Yalnız Mesajı Göster
  #1  
Eski 10-08-2006, 02:30 PM
g_ö_z_d_e kullanıcısının avatarı
g_ö_z_d_e g_ö_z_d_e Çevrimdışı
Asil Üye
 
Giriş: Sep 2005
Konum: izmir
Mesaj: 856
g_ö_z_d_e is a splendid one to beholdg_ö_z_d_e is a splendid one to beholdg_ö_z_d_e is a splendid one to beholdg_ö_z_d_e is a splendid one to beholdg_ö_z_d_e is a splendid one to beholdg_ö_z_d_e is a splendid one to beholdg_ö_z_d_e is a splendid one to beholdg_ö_z_d_e is a splendid one to behold
Bunları Biliyor Muydunuz?

Görme Duyusundan Yoksun Biri Rüya Görebilir mi?

Araştırmalar öyle gösteriyor ki, doğuştan görme duyusu olmayan birinin rüyalarında görsel figürler yer almıyor. Bu kişilerin rüyaları görsel nesneler yerine yürüme duyusu, ya da mutlu olma hissi gibi günlük hayatta deneyimledikleri duygu ve duyulardan oluşuyor. Uzmanlar rüyalarda görsel figürler görebilmek için öncelikle bu deneyimi yaşamış olmak gerektiğini vurguluyor.

Sol Elini Kullananlar Daha mı Zeki?

Sol elini kullanan kişilerin daha zeki olduklarına dair bugüne değin pek çok şey yazılıp çizildi. Bilim dünyasındaki tartışmalarda konuyla ilgili iki güçlü varsayımdan ilki "bilişsel kalabalık kuramı". Biliyoruz ki beynin sol yarım küresi dil ve sözel becerilerde baskınken, sağ yarım küresi daha çok matematiksel ve uzamsal (mekânsal) becerilerde söz sahibi. Sol el hareketlerini beynin sağ küresinin, sağ el hareketlerini ise sol küresinin yönettiğini düşünecek olursak bilişsel kalabalık kuramı solakların uzamsal ve matematiksel becerilerde daha düşük performans göstermelerini öngörüyor. Çünkü bu yetenekleri kontrol eden sağ yarım küre aynı zamanda sol el hareketlerinin de yönetildiği merkez. Yani etkinliği ikiye bölünmüş oluyor. Oysa *****ların el hareketlerini sol yarım küre yönetiyor ve sağ yarım kürenin özelleştiği matematiksel yeteneklerde daha başarılı oluyorlar. İkinci varsayımsa her iki elini de kullanabilenlerin matematiksel becerilerinin daha yüksek olduğunu, çünkü matematiğin sol (dilsel) ve sağ (mekânsal) yarım küreler arasındaki etkileşimi gerektirdiğini söylüyor. Her iki eli kullanabilme becerisininse genelde solaklarda olduğuna dikkat çekerek, solakların matematiksel becerilerinin daha güçlü olduğunu savunuyor. Araştırmaların çoğu ikinci kuramı, yani solakların matematiksel becerilerde daha başarılı olduklarını desteklemekte. Ancak yine de konu hakkında ortaya atılan her bulgu daha fazla araştırmaya gereksinim duyulduğunu vurgulamaya devam ediyor.

Kaynak:
BPM, Chi Chapter Student Award for Scholarship

Çocuklar Neden Tırnak Yer?


Tırnak yeme genellikle çocuklarda görülen bir davranış. Araştırmalar 6 yaş civarı çocukların yaklaşık 25%'inin tırnak yediğini ortaya koyuyor. Bu davranış bozukluğunun çocuğa gerek fiziksel gerekse sosyal anlamda olumsuz etkileri olabileceği düşünülünce konu hakkında yapılan araştırmaların sayısının yüksekliği de kaçınılmaz oluyor. Tırnak yeme alışkanlığının nedenine ilişkin iki temel açıklama var. İlki, bu davranışı kaygıyla bağıntılandırıyor (Hadley, 1984). Sinirleri gerilmiş bir çocuğun bunu dışarıya tırnak yiyerek yansıttığını söylüyor. İkincisiyse "çevresel baskılanma" varsayımı (Schendler, 1984). Bu varsayımsa motor hareketleri kısıtlanmış çocukların tırnak yemeye daha eğilimli olduklarını savunuyor. Günümüzdeki çalışmalarsa genelde bu iki temel üzerinden yapılıyor.



Voodoo büyüsünün bilimsel açıklaması var mı? Bilim bu tür olaylara nasıl yaklaşıyor, bu konuları nasıl araştırıyor? ( Ergün Geçgin)

VOODOO ÖLÜMÜ


Voodoo ölümü Haiti kültürüne ait bir öğe. Ölüm, kişinin kendisine büyü yapıldığına inanmasından hemen sonra, geçmişinde hiçbir fizyolojik neden yokken, zamansız bir şekilde gerçekleşiyor. Ancak olur da bu süreç içerisinde söz konusu kişi büyünün bozulabileceğine ikna edilebilirse bu ölüm gerçekleşmeyebiliyor. Bir kişinin tamamen psikolojik nedenlerden ötürü ölüme sürüklenebiliyor olması bizleri olduğu kadar doktorları da hayrete düşürüyor. Ancak zihnin fizyolojik işleyişler üzerindeki etkileri konuyu aydınlatmakta yol gösterici olabiliyor:

• Kişilik özelliklerinin ölüm riski üzerine etkileri Voodoo ölümüyle yakın ilişki içerisinde. Psikolojik etmenler, psikosomatik (psikofizyolojik) hastalıkları tetikleyebiliyorlar. Yaygın psikosomatik hastalıkların arasında ise ülser, asma, kronik baş ağrıları, hipertansiyon ve koroner kalp hastalıkları geliyor.

• Üzerine dikkat yoğunlaştırılan bir diğer konuysa "nevroz, şizofren ya da kişilik bozukluğu"na sahip hastaların sigara içme, dikkatsizce araba kullanma, sağlıksız beslenme ve alkol kullanımı gibi yüksek risk davranışlarını daha sık gösteriyor olmaları. Bizlim insanları, psikiyatri hastalarının zamansız ölüm risklerinin normal nüfusa göre daha yüksek olduğunu belirtiyor.

• Kişilik tipleriyle koroner kalp hastalıkları arasındaki ilişkiyse bir diğer nokta. Histeri, nevrotizm ve somatik şikayetler koroner hastalıkların ilk belirtileriyle büyük uyum gösteriyor. Ancak yine de kişilik özelliklerinin birinin yaşam süresini kısaltıp kısaltamayacağına dair net ve kesin bir bulgunun olmadığının altı çiziliyor.

• Son olaraksa kişinin stresle başa çıkma yöntemlerine değiniliyor. Üç farklı başa çıkma yöntemi sıralanıyor: Sabit, içe gerilim ve dışa gerilim. Gerilimi psikofizyolojik tepkiyle (içegerilim) yansıtan hastalar onu öfke ve şiddetle (dışa gerilim) yansıtan hastalara göre daha yüksek zamansız ölüm riski taşıyor. Bu kişiler, kaygı, iştah kaybı ve uyku düzen bozuklukları gösteriyor.

• Sosyo-kültürel etmenlerin de ölüm zamanıyla ilişkilendirilebileceğine dair bulgular bulunuyor. Duygusal bir bağla inanç duyulan, örneğin kutsal olduğuna inanılan günler içerisinde ölüm oranları artabiliyor. Bu da bizlere Voodoo ölümünün psikolojik ve sosyal etmenlerden nasıl da etkilenebileceğini gösteriyor.



Sonuç olarak, saydığımız tüm bu faktörler zihnin sağlık ve ölüm zamanı üzerine etkilerini gözler önüne seriyor. Voodoo ölümü ise, her ne kadar tartışmalı bir konu olmayı sürdürse de, bilim insanlarınca çizdiğimiz bu çerçeve içerisinde incelenmeye devam ediliyor.

Kaynak: Aaron Louie - Voodoo Death


Ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan insanların rüya görmediği doğru mudur? Eğer öyleyse sebebi nedir? (Orçun Koçak)

PSİKOPATOLOJİ VE RÜYALAR



Her sağlıklı insan gibi psikolojik rahatsızlıkları olan hastalar da rüya görüyorlar. Ancak yapılan çalışmalar öyle gösteriyor ki, bu hastaların gördükleri rüyalar farklı özellikler

barındırabiliyorlar. Bu özelliklere birkaç örnek derledik; şimdi gelin hep beraber bu örneklere göz atalım:

1) Sanrılar

Uyku sırasındaki zihinsel aktivite beyinde genetik olarak miras alınan ya da yaşam süresince deneyimlenen anıların saklandığı beyin bölgelerinin uyarılmışlık durumuyla ilişkili. Kişi yaşlandıkça ya da radyasyon gibi dış etkilere maruz kaldıkça sinaptik bağlantılar zayıflıyor ve bu durum uyanıklık durumunda da rüya benzeri bazı sanrıların görülmesine neden oluyor. (Kavanau, 2002)

2) Madde Kullanımı

Beyindeki ventral tegmentum bölgesi hem rüya görmede hem de madde bağımlılığında söz sahibi. Çoğu bağımlılığın tedavisi sırasında hastalar madde kullandıklarına dair rüyalar görüyor. Bir grup hasta üzerinde yapılan bir çalışma (Christo & Francy, 1996), tedavi gören hastalardan maddeye dair rüyalar görenlerinin tekrar bağımlı hale gelme olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise, çoğu bağımlılık yapan maddenin ventral tegmentumdaki dopaminerjik aktiviteyi arttırmasıyla açıklanıyor. Bu aktivite, rüyaları da etkiliyor.

3) Şizofreni

Yapılan çalışmalar, şizofreni hastalarının rüyalarının normal gruba göre daha basit ve garip öğelerden arınmış olduğuna dair. Ancak sık sık, içeriklerinde hoş olmayan duygular barındırabiliyorlar. Şizofreni hastaları rüyalara fazla ilgi duymuyorlar. Rüyalarında genellikle gerçek üstülüklerdense normal ancak şiddet yönelimli öğelere rastlanıyor.



4) Manik Depresyon

Manik depresif hastalar mani dönemlerine girmeden önce ölüm ve yaralanma konuları içeren garip rüyalar görüyorlar. Bir başka bulguysa rüyalarının depresyon hastalarına göre daha fazla kaygı öğesi taşıyor olması (Beauchemin & Hays, 1995)

5) Depresyon

Depresyonda rüya görme sıklığı düşüyor (Kramer, 2000)Bu hastaların rüyalarında mazoşist öğelere, başarısızlık ve felaket senaryolarına rastlanabiliyor. Yine bir başka çalışma (Cartwright, 1984) depresyon hastalarının rüyalarının kendi geçmişlerine yönelik pek çok anı barındırdığını ortaya koyuyor.



6) Zekâ Geriliği

Hastalar genellikle basit rüyalar görüyorlar ve içeriklerinde sıkça ev ve ev ortamına dair olaylara rastlanıyor. Erkekler daha saldırgan içerikli rüyalar görüyorken kadınların rüyaları daha renkli oluyor. Bir yerlerden düşme öğesine sık rastlanıyor. (Kramer & Roth, 1979).

7) Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Hastalar sürekli bir seyir gösteren ve aynı tipte rüyalar görüyorlar. Bu rüyalar genellikle canlı, sanki rüyanın içinde yaşanıyormuşçasına, rahatsız edici ve kolay hatırlanabilir oluyor. Sıkça uyanmalar, motor aktivitesindeki yükselme ve terleme, hastaların rüyalarındaki huzursuzluğun göstergeleri olarak ele alınıyor (Wilmer, 1996).


Ben "düşünce duyguyu yönetir" diyorum, bu ne kadar doğrudur? Teşekkürler. (Duygu Gezgin)

DÜŞÜNCE VE DUYGULAR

Genellikle günlük hayatımızda deneyimlediğimiz olayların doğrudan doğruya o olayla ilgili duyguların oluşumuna yol açtığı yanılgısına düşüyoruz. İşe geç kaldığımızda kaygılanıp iltifat aldığımızda mutlu olmamız gibi. Oysaki bilim insanları, bu olayın bize ne ifade ettiğine dair zihnimizde oluşturduğumuz yorumların da en az olayın kendisi kadar önemli olduğunu söylüyorlar:

Olay (Bizde herhangi bir duyguya yol açması beklenen durum)
v
Zihinsel yorum (O olayın bizim için ne ifade ettiği, önemi)
v
Duygu (Olayla ilgili olarak hissettiklerimiz)

Sorunuza bu çerçeveden bakacak olursak, düşüncelerimizin duygularımızın oluşumunda önemli bir paya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak araştırmacılar, burada bahsettiğimiz düşüncelerin farkında olduğumuz ve bilinçli bir düşünme süreci sonrasında ortaya çıkan düşüncelerden ziyade adına " otomatik düşünceler " denilen tarzda olduğunu da ekliyorlar. Otomatik düşünceler günlük hayatımızda karşılaştığımız olaylar karşısında öyle çabuk oluşturuluyorlar ki, çoğu zaman bilincinde olmamız imkânsızlaşabiliyor.
Bir diğer önemli nokta ise duyguların " birincil " ve " ikincil " olarak ikiye ayrılıyor oluşu. Birincil duyguların bir olay karşısında reflekssel olarak verdiğimiz yanıtlar olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin bir tehlike durumunda korkmamız gibi -ki bilim insanlarınca bu yanıtın güçlü evrimsel kökenlere dayandığı düşünülmekte. Korku, kaçma davranışı esnasında bizi daha hızlı ve güçlü kılacak bir takım hormonların salgılanmasına neden oluyor örneğin, hayatta kalabilmek açısından oldukça önemli. Haliyle bu denli "temel" bir mekanizmanın üst düzey zihinsel işleyişlerin kontrolüne girebileceğini söylememiz oldukça zor.


İkincil duygularsa birincileri takiben, onlar üzerinden yürütülen zihinsel işleyişlerle ortaya çıkıyor. Bunlar kimi zaman birkaç duygunun karışımından da oluşabilmekte. Daha açık bir ifadeyle, zihinsel işleyişler etkin bir biçimde bu noktada devreye girebiliyor.
Öyleyse diyebiliriz ki, duygularımızın evrimsel gelişimi takiben "reflekssel" bir içeriği bulunmakta. Ancak bu reflekssel duygusal yanıtların ardından gelen zihinsel işleyişler de söz konusu. Haliyle sorunuzun yanıtı hem evet hem de hayır oluyor. Duygularımız üzerindeki düşünsel kontrolün tamamıyla yok olduğunu söyleyemeyiz ancak sınırlı.



Uykudan mahrum kalınca...

Uykusuz geçirdiğimiz geceler arttıkça, uykusuzluğun üzerimizdeki psikolojik ve biyolojik etkileri de değişiyor:

1 gece uykusuzluk: Kişi kendisini rahat hissedemese de, bünye bir gece uykusuz kalmayı tolore edebiliyor.
2 gece uykusuzluk: Kişinin vücut ısısı ritmi düşüyor ve uykuya dalabilmek için büyük bir dürtü hissediyor.
3 gece uykusuzluk: Özellikle de sıkıcı şeylere odaklanmak oldukça güçleşiyor ve bilişsel işleyişler yavaşlıyor. Bu sayılanlar, özellikle de sabahın erken vakitlerinde şiddetli oluyor.
4 gece uykusuzluk: Yaklaşık üç saniye süren mikro-uyuma davranışı gözlemleniyor. Bu mikro-uyumalar sırasında kişi anlamsızca boşluğa bakıyor ve bilincini yitiriyor. Oldukça huzursuz ve aklı karışık oluyor.
5 gece uykusuzluk: Kişi her ne kadar bilişsel yetilerini halen kullanabiliyor olsa da yukarıda anlatılanlara ek olarak hayaller görmeye başlıyor.
6 gece uykusuzluk: Kişi kim olduğu bilgisini kaybediyor. Buna uyku mahrumiyeti psikozu adı veriliyor.
(Bentley, 2000)

Turistler hangi motivasyonla geziyor?

. Yapılan bir çalışma öyle gösteriyor ki, şehir şehir gezme fikrinin altında yatan kişilerin gittikleri yörelere ilişkin tarihsel bilgi dağarcıkları değil, hisleri, o yöreyle kurdukları empati ve anıları. Çalışmaya katılan katılımcıların ağzından dökülen kimi cümleler şöyle:
. Tarihi yerleri ve müzeleri gezerken zihnim geçmiş zamanlara dönüyor.
. Geçmişte yaşayan insanların günlük yaşamlarını hayal etmeyi seviyorum.
(Cameron & Gatewood, 2003)

Hipnotize edilmeye ne kadar eğilimlisiniz?

Hepimizin hipnotize edilmeye duyarlılık düzeyi farklı. Kimileri rahatlıkla hipnozun etkisi altına girebiliyorken kimileri hipnoza girmeyebiliyor. Peki bunu ölçebilmek adına psikologlarca geliştirilmiş bir ölçek olduğunu biliyor muydunuz?


İşte, o ölçek:
Standford Hipnoza Duyarlılık Ölçeği:

1.) Kolların düşmesi: Katılımcıya açık kollarının giderek ağırlaştığı söyleniyor ve kollar yavaşça düşmeye başlıyor.
2.) Ellerin birbirinden ayrılması: Katılımcıların kolları önlerinde açık ve elleri birbirini tutuyorken eller ayrılmaya başlıyor.
3.) Tat halüsinasyonu: Katılımcı ağzında önce tatlı daha sonraysa ekşi bir tat hissediyor.
4.) Kaskatı kasılmış kollar: Kollarından birinin giderek daha da katılaştığı katılımcı onu kımıldatamaz hale geliyor.
5.) Rüya: Hipnotize edilen katılımcıya hipnoz deneyimi hakkında bir rüya görüp daha sonra bu rüyayı anlatacağı söyleniyor.
6.) Geçmişe dönme: Katılımcıya hangi yaşı söyleniyorsa o yaştaki konuşma ve hareketlerine dönüyor. El yazısı bile değişiyor.
7.) Kolların hareketsizleşmesi: Katılımcıya kollarını kaldıramayacağı söylendiğinde bunu gerçekten de yapamıyor.
8.) Anosmia (koku hissinin kaybı): Katılımcıya gündelik kokuları alamayacağı söylendiğinde gerçekten de koku alabilme yetisini kaybediyor.
9.) Halüsine ses: Katılımcı soruları halüsine bir sesle yanıtlıyor.
10.) Negatif görsel halüsinasyon: Katılımcı yalnızca iki tane olduğu söylenen 3 adet renkli kutuyu iki tane gördüğünü söylüyor.
11.) Hipnoz sonrası amnezi: Önceden ayarlanan bir sinyal verilmediği sürece katılımcı hipnoz esnasında verilen bilgileri hatırlamıyor.
(Bentley, 2000)



Vücut ısımızı kontrol

. Doğal seçilim biz insanların çok düşük ya da çok yüksek sıcaklıklarla başa çıkmasına yardım etmiş. Yüzey alanı-hacim oranı yüksek olan kişiler deriden ısı katbetmeye daha yatkın olduğundan, tropiklerde yaşayan insanlar genelde uzun boylu ve zayıfken, kutup sakinleri daha kısa ve kilo olarak daha toplu.
imza

hayaT maRs ett! üsteLik zaR tutaRaK yiNe ; beNse sıkıLdIm hep yeK aTmaKtaN kadERe !!!!

Bu mesaj en son " 18-09-2008 " tarihinde saat 10:57 PM itibariyle Frottce tarafından düzenlenmiştir....
g_ö_z_d_e kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Alıntı Yaparak Cevapla