| 8
Memurlukların verilmesini Solon kuraya bağladı. Yalnız önce her phyleden (kabile) çokça sayıda işe yarar kimse seçilecek, sonra bunlar kura çekeceklerdi. Dokuz arkhon için dört kabileden her biri onar kişi seçiyor, bunların hepsinden dokuz kişi kura ile ayrılıyorlardı. Bugün her kabilenin önce kura ile onar kişi ayırması, sonra bunlar arasından fasulye kurasıyla arkhonların seçilmesi yöntemi o zamandan kalmadır. Solon'un memurluklar için kura çekmeyi koyarken hangi sınıftan olanların hangi memurluklar için kuraya girebileceklerini de düzenlemiş olduğunu gösteren bir kanıt bugüne kadar geçerli ve şimdi de kullanılmakta olan Hazineciler Yasası'dır. Bu yasa hazinecilerin pentakosiomedimnoslar arasından kura ile seçilmesini buyuruyor.
Solon'un dokuz arkhonluk için koyduğu yasalar bunlardır.
Eskiden memurların atamasını Areopagos Meclisi yapıyordu. Bu Meclis, adayları önüne çağırıyor, kendi dilediği gibi karar vererek işe yarar bulduklarına memurlukları bir yıl için yüklüyordu.
Eskiden olduğu gibi dört kabile ve dört kabile kralı vardı. Her kabile üç trittys (üçte bir) ile on iki naukrariaya (gemi yaptıranlar bölümü) ayrılıyordu. Her naukrarianın başında bir naukrar bulunuyor, alınıp verilen paralara bakıyordu. Bunun için artık bugün kullanılmayan Solon yasalarında sık sık şu sözlerle karşılaşıyoruz: "Naukrarlar paraları toplasınlar!", ya da "Para naukrarların kasasından verilsin!"
Solon her kabileden yüz kişi alınmak üzere dört yüz üyelik bir meclis kurdu. Areopagos Meclisi'ni eskiden olduğu gibi yasaların bekçisi yaptı. Bu meclis pek çok ve önemli devlet işini gözetiyor, yasalara aykırı iş yapanları cezalandırıyordu. Areopagos'un para cezası vermek, bir kimsenin elinden yurttaşlık hak ve şereflerini almak yetkisi vardı. Topladığı ceza paralarını cezalandırma nedenini bildirmek zorunda olmaksızın Kale'deki Devlet Hazinesi'ne gönderirdi. Halk yargıçlığını yıkmak için bir araya gelenleri de Areopagos Meclisi yargılardı. Solon böylelerinin Areopagos'a bildirilmesi için bir yasa koymuştu.
Kentte sık sık ayaklanma olduğunu, yurttaşlardan bazılarının umursamazlık, ilgisizlik göstererek işleri oluşuna bıraktıklarını gören Solon, bu gibiler için şu ayrı yasayı yaptı:
"Kentte karışıklık çıkınca silah başına geçerek herhangi bir yanı tutmayanlar yurttaşlık ve siyasal haklarını yitirecekler ve kentten kovulacaklardır." Devlet memurluklarının durumu buydu.
9
Solon'un devlet düzeninde halk yargıçlığı en çok şu üç temele dayanmaktadır: Bunların birincisi ve en önemlisi borç için kişilerin bedenlerinin rehin olmasının yasak edilmesidir. İkincisi başkaları haksızlığa uğradıkları zaman herkesin onları koruyabilmesi, üçüncüsü bir memurun verdiği bir karar karşısında yargıya başvurulabilmesidir.
En çok bu sonuncusunun, toplumun gücünü artırdığı söyleniyor. Mahkemede oyu elinde tutan halk, devleti de elinde tutuyordu. Bundan başka Solon'un yazdığı yasalar düz ve açık olmadıklarından, miras ve tek mirasçı kızlarla (epikler) ilgili yasada da olduğu gibi, birbirinden farklı birçok anlayışın ortaya çıkmasının ve ister kişilerin, ister devletin bütün işlerinin mahkeme kararına bırakılmasının önüne geçilemiyordu. Bu durumu göz önünde tutarak birtakım kimseler Solon'un halkı karara egemen kılmak için yasaları bile bile açık seçik yazmadığını ileri sürüyorlar. Bu doğru olmasa gerek. Yasaların kapalı bir biçimde yazılmış olmalarının nedenini daha çok bütün birbirinden farklı durumlara uyacak kalıbı bulamamış olmasında aramalıdır. Solon'un yapmak istediğini onun devlet düzeninde yaptığı değişikliklerin topuna birden bakarak değil de, bugün onlara göre anlamaya çalışmak yanlış olur.
10
Solon'un yasalarında halkı koruyan, halk egemenliğini geliştiren noktalar bunlardı. Yasaların yapılmasından önceki borçların kaldırılması, ondan sonra ağırlık ölçülerinin, ölçülerin ve ***ke ayarlarının yükseltilmesi de bu yolda atılmış adımlardır. Atina'da kullanılmakta olan ölçüler, Argos kralı Pheidon'un koymuş olduğu ölçülerdi. Solon bunların birimlerini yükseltti. Eskiden yetmiş drakhme eden mina, yüz drakhmeye çıkarıldı. Eski ***ke birliği çifte drakhme idi. Ağırlık ölçülerini Solon paraya uydurdu: Altmış üç mina bir talanton ağırlığındaydı; minalar staterlere ve başka küçük birimlere bölünüyordu.
11
Devleti anlattığımız yolda düzenledikten sonra Atinalılar yasalar konusunda şikâyetlerde bulunmak ya da birtakım şeyler sormak için gelip giderek Solon'u rahat bırakmadılar. Solon, Atina'da kalırsa ya yasalarında değişiklikler yapmak ya da yurttaşlarının düşmanlığını kazanmak durumunda kalacağını anladığından, bir yandan da her ikisinden de kaçındığından, yurttan uzaklaşarak hem ticaret, hem de görmek için Mısır'a yolculuğa çıktı. Yola çıkmadan önce on yıl yurda uğramayacağını, kendisinin Atina'da kalarak yasaları yorumlamasının doğru olmayacağını sandığını, herkesin yazılı yasalara göre davranması gerektiğini söyledi. Atina'dan ayrılmasının bunlardan başka bir nedeni daha vardı: Zenginlerin çoğu borçların kaldırılması yüzünden ona düşman olmuşlardı. Her iki yan da yeni düzenin kendi bekledikleri gibi olmadığını görünce Solon'a karşı davranışlarını değiştirmişlerdi. Halk onun bütün toprağı yurttaşlar arasında yeniden bölüştüreceğini, yüksek soylular ise kendi durumlarına dokunulmayacağını, dokunulsa bile pek ufak bir değişiklik olacağını sanıyorlardı. Solon'a gelince, o, her iki yanın da karşısına çıkmış, iki yandan istediği kişilerle işbirliği yaparak tek egemen olmak elindeyken, ana yurdu kurtarmak, iyi yasalar yapabilmek için her iki partinin de düşmanlığını göze almaktan kaçınmamıştı.
12
İşlerin böyle olduğu bütün kaynaklarda aynı biçimde yer aldığı gibi, Solon'un kendisi de yazdığı şiirlerde aşağıdaki yolda anlatıyor:
"Halka yetecek kadar hak verdim; ölçüyü ne dar tuttum, ne de bol. Gücü ellerinde tutanlara, zenginlikleriyle göz kamaştıranlara yakışığından çok hiçbir şey almayın dedim. Her iki yanı da sağlam kalkanla korudum, haksız yere hiçbirine ötekini ezdirmedim."
Başka bir şiirinde halka karşı nasıl davranmanın iyi olduğunu anlatıyor: "Halk başıboş bırakılmaz, gemi çok kasılmazsa yol göstericilerinin ardından güzelce gelir. Çünkü büyük refaha kavuşanlar onu kaldıracak kadar düşünceli değillerse tokluk böylelerini şaşırtır."
Başka bir yerde de toprağın yeniden bölüştürülmesini isteyenler üzerine şunları söylüyor:
"Yağmaya çıkanların çok büyük umutları vardı: Bunların her biri zenginliğe kavuşacağını, benim yumuşak sözler kullandığımı, fakat az sonra sert davranacağımı sanıyordu. O zaman pek boş ve budalaca düşünüyorlardı; şimdi ise bana düşmana bakar gibi öfkeyle yan yan bakıyorlar. Bunun için bir neden yok! Verdiğim sözleri tanrıların yardımıyla yerine getirdim. Ayrıca boş, anlamsız bir şey de yapmadım. Beni ne Tyrannoslar gibi sertlik ve zorbalıkla iş yapmak; ne de yurdun zengin toprağından efendiyle uşağa bir pay vermek sevindirir." Borçların kaldırılmasını ve önce köle olanların "yüklerinin atılması"yla özgürlüğe kavuşmalarını açıkça anlatıyor:
"Halkı neler için topladıysam, bunlardan biri gerçekleşmeden ben durup dinlendim mi? Zamanın yargıçlık kürsüsü önünde Olymposlu tanrıların ulu anası, pek iyi yürekli kara toprak tanığım olacaktır. Onun vücuduna saplanmış sayısız borç taşlarını ben söküp çıkardım; eskiden köleydi, şimdi özgür. Birtakımı haklı, birtakımı haksız olarak köle diye satılmış birçok yurttaşı kurtardım, ayrıca borç baskısı altında yurtlarından kaçmış olanları geri getirdim. Bunlar yabanda oradan oraya dolaşırlarken Attika dilini unutmuşlardı; yurtta insana yakışmayan kölelik boyunduruğu altında inleyenleri, ağaların zorbalıkları karşısında tir tir titreyenleri özgürlüğe ulaştırdım. Zoru hakla birleştirerek güçle bunları yaptım ve söz verdiğim gibi başardım. İyi ya da kötü her yurttaş için dosdoğru bir adalet sağlayan yasalar koydum. Kötü düşünceli, mal canlısı biri benim yerime üvendireyi eline almış olsaydı, halkı elinde tutamazdı. Birbirine düşman iki bölümden birinin o zaman istediklerini, ötekinin düşündüklerini uygulamaya koymuş olsaydım, Atina birçok insan yitirmişti. Bunlardan dolayı o köpek sürüsüyle karşılaşmış bir kurt gibi kendimi korumak için bir o yana bir bu yana dönüyordum."
Her iki yanın hoşnutsuzluğunu, söylenmelerini azarlayan bir dille şöyle anlatıyor:
"Halka açıkça sert birkaç söz söylemek gerekirse; şimdi ellerine geçen şeyleri düşlerinde bile görmemişlerdi. Bütün ağalara, gücü ellerinde tutanlara gelince, beni övmeliler, beni dost bilmelilerdi. Bana verilen yetki bir başkasına verilseydi, hem halkın dizginlerini tutamazdı, hem de sütü çalkalayıp kaymağını almaktan geri kalmazdı. Bense dövüşen iki düşman dizisinin arasında bir sınır taşı gibi dikilip durdum."
13
Yukarıda anlatılan nedenlerden dolayı Solon yolculuğa çıktı. Atina'dan ayrılırken kentte karışıklık vardı. Bununla birlikte dört yıl sessizlik ve durgunluk içinde geçti. Fakat Solon'un arkhonluğundan sonraki beşinci yılda karışıklıklar yüzünden Atinalılar arkhon seçimini yapamadılar. Yeniden bir dört yıl daha geçince yine bu nedenle başsız kaldılar. İkinci bir dört yıl geçtikten sonra arkhon seçilen Damasias arkhonluktan zorla atılıncaya kadar iki yıl ve iki ay devletin başında kaldı. Parti kavgaları sürdüğünden Atinalılar beşi eski yüksek soylu ailelerden, üçü çiftçilerden, ikisi de işçilerden olmak üzere on arkhon seçmeye karar verdiler. Bu on arkhon Damasias'ın devrilmesinden sonraki yılda devleti yönetti. Buradan arkhonun elinde en büyük yetkilerin bulunduğu açık olarak anlaşılıyor. Bu memurluk için partilerin her zaman birbiriyle dövüştükleri görülüyor. Ne olursa olsun, Atinalılar durumlarından şikâyetçi olmayı sürdürüyorlardı: Kimileri bu yüzden fakir düştükleri için, borçların kaldırılmasını hoşnutsuzluğunun baş nedeni olarak gösteriyor, başkaları değişiklik beklediklerinden daha kapsamlı olduğu için yeni düzene kızıyorlardı. Bunlardan başka çekememezlik yüzünden birbirlerine düşman olanlar da vardı.
Ortada üç parti görülüyordu: Birincisi Paraliler (deniz kıyısından olanlar); bunların başında Alkmeonoğlu Megakles bulunuyordu. Görünüşte devlete orta sınıfın egemen olmasına çalışıyorlardı. İkincisi Pediaklar (ovada çiftlikleri olanlar) partisiydi: Bunların istedikleri bir oligarkhia kurmaktı; yol göstericileri Lykurgos'du. Üçüncüsü Diakriler (dağlık Diakria'da yaşayanlar): Bunlar halk egemenliğinin en ateşli yandaşı sanılan Peisistratos'un ardındaydılar. Alacakları ellerinden gidip de yoksul düşenler, soyları pek lekesiz olmadığı için Atina'dan kovulmaktan korkanlar da bunların arasına girmişlerdi. Tyrannosluk devrildikten sonra birçok kimsenin hakları olmadığı halde yurttaş oldukları düşüncesiyle yurttaş listelerinin gözden geçirilmesi Peisistratos'tan yana olanlar arasında böylelerinin bulunduğunu açıkça gösteriyor. Her partinin adı topraklarını işledikleri yerin adından alınmaydı.
14
En ateşli halkçı sanılan ve Megara'ya karşı yapılan savaşta büyük bir ün kazanmış olan Peisistratos kendi kendini birçok yerinden yaraladıktan sonra bu işi düşman partiden olanların yaptığına, canını koruyabilmesi için kendisine koruyucular verilmesinin gerektiğine halkı inandırdı. Bu yoldaki öneriyi Ariston yaptı. Topuz taşıyanlar denilen bu koruyucularla halka karşı yürüyerek Komeas'ın arkhonluğundan, Solon'un yasalarını koyuşundan sonraki otuz ikinci yılda Akropolis'i ele geçirdi. Peisistratos koruyucu istediği zaman Solon'un bunu engellemeye çalıştığı ve şöyle dediği söyleniyor: "Ben bazılarınızdan daha derin görüşlü, başka bazılarınızdan da daha yürekliyim.
Peisistratos'un tyrannosluğu ele geçirmeye çalıştığını anlamayanlar kendilerinden daha derin görüşlü, bunu bildikleri halde susanlar da kendilerinden daha yürekli olduğum kimselerdir."
Solon halkı sözlerine inandıramayınca silahlarını evinin kapısı önüne çıkararak şimdiye kadar elinden geldiği kadar yurdun yardımına koştuğunu, -artık çok yaşlanmıştı- kendisi gibi davranma sırasının başkalarına geldiğini söyledi. Fakat öğütleriyle bir şey yapamadı. Egemenliği eline geçiren Peisistratos şehri bir tyrannostan çok, yasalara saygı gösteren bir yurttaş gibi yönetti. Egemenliği daha iyice kök salmadan Megakles ile Lykurgos'un yandaşları işbirliği yaparak onu kovdular. Bu, ilk başa geçişinden beş yıl sonra, Hegesias'ın arkhonluğu zamanında oldu. Bundan on bir yıl sonra düşmanları karşısında sıkışık duruma düşen Megakles adamlarını yollayarak Peisistratos ile görüşmeler yaptı. Kızıyla evlenmesi koşuluyla, onu, bayatlamış pek safça bir oyunla kente soktu. Megakles önce tanrı Athena'nın kendi eliyle Peisistratos'u Atina'ya geri getireceği söylentisinin halk arasında yayılmasını sağladı. Boylu boslu güzel bir kadın bulup -Herodotos'un anlattığına göre Paiania bucağından; başka bir anlatışa göreyse, Trakyalı bir aileden Kallytos bucağına bağlı Phye adında, çelenk satıcı bir kızdı bu- kadını tanrı Athena gibi giydirip kuşatarak Peisistratos ile birlikte kente soktu. Peisistratos bir araba üzerinde yanında bu kadın olduğu halde Atina'ya giriyor, halk şaşkınlık içinde onu karşılıyor, yerlere kapanıyordu.
15
Peisistratos'un sürgünden ilk dönüşü böyle oldu. Bundan yaklaşık olarak altı yıl sonra ikinci kez kentten atıldı. Uzun zaman tutunamamıştı: Megakles'in kızıyla evlenmek istemediğinden her iki partinin düşmanlığından korkarak gizlice kaçıp gitti. Önce Therma körfezi yakınında Raikelos adlı bir yerde oturdu. Oradan Pangion Dağı çevresindeki yerlere geçti. Buralarda kazandığı paralarla ücretli askerler toplayıp Eretia'ya gitti. Atina'dan kaçısından on yıl sonra, bu kez ilk olarak zorla iktidarı ele geçirmeye çalıştı. Kendisine başta Thebaililer ve Naksoslu Lygdamis başta gelmek üzere birçok kimse, bunlar arasında Eretia'da iktidarı ellerinde tutan atlılar, yardım ettiler. Pallena tapınağı yakınındaki savaşta düşmanlarını yendi. Kenti ele geçirdikten sonra halkın silahlarını alarak tyrannosluğu sağlam temeller üzerine oturttu. Naksos adasını da alıp Lygdamis'i oranın arkhonu yaptı. Halkın elinden silahlarını şöylelikle aldı: Yurttaşları silahlanmış olarak gözden geçirmek üzere Theseus tapınağının avlusunda topladı. Orada onlara bir konuşma yapmaya başladı. Alçak sesle konuşuyordu. Dinleyenler iyi işitemediklerini söyleyince Peisistratos onlara Akropolis'in gireğine kadar çıkmalarını buyurdu. O halkı konuşarak oyalarken önceden bu iş için ayrılmış adamları silahları toplayıp Theseion tapınağının yanında bulunan odalarına koyup kapattılar ve gelip ona işaret verdiler. Peisistratos sözlerini bitirirken dinleyenlere silahlarının ne olduğunu da anlattı. Olan bitenden dolayı şaşırmamalarını, yüreklerine korku girmemesini, herkesin işinin başına gitmesini, bütün devlet işlerine bundan böyle kendisinin bakacağını söyledi.
16
Peisistratos'un tyrannosluğu başlangıçta bu şekilde kuruldu ve gördüğümüz değişik durumlardan geçti. Yukarda söylediği gibi Atina'nın işlerini ölçülü, bir tyrannostan çok yasalara uyan bir yurttaş gibi yürütüyordu. Herkesin iyiliği için çalışan, yumuşak, yanılanların kusuruna bakmayan bir adamdı. Toprağı işleyerek kendilerini besleyebilsinler diye yoksullara işlerine bakmak için borç para verirdi. Bunu iki amaçla yapıyordu. Birinci amacı yurttaşların kentte boş vakit geçirmemeleri, kırlara dağılmaları, ortalama bir varlığa kavuşup kendi işleriyle uğraşarak devlet işlerine karışmak için ne dilekleri, ne de vakitleri olmaması idi. İkinci amacı da devlete gelir sağlamaktı: Ne kadar çok yer ekilirse aldığı para da o kadar artıyordu. Peisistratos, köylülerden onda bir alıyordu. Yine bu nedenle bucak yargıçlıklarını kurdu. Sık sık kendisi de köylere gidip ne var ne yok gözden geçiriyor, kavgalıları uzlaştırıyor, taşradakilerin şehre inip işlerini yüzüstü bırakmalarının önüne geçmeye çalışıyordu. Yine böyle bir dolaşmasında Peisistratos ile Hymettos'taki sonradan "vergisiz tarla" adını alan yeri işleyen köylü arasında herkesin bildiği konuşma geçmiş. Peisistratos bir adamın baştan başa taşlarla dolu bir yeri kazıp işlediğini görerek şaşıyor; yanındaki adamını gönderip tarladan ne ürün aldığını sorduruyor. Köylünün verdiği karşılık şudur: "Yalnızca kötülük ve zahmet: Peisistratos bunlardan da onda bir alacak." Adam karşısındakinin kim olduğunu bilmeyerek bunları söylemişti. Köylünün açık sözlülüğüne ve çalışkanlığına sevinen Peisistratos onu her türlü vergiden bağışladı. Peisistratos'un yönetimi halkı hiçbir alanda sıkmadı. Durmadan barış için çalıştığı gibi içerde de sessizliği ve dinginliği korumasını bildi. Bu yüzden sonradan çok defa Peisistratos'un tyrannosluğu için Kronos Çağı denildi. Oğulları onun yerine geçtikten sonra durum değişti: tyrannosluk ağır bir baskı oldu. Bütün anlatılan iyilikleri arasında en övülecek yanı çok ateşli bir halkçı ve herkesin iyiliğine çalışan bir adam olmasıydı. Bundan başka işleri yasalara uyarak düzenlemek istiyor, yalnızca kendi bildiğine göre davranmaktan, zorbalık etmekten kaçınıyordu. Bir kere birisi öldürme suçundan Areopagos Meclisi önünde ona karşı dava açmıştı. Peisistratos kendisini korumak için Areopagos önüne çıktı. Davacı korkarak davadan vazgeçti. Uzun zaman iktidarda kalmasının ve her devrildiğinde, kolaylıkla yeniden başa geçmesinin nedeni de budur. Yüksek soyluların ve halkın çoğu onu istiyordu. Kimilerini dostluk bağları, başka kimilerini de işleri için onlara yaptığı yardımlarla kendine bağlıyordu: Her iki yanın aradığı adamdı. Bu zamanlarda Atinalıların tyrannoslar konusundaki yasaları, hepsinden çok da tyrannosluk kurmaya kalkışmakla ilgili yasa, pek yumuşaktı. Bu sonuncu yasanın metni şöyledir:
"Bunlar Atinalıların atalarından kalma yasalarıdır: Tyrannos olmaya kalkışanın ya da tyrannosluk kurmak için başkasıyla işbirliği edenin kendisi ve soyu bütün yurttaşlık hak ve şereflerini yitirecektir."
17
Peisistratos yaşlandığında da iktidardaydı ve Philoneos'un arkhonluğu zamanında hastalanarak öldü. İlk tyrannos oluşundan sonra otuz üç yıl yaşamış, bunun on dokuz yılını iktidarda, geri kalanını sürgünde geçirmişti. Buradan Peisistratos'un Solon'un sevgilisi olduğunu ve Salamis Adası için Megaralılara karşı yapılan savaşta komutanlık ettiğini söyleyenlerin bunu uydurdukları pek açık olarak anlaşılıyor. Yaşları, bunun olamayacağını gösteriyor: Her ikisinin yaşadığı zamanı ve hangi arkhon zamanında öldüklerini düşünmek yeter.
Peisistratos öldükten sonra oğulları iktidarı ellerine aldılar, işleri eski biçimde yürüttüler. Peisistratos'un Atinalı olan yasal karısından Hippias ile Hipparkhos adlı iki oğlu, Agoslu başka bir kadından da adları İapon ile Hegesistratos olan yine iki oğlu vardı. Sonuncunun lâkabı Thettalos'tu. Peisistratos, Argos'tan Argoslu bir adamın kızını almıştı. Bu adamın adı Gorgilos, önce Kypselos oğullarından Amprikalı Arkhinos ile evli olan kızının adı da Timonessa idi. Argoslularla Peisistratos arasında bu evlenme dolayısıyla dostluk vardı ve Pallene Tapınağı yakınındaki savaşta Hegesistratos'un getirdiği bin Argoslu Peisistratos'la birlikte dövüşüyorlardı. Peisistratos Argoslu kadınla kimilerine göre ilk kaçtığı zaman, kimilerinin anlattıklarına göre de iktidardayken evlenmişti. Tüm hakları keyfimin kahyasına aittir... Z&E
“Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin...... Savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaksa, ölüm hoş geldi, safa geldi!”
E.C.G |