| Bölüm III : Bir Kez Daha Diriliş
Cypher'ın yokedilmesinden sonra yeşil sis kayboldu ve sağ dönen Pianna Şövalyeleri, El Moradlılar tarafından kapıda büyük kutlama ve sevinç gösterileri ile karşılandılar. Onların kahramanlık öyküleri, pınardan akan sular gibi El Moradın her tarafına yayıldı ve tapınaklarda Logos’un heykelleri yükseldi. İnsanlık yeniden başarılı oldu ve gelişti.
Zaman ilerledikçe tek bir kişi bile Cypher'ın yaptıklarını hatırlamaz oldu.Birçok kişi şehir duvarları dışına çıkarak yeni keşifler yaptı, insanlar mantar gibi çoğalarak yeni bölgelere yerleşti, El Moradın dışında bir çok köy, kasaba ve şehirler inşa edildi. Logos'un kutsadığı tarlalar ekildi ürünler biçildi.
Ancak barış El Morad için sonsuza kadar sürecek değildi.
Cpherin yokedilişinin üzerinden 20 yıl geçmişti ve El Morad insanlığın baş şehri olmuştu. Barış ve huzurun getirdiği başarılı ortam sayesinde güzel bulvarlar, muhteşem binalar ve karanlık dönemlerde hayatını kaybedenleri yaşatmak için, yenilenen ve genişletilen şehir surlarına isimleri yazıldı.
Şehir etrafındaki birçok köy ve kasabada yaşayan bir takım kişiler bu zenginlikten haksız kazanç elde etmek için eşkiyalığa ve saldırılara başladılar. Birçok konvoy saldırıya uğradı ancak Kral Manes halen yaşarken bunlar çok fazla değildi.
Kral Manesin uykusunda aniden ölümünden sonra yerine geçen oğlu Paul çok genç ve tecrübesizdi, ülkeyi güvenlik altında tutan Pianna Şövalyelerine kumanda etmekten acizdi ve o nedenle Konsülün lordlarının yetkilerini artırdı ancak lordların çerisinde ülkede daha çok söz sahibi olmak isteyenler vardı ve bunların bir kısmı baskınları yapan eşkiyalar ile işbirliği yaptılar. Bazıları vergilerin yükselmesine neden oldu ve bazıları da baskı yaparak orduyu dağıttılar.
Ülkenin kötü durumundan mutlu olmayan ve konsülün kararlarına karşı çıkan klan liderleri idam edildi. Kargaşa ve düzensizlik ülkenin her yanını kapladı. Konvoylar daha çok saldırıya uğradı, maskeli katiller her yerde insanları öldürmeye başladı ve kadınlar kocalarının, oğullarının yanında tecavüze uğradı.
El Moradın merkezinde kötülük yuvaları yapılanmaya başladı. Tüccarlar şehire giremez oldu, dükkanlar kapandı. İnsanlar günlük ihtiyaçlarını karşılayamaz oldular. Yerleşik halkın çoğunluğu evlerini ve eşyalarını geride bırakarak kaçtılar. Çiftçiler tarlalarını ekemediler. Ürünlerini toplayamadılar.Huzur ve barışın yerini çok kısa sürede kötülük ve kargaşa aldı ve birçok çeşitli hastalık baş gösterdi.
Bütün bu yıllar boyunca Paul ülkede neler olduğunu bilmeden, hizmetçileri ile sarayında yaşayarak geçirmişti. Her şeyin yolunda gittiğini zannediyordu. Konsülün ülkeyi iyi yönettiğini düşünüyor ve insanların arasına karışmaya gerek görmüyordu. Lordlar ona şehirde bir hastalık olduğunu ve doktorların tedavi ettiğini, Paul ün saraydan ayrılmasının tehlikeli olacağını söylemişlerdi.
Dignar, ülkesine sadık klan lideri, konsüle karşı geldiği için öldürülemsine karar verilen klan lideri, canlı kurtulan az sayıdaki klan savaşcısı ile El Moradın 2 günlük mesafesinde saklanmıştı ve ülkede yaşananları üzüntü ile takip ediyordu. “Kral Paul artık 19 yaşında neden bunları durdurmuyor, acaba o da onlarla birliktemi” diye düşündü ve bunu araştırmaya karar verdi. Eşkıya kılığına girerek bir gece El Morada girdi ve saraya ulaştı.
Paul'ün nerede olduğunu ararken, konsül üyesi lord Bero'nun söylediklerini dinledi “ Kralım konsül ülkeyi çok güzel yönetiyor, halk çok mutlu ancak pis taşralılardan tuhaf bir hastalık geldi, siz sarayda bir süre daha bulunun biz hastalık geçince size kutlama töreni yapacağız ve şenlikler düzenlenecek” .
Dignar bir süre daha gizlendi ve Bero gider gitmez krala koşarak önünde diz çöktü. “Kralım Bero yalan söylüyor. Sarayın duvarlarına çıkın ve El Moradı seyredin” dedi.
Paul bir merdiven yaptırarak sarayın duvarındaki surların üzerine çıktı ve gördüğü şey, pislik, yangın ve haydutların sarhoş naraları oldu.
Dignara “seni öldürtecektim ama gördüğüm manzara korkunç, ülkeme ne oldu, bu hangi şehir, sanki başka bir yer, burası El Moradmı” dedi. Sonra Dignarı kolundan tutarak gel bana herşeyi anlat” diye saraya ****ürdü.
Yaşlı klan lideri Manes'in ölümünden sonra yaşananları bir, bir anlattı.
Paul başını ellerinin arasında tutarak ağlamaya başladı. Babasının sevgili şehri kaousun tam merkezi olmuştu. “Pianna Şövalyelerini yeniden göreve çağırın” dedi Dignar, “ben de klanımı ve bana uyan klanları toplayıp geleyim. Bütün umudumuz bu.”
Genç kral, yaşlı klan liderini doğru bularak söylediklerini yapmaya karar verdi.
Cypher'a karşı kazanılan zaferden sonra, kendilerine tahsis edilen arazide inşa edilmiş büyük kalenin içerisinde yaşayan Pianna Şövalyelerinin reisi Mutro idi. Kötülüğe karşı yapılan savaştan sonra geçen zamanda eski şövalyelerin hemen hepsi ölmüştü ve yaşlı Mutro reis seçilmişti. Dignarı tanıyordu, anlattıklarını dinledi ve şövalyelere doğru bağırdı.
“Hepiniz ihtiyaç kalmayana veya ölene kadar , halkınıza hizmet etmek için hazır olun”. “Bu çağrıya kulak verecek misiniz?”.
Şövalyelerden gürültülü bir onay bağırışı yükseldi.
“O halde demirci ocakları yansın, zırhlarınızı parlatın, silahlarınızı bileyin ve yağlayın, atlarınızı ağıllarından çıkarın”
Şehrin merkezinden alevler ve dumanlar yükseliyordu. Cansız bedenlerden akan kanların keskin kokusu yüzünden atları zaptetmek zorlaşmıştı. Konsüle bağlı askerler ve haydutlar başlangıçta çok direnmişlerdi ancak hemen hepsi yanlış tarafta bulunduğunu anlamadan can vermişti. Az sayıdaki haydut canlı esir alınmış, Logos’u ululamak için yaptırılan anıtın dibinde toplanmıştı.
Dignar ve ona katılan üç klan lideri can verinceye kadar çarpışmışlardı ve Pianna şövalyelerinden geriye ise küçük bir gurup kurtulmuştu.
Paul, anıtın merdivenlerinin en üstündeki rahipler için yaptırılmış adak taşının üzerine çıkarak, karşısındaki manzaraya baktı. Çocukluğunun tertemiz yolları, balkonlarından çeşitli çiçekler sarkan, sokaklarında çocukların neşe ile oyunlar oynadığı, mutlu ve güler yüzlü insanlar ile dolu El Moradı şimdi harabeye dönmüştü. Yaş*** iç savaşta ölenlerin cesetlerinden yayılan koku halen duruyordu. Kendisini dinlemeye hazırlanan yorgun, bitkin insanların yüzlerinde büyük bir keder okunuyordu.
“El Moradın halkı” diye gür bir sesle başladı konuşmasına.
“Bugün yıllar süren gaflet uykusundan uyanışımın ilk günü, sizi bu zalimlerin eline bırakmakla büyük bir hata etmişim” derken sol kolu ile anıtın yan tarafında, askerlerin arasında elleri ve ayaklarından zincirlenmiş konsül lordlarını işaret ediyordu.
Devam etti “Ancak beni de kandırdılar. Zaten çocuktum bir şey anlamıyordum. Ülkemde her şey çok güzel sanıyordum. Bana hep öyle anlattılar. Beni bağışlayın, bundan sonra babamın yolunu takip edeceğime söz veriyorum. Logos şahidim olsun”.
O ç****iz bitkin ve yorgun kalabalık sanki bir enerji dalgasının etkisine girmiş gibi canlandı ve yüzlerindeki bitkinlikten eser kalmadı, sevinçle haykırdılar “selam sana Kral, selam sana Logos”.
Paul devam etti ve “bugünden itibaren vergileri düşürüyorum, artık tarlanızdaki ürünleri vergi diye vermeyeceksiniz. Evsizler El Morad surları dışında sahipsiz kalmış yerlerde kendilerine özgürce kulübeler inşa etsin, etrafını çevirsin, eksin biçsinler. Surların içerisinde evlerinden yerlerinden kovulanlar artık dönsün. Komşular el ele vererek evlerini tamir etsin. Sokakları, caddeleri temizlesin. Klanlar bir araya gelsinler ve ülkemizi haydutlardan, katillerden temizlesinler ve bugünden itibaren eski konsülleri görevlerinden aldım. Yerlerine sizin seçeceğiniz konsülleri koyacağım. Eski konsüller ülkemize ihanet ettikleri için en ağır şekilde cezalandırılacak.
”Ertesi sabah kent merkezi tertemizdi, Kraliyet sarayına giden yolun başlangıcında yükselen bir platform yapılmıştı ve 12 konsül üyesi boyunlarında “suçlu” yazan tabelalar ile cezalarının bedelini ödemeyi bekliyordu. Şövalyelerin liderinin el hareketi ile bir görevli platformun üzerine çıkarak konsül lordlarının suçlarını halka duyurdu. Cellatlar sıra ile lordları yere yatırarak başlarını kütüklerin üzerine yatırdılar. 12 balta aynı anda kalktı ve güneşin ışıklarını yansıtarak hızla indi. Böylelikle uzun yıllardır süren iç savaşın bittiği ilan edilmişti.
Paul’ü izleyen ve dinleyen sadece El Morad halkı değildi, Logos yüzünde bir tebessümle yarattığı insanların yeniden derlenip, toparlanmasından gayet hoşnuttu ancak oğulları ve kızlarının artık ilk yarattığı zamanki gibi saf ve temiz olamayacaklarını anlamıştı. Patos/Cypher’in uğursuz gölgeleri çocuklarının üzerinden asla yok olmayacaktı.
İnsan ırkı yaş*** kargaşadan sonra yeniden birleşti ve normal hayatlarına dönmeye başladı. Fakat Patos’un unutulmuş laneti insanlar üzerindeki tuhaf etkisini bir kez daha göstermeye başladı ancak bu defa sebep olacağı değişiklik önceki nesillerin hiç rastlamadığı türdendi
Bölüm IV : Tuareklerin Efsanesi
El Morada, altı gün altı gece gemi yolculuğu ve bir gün, bir gece at sürümü mesafede, Karus diye adlandırılan geniş çölleri, yüksek dağları ve sayısız mağaraları ile tanınan bölgenin kuzeyindeki yüz kişiden biraz daha fazla sivilin yaşadığı küçük Breth köyünde bir kısım çocukların kaos döneminde köyde konaklayan klanlardan ve askerlerden yakalandıkları hastalıktan dolayı vücutlarının çeşitli yerlerinde oluşan bozukluklar nerede ise bütün vücutlarını kaplamıştı. Köyün doktorları ve şifacıları bu hastalığa çare bulamıyorlardı ve gençlerde de bu hastalık görünmeye başlamıştı.
Hastalığın bulaştığı yerlerde deri sertleşiyor, yeşile yakın renge dönüşüyordu. Dişlerin ve kemiklerin yapısını da bozuyordu. Ağır hasta çocuklar, diğer çocuklar korkmasın diye evlerin mahzenlerinde, etraftaki mağaralarda tutuluyordu.
Hastalığı durduramayan köyün ileri gelen klan başkanı, El Morad’a giderek Konsülden yardım istemeye karar verdi. Köylüler bu haberi sevinçle karşıladılar ve çocuklarını kurtarması için Logos’a daha fazla adak adadılar.
Klan lideri konsül üyelerine konuyu açıkladığında, yaşlı bir konsül üyesi söze girerek ülkenin birçok yerinde bu hastalığın göründüğünü ancak henüz hekimlerin çare bulamadığını söyledi. Klan liderine köyüne dönmesini ve iyi haberi beklemesini tavsiye etti.
Paul yaşlı lord sarayına geldiği zaman onu karşılamak için acele etmedi. İç barış sağlandıktan sonra bir çok konu ile uğraşmıştı ve aradan geçen 2 yıl içerisinde artık o çevik ve kararlı Kral rehavete kapılmıştı. Bir çok konuyu danışmanlarına havale ediyordu. Gençliğin verdiği enerjiyi partiler, eğlenceler düzenleyip sabahlara kadar eğlenerek harcıyordu. Bir gece öncesinde de böyle bir davet sabaha kadar sürmüştü ve uykusundan uyandırıldığı çok önemli konuyu kendisine getirdikleri için de kızgındı.
Yaşlı konsül üyesi kendisini nerede ise azarlayan kralın tavrından mutsuz bir şekilde kaos döneminde baş gösteren fakat tedavi edilemediği için çoğalan hastalığı anlattı.
İnsanlık nesli bir kez daha tehdit altındaydı ancak bu tehdit silahların, zırhların yenemeyeceği türdendi.
Paul ülkesindeki insanların hastalığa yakalandıklarını iç savaş zamanında da duymuştu ancak bu konuda hiçbir şey yapmamıştı. Danışmanları birçok defa bunu dile getirmeye çalışmışlardı fakat o bunu basit bir hastalık diye düşünüyor ve hekimler çare bulur diyordu. Oysa şimdi duyduklarından korkmuştu. Ya bende hastalanırsam halkın arasına nasıl çıkarım. Nasıl davetler düzenlerim diye düşünmeye başlamıştı.
Kralın çağrısı üzerine danışmanlar toplandı ve fikir yürütmeye başladılar. Ülkenin dört bir yanındaki hekimleri ve rahipleri toplayarak bu hastalığa şifa bulunması için çalışmalarına karar verdiler.
Kralın sarayına bundan sonra hiç kimsenin giremeyeceğini, saraya girmesi gerekenlerin önce kontrolden geçirileceğini hastalık belirtisi taşıyanların derhal kovulacağını duyurdular.
Böylece aradan 4 yıl daha geçti.
Logos için yaptırılan yeni tapınaklar, hastalığa yakalananların adakları ile dolup taşıyordu. Hekimler ve Rahipler hiçbir başarı sağlayamamıştı. Kral artık sarayından hiç çıkmıyordu.
El Morad surlarının içerisinde hastalık her geçen gün artıyordu. Konsülün kararı ile hangi sebepten olursa olsun ölenler surların bitişiğinde yaptırılan büyük odun fırınlarına atılarak yakılıyordu.
Logos evlatlarına gelen bu bela nedeni ile kendisine yakaran binlerce rahibin çağrısını duyuyor ancak kendisinin de durduramadığı bu lanetli hastalık karşısında sessizce izlemekle yetiniyordu.
Ey Logos duy bizi.
Evlatlarını terk etme
Unutulmuşun lanetinden kurtar
Sen bizimlesin biz seninle
Hastalığa yakalananlara, sağlıklı olanlar tarafından yapılan saldırılar o kadar çoğalmıştı ki, hasta diye işaret edilen her insan diğerleri tarafından dövülüyor, işkence ediliyor, evlerinden, yuvalarından atılıyorlardı. Bu yüzden hastalığa yakalananlar yer altındaki büyük kanalizasyon kanallarına kaçıyor diğerlerinden kurtulmaya çalışıyorlardı.
Kargaşa artınca konsülün lord’ları bir araya gelerek karar aldılar. El Moradın içerisinde ve yakın köylerinde bu belaya yakalananlar, Karus bölgesine sürgün edildiler. Bölgenin arazisi çok büyüktü ve El Morad bölgesinden ayıran büyük Carnac denizi nedeni ile geriye dönmeleri çok zordu.
İnsanlık içerisinde bölünmenin başlangıcı.
Zorla evlerinden köylerinden ailelerinden koparılarak yollara sürülen yedi binden fazla genç ve çocuk, klan savaşçıları ve şövalyelerin alt tabaka askerleri gözetiminde 2 hafta yürütüldü. Hastalıktan ölen olmadı ancak zorlu yürüyüşe dayanamayan bir çoğu öldü.
Ey Logos duy bizi.
Evlatlarını terk etme
Unutulmuşun lanetinden kurtar
Sen bizimlesin biz seninle
Karus bölgesine ulaştıklarında geriye üç yüzden azı sağ kalmıştı. Bu kıyım katiller ve haydutların hüküm sürdüğü kaos döneminde bile yaşanmamıştı.
Yıllardır bekledikleri “iyi haber” yerine, hastalığa yakalanmış ve çoğu ölmek üzere olan gençleri sevgi ile kabul eden Breth köyü sakinleri hastalığa yakalananların sadece dış görünüş formlarının değiştiğini biliyorlardı.
Başlangıçta mahzenlerde, mağaralarda gözlerden uzak tuttukları çocuklar evlerine döneli çok olmuştu. İnsan formundan hiçbir değişiklik kaybetmemiş yaşlılar ile, görünüşü değişmiş çocukları ve onların çocukları bir arada huzur ile değirmenlerine ekinlerini ****ürüyor, hayvanlarını otlatıyor, su başlarında keyifli sohbetler ediyorlardı.
Yeni gelen bu zavallı sürülmüşleri de aralarına aldılar. Hepimizi Logos yarattı diyordu köyün en bilgesi. Lanete uğratılmışları da.
Hastalığın iyileştirilmesi için yıllardır uğraşan hekimler ve şifacılar birçok ilaç geliştirmişti. Bunlar lanetli hastalığı yok etmemişti ancak hastaları güçlendirmiş, geliştirmişti. Bu güçlü nesil için tarlaları ekmek ve biçmek, yetiştirdikleri hayvanları idare etmek çok kolay oluyordu.
Zaman içerisinde birbirleri ile evlenen hastalığa uğramış gençlerin çocukları sokaklarda dolaşmaya başladığında Breth artık büyük bir kasabaydı.
Bu yeni nesil ırk anne ve babalarından daha güçlüydü. Aralarından bir kısmı, hayvancılık veya çiftçilik yapmak istemediklerinden, geniş Karus topraklarında avlanmaya, Patos’un meydana getirdiği yaratıkların soylarından kalanları avlamaya başladılar.
Karuslular bu savaşçı ırka Tuarekler demeye başladı.
Dövüşmekte çok büyük maharetler ve tecrübeler kazandılar. Büyüklerinin geleneklerinden gelme alışkanlıkla, küçük savaşçı grupları bir araya gelerek Klanlar oluşturdular. Sayıca küçük klanlar gözcülük yaparken, büyük klanlar birleşerek yaratıklara saldırıyor ve her defasında başarılı oluyorlardı.
Böylece Brethin dışında da yaratıkların saldırısından korkmadan yaşanabilecek bölgeler oluştu. Buralara aileler yerleşti Bellua ve Linate. Bu iki kasabanın arasında da Tuarek’lerin mola verdiği Roan Kamp.
Breth artık Karus bölgesinin merkez şehri olmuştu. Klan liderleri ve şehrin ileri gelenleri haftada bir toplanıyor, ortaklaşa kararlar alarak uyguluyorlardı.
Bir süre sonra bazıları denizin karşı yakasını merak ederek oraya geçmek istediklerinde, idareciler buna karşı çıktılar. Karşı yakadaki eski akrabalarının onlara yaptıkları bir çoğu tarafından hatırlanıyordu ancak gençler inatçılıkla ısrar ediyorlardı. Bunun üzerine yöneticiler toplandı. Bir konsey oluşturdular ve karşı yakaya giderek eski bağlarını yeniden canlandırmak istediler.
Yirmi kişilik heyet El Morad bölgesine geldiklerinde karşılaştıkları köylüler çığlıklar atarak kaçtı. Askerler ve savaşçılar geldi. İnsana benzeyen bu yeşil derili, iri yarı ve güçlü yaratıklardan daha önce hiç görmemişlerdi YAŞAMAK İSTEMEM ARTIK ARANIZDA.....!!!!!!!!!!!!!! |