Bilim & Teknik Dünyası icinde Bİlİm 'o'nu İŞaret Edİyor konusu , alıntı - Süleyman Ragıp Yazıcılar Mukallit Nöronlar İtalyan sinirbilimciler insanların, karşısındakinin davranışlarından anlam çıkartma, duygularını okuma yeteneği konusunda ilginç bir çalışmaya imza attılar. Vittorio Gallase, Giacomo Rizzolatti ve diğer sinirbilimciler ...
![]() |
|
#1
| ||||
| ||||
| alıntı - Süleyman Ragıp Yazıcılar Mukallit Nöronlar İtalyan sinirbilimciler insanların, karşısındakinin davranışlarından anlam çıkartma, duygularını okuma yeteneği konusunda ilginç bir çalışmaya imza attılar. Vittorio Gallase, Giacomo Rizzolatti ve diğer sinirbilimciler düşünceleri okuma konusunda yürüttükleri çalışmalarda yeni bir sınıf nöron tespit ettiler. Bu nöronların harekete geçmesi özel bir uyarı almaları gerekiyor. Yani bu nöronlar bir başka insan aynı işi yaptığında faaliyete geçiyor. Bu özelliklerinden dolayı adına ''ayna'' adı verilen bu nöronlar diğer insanların davranışlarını ya olduğu gibi yansıtıyor veya bir benzeri davranışa yol açıyor. Bilimadamları maymunlarda yaptıkları deneylerde de önemli sonuçlar elde etti. Mesela maymunların beynindeki F5 denilen bölgede maymun işi kendisi yaptığı zaman tetiklenen nöron ile aynı işi yapan insanı izleyen maymunun beyninde tetiklenen nöronun aynı olduğunu gördüler. Peki bunlar ne anlama geliyor? Beyindeki motor sistemi yalnızca hareketleri kontrol etmekle kalmıyor, aynı zamanda başkalarının da hareketlerini takip ediyor ve tabiri caizse gerektiğinde kullanılmak üzere kopyalıyor. Buradan yola çıkan bilimadamları bu nöronların başkalarının niyetlerini anlama konusunda çok belirleyici olabileceğini düşünüyor. Bir başka nokta da bu ilgi çekici sinir hücrelerinin lisan ve el hareketleri arasındaki yitik halkayı oluşturduğu şeklinde. Bu da insanların nasıl öğrendikleri, algıladıkları ve kültürün oluşturduklarına ışık tutuyor. Suyun Hafızası Var İnsan vücudunun çoğunun sudan meydana geldiği, herkesin bildiği bir gerçektir. Ama suyun bir özelliği daha var ki, pek bilinmiyor. Su, düşünme sistemimiz ve beynimizin fonksiyonları hakkında da önemli ipuçları veriyor. Bakın, nasıl: Bilim adamları, kar taneleri üzerinde yaptıkları bir deneyde, eritilen kar tanelerini tekrar dondurmuş ve aynı kar tanelerini elde etmişlerdir. Bu sonuç üzerine yapılan çalışmalarda, her su molekülünün, tıpkı insanlar gibi, kendi kimliğini taşıdığı ortaya çıkmıştır. Yani suyun da bir hafızası vardır ve su bir bilgi taşıyıcısıdır. Bilim adamları, buradan yola çıkarak, bizim organizmamızla, suyun yapısal özellikleri arasında doğrudan bir ilişki kurmuşlardır. Beyin sıvımız, çok yüksek derecede, saf ve küçük bir kristal yapılanmadan oluşmuştur. Buna Molekül-Cluster adı veriliyor. Molekül-cluster, tıpkı su gibi, birbirine bağlanmış, geometrik bir yapıda olduğu için belirli bilgileri iletebiliyor. Hatta su içme ile insanın düşünceleri bile değiştirilebiliyor. Materyal düşünce yapılarını taşıyabilen klorlu suya, flour da katıldığı zaman, beyin fonksiyonları üzerinde uyumsuzluk meydana getirdiği gözlemlenebilmektedir. Bu da insanda, isteksizliğe yol açmaktadır. Su Her Derde Devâ İsrail'de bir doktora gittiğinizde, hangi rahatsızlıktan dolayı gitmiş olursanız olun, sizi önce tekrar bekleme odasına yollarlar ve yarım saat içinde içmek üzere size 2 litre su verirler. Eğer bu suyu içtikten sonra hala şikayetleriniz varsa bundan sonra sizi muyeneye kabul ederler. Çünkü birden beliren hastalıkların %80'inin sadece su içilerek iyileşebileceği görülmüştür. Ancak suyun bu faydayı eksiksiz sağlayabilmesi için, bize ulaşana kadar spiral hareketinin zarar görmemesi gerekiyor. Çünkü su, 80 metrelik bir boru sisteminden geçtiğinde canlılığını kaybediyor. Bu da borunun kötü olmasından değil de borudaki basınçtan kaynaklanıyor. Suda bulunan çift helix şeklindeki spiral hareket, suyun kristalinin oluşmasını sağlıyor fakat 80 metre boru hattı ile spiral harekete zarar veriliyor ve suyun kristal şekli oluşmuyor. Böylece suyun canlılığı alınmış oluyor... Kainattaki Muhteşem Denge FİBONACCİ SAYILARI VE ALTIN ORAN ''Matematik'i Araplardan alıp, Avrupa'ya aktaran kişi'' denilen Leonardo Fibonacci 13. yüzyılda yaşamış bir İtalyan matematikçisiydi. Ama Fibonacci’yi esas meşhur eden çalışması Liber Abaci adlı eserinde yer alan bir problemde ortaya çıkan bir sayı dizisi idi. Bu problem şöyleydi: ''Bir adam, dört tarafı duvarla çevrili bir yere, bir çift tavşan koymuş. Her çift tavşanın bir ay içinde yeni bir çift tavşan yavruladığı, her yeni çiftin de erginleşmesi için bir ay gerektiği ve tavşanların ölmediği var sayılırsa, 100 ay sonunda dört duvarın arasında kaç çift tavşan olur?'' Soru, biraz düşünüldüğünde tavşan çiftlerinin aylara göre şöyle çoğalacağı ortaya çıkıyor: ........1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89.......... Sonradan Fibonacci Dizisi adı verilen bu sıralamada her bir sayı kendinden önceki iki sayının toplamına eşit. Fibonacci sayıları, yüzyıllardan bu yana yoğun ilgi görüyor. Çünkü dizideki bir sayının kendinden önceki sayıya bölünmesiyle, birbirine çok yakın sayıların elde ediliyor. Hatta seride 13. sırada yer alan sayıdan sonra bu sayı sabitleniyor ve bu sayı ''Altın Oran'' olarak adlandırılıyor. Altın oran yani 1,618 sayısı Allah-ü Teâlâ’nın tabiata yerleştirdiği ve hemen her yerde karşımıza çıkabilecek bir dengenin matematikteki ifadesi. Bitkilerde, böceklerde, çiçeklerde, çam kozalağında her yerde bu altın oranıa rastlamak mümkün. İnsan vucudunda altın orana verilebilecek ilk örnek, göbek ile ayak arasındaki mesafe 1 birim olarak kabul edildiğinde, insan boyunun 1,618'e denk gelmesidir. Yine işaret parmağınızın her bölümü bir öncekinden 1,618... kadar büyüktür. Bunun yanısıra her birinde 5 parmağımız olan 2 tane elimiz ve 8 parmağımızın 3 er bölümden oluşmaktadır. Ayrıca kolumuzda da altın oran bulunmaktadır. Elimizin, dirseğimizle bileğimiz arasında kalan bölgeye oranı 1,618 dir. Sanatçılar, bilim adamları ve tasarımcılar, araştırmalarını yaparken ya da ürünlerini ortaya koyarken orantıları altın orana göre belirlenmiş insan bedenini ölçü olarak alırlar. DNA'dan kar kristallerine, fizikten mikrodünyaya kadar birçok yerde karşımıza çıkan altın oran sanki aşağıdaki ayetin bir ispatı hükümündedir: "... Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir." (Mülk Suresi 3-4) Deprem Habercileri Niğde Üniversitesi Biyoloji Bölümü tarafından yapılan bir araştırmaya göre deprem olmadan önce canlılarda bir takım değişiklikler meydana geliyor. İşte bunlardan bazıları... Böcek ve hayvan davranışları (1 saat-3 gün öncesi): At, eşek, inek: İplerini koparır, ahır kapılarından dışarı çıkmak isterler. Tavşan ve fare: Binaların üst katlarına kaçışır, direklere tırmanır ve yere inmek istemezler. Kedi: Kutu ya da çöp bidonu içine atlar, top gibi sıkışıp, şiddetle titrerler. Köpek: Korkuyla hiç durmadan havlarlar. Balıklar: Göl ya da deniz tabanının ısınması sonucu yüzeye yakın yüzerler. Yılan balıkları ortadan kaybolur. Ördek, kaz, kuğu: Göle girmek istemezler. İpek böcekleri: Arka arkaya dizilirler. Martılar: Gruplar halinde karaya doğru gelir, karada gürültülü bir şekilde bağırarak çember halinde uçarlar. Karıncalar: Yuvalarını terk ederler, yürüyüşlerinde değişiklik olur (ateş üstünde gibi yürürler), zincir oluşturur, küme küme toplanırlar. Bitki ve ağaç değişimleri (1-3 ay öncesi): Meyve ağaçları: Erken çiçek açar ve erken meyve verir. Ot ve ağaç dalı: Yüzeyleri kızarır ve yanar. ![]() "içinde sakladınmı , o içinde saklandığın baharı demli bir çay tadında?Ben o uzak kentten ve o uzak zamanlardan sana çevirdim yolumu...Yorgun geleceğim..."=) |
![]() |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
| |