarla birleşebilir duruma getirir. Gece gezenlerin bile akıl sınırlarının ötesinde olan bu birleşimin bilinen tek boyutu birleşilen Canın hafızasındakileri okumaktır; ya da diğer bir deyişle Karşındaki hayvanın zihninde var olan bilgiye erişebilmektir. Rivayetlerde söylenilir ki kerametin sırlarında ilerlemiş kabil evlatları tek bir vücut gibi dev ormanları yönetirlermiş. Kimisi istemedikleri ziyaretçileri, ormanda yaşayan hayvanları birer piyon gibi oynatıp ormanın dışına sürermiş; kimisi ise ormanına girme gafletinde bulunmuş olan zavallıları türlü çılgın oyunlarla delirtip sonunda ormanın yırtıcı hayvanlarına bırakırmış.


Sonra her şey kırmızı ve siyah oldu. Tabiatın tüm renkleri önümde soldu. Bir insanın bakışıyla film sahnesini andıran bahar vakti benim gözümde gecelerin kısalmaya başlayacağı bir av dönemiydi. Televizyonda ve resimlerde kaldı güneşin yeşil çimleri aydınlattığı günler. Kurtların gördüğü gibi gri tonlarında bir dünyayı ıslatan kan kırmızısı ve doğanın en büyük avcısının pençesinde korkuyla atılan çığlıklar gerçeği oluşturur oldu.

Dünya griydi, kırmızı ve siyah kokarken.

Ve insanlığım sonsuza kadar yok oldu kanımdaki vampirin doğaya adanmış ruhu içimi soğuturken.

Kimi zaman ağzım olmasa ne yapardım diye bile düşündüm. Kör kütük yaşama içgüdüleri bağlamında istenen tek şey, kanı tekrar tekrar tatmak iken, zihnimden yankılandı sesler.
Uçurumdan aşağı düşen birinin yukarı bakıp çaresizce haykırdığı gibi; hafızamda beni insan yaptığını hatırladığım, YAŞAM anıları.

Sanılanın aksine ne bir canavar ne de bir şeytanım artık. Baştan aşağı bir hayvan, baştan aşağı bir avcıyım.


Alıntı: tarafından gönderildi
AlintidiR..
imza

ĢěĆę®


mükemmeL deqiLim ama FarkLıyımm ßi oqLum oLana kadaR €n iyiSi ßenim

ßiLgiyi aLip Su$mak oLmaz..! ßi te$eKküR + rep ( cokmu sizce ) teRaziye tıkLayıı veR gaRı
GeCe kullanıcısına ICQ aracılığı ile mesaj yolla GeCe kullanıcısına AIM aracılığı ile mesaj yolla GeCe kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla GeCe kullanıcısına Yahoo aracılığı ile mesaj yolla
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 12:23 PM.


Copyright ©2005 - 2008 Arkasokak.Net
Tasarım: NoDRaC
Bize Ulaşın - Gizlilik İlkesi - En Üst
Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0