| Herhangi bir düzlemin eğimli olup olmadığını anlamak için kullanılan su terazileri, içlerindeki kocaman damlayı kendi tarafına çekmeye çalışan iki kutuptan oluşur. Yerin eğimine göre bu su damlası ya sola ya da sağa hareket eder. Özgürlük ve eşitlik kavramları genelde birarada alınsa da, aslında onlar terazinin iki ucundadırlar.
Kanımca her eşitlik bir adalet olmadığı gibi adalette her zaman beraberinde özgürlüğü getirmez. Neden mi? Kişinin seçme şansı olmadığı konularda (doğuştan gelen statüler) seçim yapamadığı için zaten özgür olamamasıdır.
Bu nedenle farklı siyasal sistemler, farklı eşitlik ve özgürlük anlayışlarına önem vermişlerdir. Örneğin; liberalizm sadece hukuksal eşitlik anlayışıyla, hem toplumsal düzeni hem de özgürlükleri korumayı amaçlamıştır. Fakat hukuksal eşitlikte, her eyleme aynı cezanın uygulanması da bir eşitsizlik değil midir? Sosyal devlet anlayışıyla da, sosyo-ekonomik koşullarla eşitlenmeye çalışılarak, herkese aynı derecede özgürlük ve daha eşitlikçi bir anlayışla sürdürülmeye çalışılmıştır. Kısacası her sistem kendi içerisinde özgürlüğü ve eşitliği belli temellere oturtmuştur.
Diyeceğim şu ki, eşit olduğunuz kadar özgür olamayacağınız gibi; özgür olduğunuz kadar eşit de olamazsınız. Her ne kadar birbiriyle ayrılmaz gibi düşünülen kavramlar olsalarda yere,zamana,mekana göre değişkenlik gösteren iki kavramdır bana kalırsa. Her zaman biri diğerinden baskın çıkar, ya da her ikisinden de söz etmek mümkün olamayabilir.
İkinci durum daha sık karşılaşılan bir durum olmakla beraber, kendilerinden satır aralarında sık sık bahsettirip, böyle platformlarda tartışmamıza yararlar ancak hangisi deriz (EŞİTLİK Mİ? ÖZGÜRLÜK MÜ) ikisinden biri olsunda hangisi olursa olsun derim ben...
Emeğinize sağlık, çok güzel bir konu seçmişsiniz. Teşekkürler. Evrende sayılabilen herşeyi sayıp, sonuçatan kendimizde sayılabilenleri çıkaralım; sonra da geriye yaslanıp kendi büyük küçüklüğümüzü seyredelim. |