Yalnız Mesajı Göster
  #25  
Eski 17-07-2006, 08:42 AM
mehmetince mehmetince Çevrimdışı
Arkasokaklı
 
Giriş: Jul 2005
Mesaj: 1.341
mehmetince is a glorious beacon of lightmehmetince is a glorious beacon of lightmehmetince is a glorious beacon of lightmehmetince is a glorious beacon of lightmehmetince is a glorious beacon of light
DRAFTTA BİRİNCİ TUR, İKİNCİ SIRADAN SEÇİLİNCE BUNALIMA GİREN ADAM!!

1999 Draftına girilirken ön plana çıkan iki isim vardır. Duke Blue Devils’in yıldızı Elton Brand ve Maryland Terrapins’le yıldızı parlayan Steve Francis. Draft gecesi birinci sıradan Elton Brand seçilir. İkinci sıradan Vancouver’ın kimi seçtiği açıklanmadan evvel Steve dua etmektedir: “Tanrım lütfen ben olmayayım. Üçüncü sıradan seçilmeye razıyım hatta dört ya da beş bile olabilir ama lütfen beni Vancouver seçmesin.” Ve İkinci sıradan seçilen isim açıklanır: Maryland Terrapins’ten Steve De’Shawn Francis!! O an Steve’in dünyası yıkılır. Podyuma çağrıldığında bir gariptir. Gülümsemeye çalışır ama pek beceremez. En çok gitmek istemediği şehrin takımı onu seçmiştir. Üstelik takımda Mike Bibby gibi yıldız bir guard da mevcuttur. Şimdi anneannesinden uzağa soğuk Vancouver’a nasıl gidecektir?? Onu da yanına alsa soğuk iklim kadıncağızı daha fazla hasta edebilir. Gitmese belki hayatının en büyük fırsatını tepecektir. Francis hızlı bir seçim yapar. Grizzlies yöneticilerine kesinlikle takımda oynamayacağını Kanada’ya gitmeyeceğini ve hemen takas edilmek istediğini söyler. Eli kolu bağlanan Grizzlies yöneticileri de 3 takımın dahil olduğu bir takasa yanaşmak zorunda kalır. Vancouver, Steve Francis ve Tony Massenburg karşılığında Houston’dan Michael Dickerson, Othella Harrington, Brent Price, Antoine Carr ve gelecek yıllarda kullanmak üzere bir de birinci tur draft hakkı alır. Rockets, Orlando’dan Don Mc Lean’ı kadrosuna katarken Orlando da Vancouver’dan Michael Smith, Rodrick Rodes, Lee Mayberry ve Makhtar N’diaye‘yi Florida’ya getirir. Steve bu takastan oldukça memnundur. Soğuk ve ligin en kötü takımı Vancouver yerine şampiyonluğa oynamayı seven sıcak iklimli Houston’a transfer olmuştur.

PAYLAŞILAN ÖDÜL

Çaylak sezonunda lige bomba gibi girip oynadığı 77 maçın 77’sinde de ilk beş olarak maça başlayan Francis, 18.0 sayı, 6.6 asist, 5.3 ribaund ve 1.53 top çalma ortalamalarını yakalar. O kadar spektaküler oynamaktadır ki All-Star hafta sonundaki Slam Dunk yarışmasına çağırılır. Finale kadar gelerek Vince Carter’ın karşısına çıkan Francis, NBA tarihinin belki de en zevkli Slam Dunk yarışmasında Carter’a kaybeder ama inanılmaz bir hayran kitlesi kazanır. İlk sezonunda Steve’i en çok üzen olay draft gecesini unutmayan Vancouver seyircisinin kendisine karşı verdiği tepkidir. Sahaya ısınmaya çıktığı anda yuhalanmaya başlar. Seyirciler “Hain Francis, Satılık Adam, Korkak” gibi onlarca pankart açar. Buna rağmen Francis uzatmaya giden ilk maçta 24 sayı, 10 asist ve 9 ribaund ile oynayarak takımını galibiyete taşır. Kaybettikleri ikinci maçta ise Grizzlies potasına 30 sayı bırakarak seyirci baskısından etkilenmediğini gösterir. Ayrıca kariyerinin ilk triple-double’ına inanılmaz rakamlarla Golden State karşısında ulaşır; 25 sayı, 17 ribaund, 14 asist.
Houston’ın 34-48’lik galibiyet oranı ile playoff’lara kalamamasına rağmen Rockets taraftarı umutludur çünkü takım Brand’le beraber yılın çaylağı ödülüne ulaşan Francis gibi geleceğin süper starlarından birine sahiptir. Bu arada Steve, NBA’de Maryland’de kullandığı 23 numaralı forma yerine Iverson gibi 3 numarayı tercih eder çünkü Houston, Calvin Murphy’nin giydiği 23 numaralı formayı emekliye ayırmıştır. Tıpkı bu yıl Maryland’in 17 Şubat’ta Francis’in 23 numaralı formasını emekli ettiği gibi!.

PAZARA KADAR DEĞİL, MEZARA KADAR. AYRILMAK YOK TARİH STEVE’İ YAZANA KADAR

Ertesi yıl Steve daha başarılı bir performans ortaya koyarak ortalamalarını 19.9 sayıya ve 6.9 ribaund’a çıkarırken 6.5 asist ile bir kez daha ligin en önemli pasörlerinden biri olduğunu kanıtlar. Francis sezon boyunca 45 kez 20 sayının, 6 kez de 30 sayının üzerinde skor üreterek takımını sürükler. 24 kez double-double yapar. Bu arada Houston tarihinde bir ilk olarak takım içinde hem sayı, hem asist hem de ribaund kategorilerinde zirveye çıkan ilk isim olur. Toplamda ise 15 kategoride takımını sürüklemektedir. Ayrıca NBA tarihinde de bir ilke imza atarak bir sezonda aynı anda 500 asist ve 500 ribaund barajını geçebilen en kısa oyuncu olur. Kariyerinin en yüksek skoru olan 36 sayıya sadece 16 şut kullandığı 5 Aralıktaki Dallas maçında ulaşır. All-Star Çaylak maçında Sophomore takımında 20 sayı atarak kalitesini bir kez daha gösterir. Tüm bunlar taraftarları gelecek için daha da umutlandırır ve Steve Francis‘i artık. Steve “Franchise” olarak çağırmaya başlarlar. Takım önceki senelere göre bir yükseliş gösterip 45 galibiyet kazansa da Doğu Konferansından çok daha güçlü olan Vahşi Batı’da playoff’lara kalmayı başaramaz. NBA tarihinde ilk kez % 50 galibiyet yüzdesinin üzerine çıkmış bir takımın playoff’lara katılamaması da zaten Batının, Doğuya kıyasla ne kadar güçlü olduğunun kanıtıdır.

ÇARESİ BULUNAMAYAN BAŞ AĞRILARI!

Bu yıl Steve için oldukça zorlu geçen bir yıldı. Ligde bir çok maçı sakatlıkları dolayısıyla kaçırdı. Öncelikle doktorların aylarca nedenini tam olarak saptayıp tedaviye geçemediği migren ağrıları onun performansını yarıya indirdi hatta bir ara öyle bir hale geldi ki Steve kendinde sahaya çıkacak gücü bile bulamıyordu. Bu halini hepimiz All-Star hafta sonunda fazlasıyla izleme fırsatı bulduk. Taraftarların oyları ile ilk beşe seçilerek ilk kez All-Star olan Francis, ne Slam Dunk yarışmasında beklenilen hareketleri gerçekleştirebildi ne de All-Star maçında klasını ortaya koyabildi. Buna rağmen oynama fırsatı bulduğu 57 maçta 21.6 sayı, 7.0 ribaund ve 6.4 asist ortalaması tutturarak ölüsünün bile iş yapacağını gösterdi. Sezonun sonuna yaklaşıldığında Francis bir de omzundan sakatlanıp ameliyat olunca Houston yönetiminin de tavsiyesi ile bir süre ünlü Mayo Kliniğinde kalarak hem kolu için uygulanan rehabilitasyon programlarına katılır hem de doktorlar Francis’in migren ağrıları konusunda daha fazla test yapma olanağı bulur. Bu süreyi yatakta Destiny’s Child dinleyerek geçiren Steve’in probleminin iç kulağındaki sıvının miktarının normal değerleri tutmaması olduğu anlaşılır. Bu arada lafı geçmişken Steve fanatiklik derecesinde bir Destiny’s Child hayranıdır. Fanatikliğinin derecesini ifade etmek gerekirse, Gani Müjde için Naomi, benim için NEBL dans takımı neyse, Steve için de Destiny’s Child’daki ablalarım aynı önemi taşımaktadır!

HOUSTON VE FRANCİS İÇİN ÖNEMLİ YOL AYRIMI

Bu yıl Houston yönetimi önemli bir karar vermek zorunda. 2003 yılında takımın şu an geleceği olan Steve FA olacak ve Steve takımdan verilebilecek maximum ücreti istemekte ki bu da yaklaşık 7 yıllığına 90-95 milyon$ bir ücret olacak. Şu an 4. 4 milyon $ alan Francis’e acaba Houston yönetimi dilediği rakamı verecek mi? Eğer Steve takımdan ayrılırsa Steve’in en yakın arkadaşı Cutino Mobley üzerine kurulacak bir takım büyük bir ihtimalle seyirciyi fazla tatmin etmeyecektir çünkü yapılan bazı oylamalarda Houston’ın gelmiş geçmiş en sevilen oyuncusu olarak seçilen birinin takımdan ayrılması taraftarın büyük tepkisini çekecektir.
Gelecek sezon hakkında sön sözü Steve’e bırakacak olursak şöyle demektedir: “Bu yıl All-Star seçilmeme rağmen performansımdan memnun değilim. Sahada yüreğimin %100 ‘ünü ortaya koyamadım. Eğer biri Houston’a saldıracaksa bana saldırsın. Çünkü bunu hak eden tek kişi benim. Herkes gelecek yıl bizi izlesin. Yüreğimizle kimsenin tahmin bile edemeyeceği işler yapabiliriz. Takımımı playoff’lara taşıyamadığım sürece ‘Franchise’ lakabını hak ettiğimi söyleyemem.”
Bu çocukta yetenek var, liderlik özelliği var ve iyi bir kişilik de var yani basketbola yeni başlayanlar için örnek alınması gereken her tür niteliğe sahip. Üstelik her yıl Takoma Park takımındaki minikleri 6 kez tüm masraflarını kendi karşılamak üzere çeşitli turnuvalara gönderiyor ve fırsat buldukça da onlarla vakit geçiriyor. Sanırım NBA artık haşhaşçı, psikopat yıldızlar yerine bu tür oyunculara gerçek hakkını vermeli.

FONT=Arial Black]
Sokakların Efendisi: Earl "The Goat" Manigault
[/font]


hepsi hikâye
Hazırlayan: Selim ATAZ


New York şehrinin Harlem mıntıkası, kuşkusuz sokak basketbolünün başkenti. Profesyonel basketbol tarihine baktığımızda, bu tekinsiz bölgenin oyun parklarında top sektirirken keşfedilip cilâlı parkeli, yanar-döner ışıklı sepettopu mâbedlerine terfi ettirilen nice cevherler görürüz. Ama parklarda yetişip profesyonelliğe geçmiş hiçbir basketbolcu, sokakların efendisi Earl "The Goat" Manigault gibi iz bırakmamıştır. Nefes aldığı sürece yuvasından kopamayan, yanılgıları yüzünden hiçbir zaman NBA, ABA gibi liglere terfi edemeyen getto efsanesi Manigault'un hikayesi, kendisi gibi enteresan...

Tarih 19 Mayıs 1998; günlerden Cuma...

"The Goat öldü" lakırdıları, sabah esintisiyle beraber Harlem havalisine yayılıyordu. Kareem Abdul-Jabbar'ın "sadece sokak turnuvalarında karşı karşıya geldiğim, ancak beni en çok zorlayan; boyuna göre New York şehrinin gelmiş geçmiş en maharetli basketbolcüsü" diye tanımladığı getto efsanesi Earl Manigault, 53 yaşında ecel şerbetini içmişti gerçekten...

Arka arkaya iki önemli ameliyat geçiren takatsiz kalbi, daha fazla dayanamamış ve sonunda pes etmişti...

99. Cadde ve Amsterdam Bulvarı'ndaki, "Goat Park" diye bilinen; Earl "The Goat" Manigault söylencesini yaratan sahaları çevreleyen tel korunaklar, meçhul hayranları tarafından çiçeklerle bezenmişti. Bu oyun alanları, 1970'lerden beri Manigault'un genç basketbol oyuncuları için organize ettiği "Walk Away From Drugs!(Uyuşturuculara Sırt Çevir!)" temalı turnuvalara da ev sahipliği yapmış ve bu sayede nice azınlık ve yoksul ailelerin çocukları, gettoların uyuşturucu-suç-sefalet girdabından basketbol topunu kucaklayarak çıkmayı öğrenmişlerdi.

1943 yılında, New York'ta doğan Earl Manigault'un hazin hikayesi, uyuşturucu illeti yüzünden çarçur edilen müthiş bir basketbol yeteneğinin yaşamını ve büyük hatalar yapan ancak sorunlarının üstesinden gelerek yanılgılarının bedelini faiziyle ödeyen bir adamın hayat dersi tadındaki tecrübelerini içeriyor.

Rucker Turnuvası ve Yükseliş�

Yaklaşık 50 sene önce, sokak basketbolünün babası sayılan Holcomb Rucker tarafından yaratılan Harlem - 155. Cadde'deki Rucker Parkı, sokak efsaneleri ile profesyonel oyuncuları karşı karşıya getiren ve o dönemde "Harlem Profesyonel Basketbol Ligi" olarak anılan turnuva ile ünlüdür. Herman "Helikopter" Knowings, Pablo Robinson, Jackie Jackson, Earl "Keçi" Manigault, Joe "Tek Kollu Adam" Lewis gibi getto şöhretleri ile Wilt Chamberlain, Nate Archibald, Willis Reed, Julius Erving, Bill Bradley, Dave Cowens ve Kareem Abdul-Jabbar gibi profesyoneller, günümüzde Rucker Turnuvası adı verilen organizasyonda boy gösteren ünlülerden bazılarıdır. Rivayete göre Rucker Turnuvası'na katılmayan ve turnuvanın yapıldığı sahayı kutsamayan herhangi bir NBA oyuncusu defolu, ayıplı sayılırdı.

The Goat, henüz 17 yaşındayken sokaklarda ve Rucker Turnuvası'nda sergilediği şaşırtıcı, yaratıcı ve görülmeye değer yeteneğiyle Harlem bölgesinde nam salmıştı. İlk görüşte rakiplerini pek ürkütmeyen 1,90 metrelik boyuna rağmen yaptığı akrobatik hareketler, ışık hızında top sektirmesi ve yaklaşık 130 santimlik zıplama kapasitesiyle karşısına çıkanlara ayak diremesi yüzünden, "keçi" mânâsına gelen "The Goat" lâkabını bu devirde edindiği varsayılır. Lâkabı ile ilgili bir başka söylenti ise takma adının kaynağını, soyadını "Manigault" yerine "Mani goat" diye yanlış telaffuz eden lise öğretmenine dayandırır.

The Goat sahadayken hünerini daha önce hiç denememiş hareketleri yapmak için kullanmayı severdi. Topu bir eliyle çembere bastıktan sonra, henüz havadayken diğer eliyle yakalayıp tekrar gömdüğü "double dunk" yani "çifte smaç" hareketi sepettopu literatürüne girmiştir. 60 dolarlık iddia üzerine topu potaya ardı sıra 36 kez ters gömmesi; çembere doğru yükselirken arada sırada rakiplerinin alnına basması, henüz lisedeyken bir maçta 52 sayı kaydetmesi ve kendi adıyla anılan Goat Park'ta yaptığı hiçbir maçı kaybetmemiş olması kulaktan kulağa yayılan rivâyetlerdir.

Uyuşturucu İlleti ve Düşüş�

Etrafına parıltılar saçan bu cevherin açmazları, henüz Harlem'deki Benjamin Franklin Lisesi'nde okuduğu dönemde başlar... Lisenin soyunma odasında uyuşturucu madde kullanırken yakalanarak okuldan atılır. Ardından Laurinburg Enstitüsü'nde liseyi emrivakiyle bitiren Manigault, okulun basketbol takımında yıldızlaşırken, sınıfın en kötü öğrencisi payesiyle diplomasını metazori alabilir.

Mezuniyetini takiben bir çok kelle avcısı, bu maharetli oyuncuyu kolejlerine alabilmek için Harlem sokaklarında ve oyun sahalarında cirit atmaya başlarlar. Sonuçta akademik becerilerine güvenmeyerek önemli kolejlerin tekliflerini geri çeviren The Goat, kendini Charlotte'ta, yoğunlukla siyahi öğrencilerin eğitim gördüğü mütevazı Johnson C. Smith Üniversitesi'nde bulur.
Koçuyla sürekli didişen ve notları alabora olan The Goat, üniversiteye sadece bir sömestr tahammül edebilir ve NBA liginde bir kuyruklu yıldız olabilecekken, Harlem sokaklarına geri döner.

Manigault'un eroin bağımlılığı da bu sıralarda gelişir. Uyuşturucu alabilmek için hırsızlık yapmaya başlar. Bu arada basketbol sahalarındaki yeteneği hızla solmaya yüz tutar. 1969'da uyuşturucu bulundurmak suçundan tutuklanarak 16 ay hapis cezasına çarptırılır. Cezaevinden çıktıktan sonra, 25 yaşındayken ABA (American Basketball Association) liginin şöhretli takımı Utah Stars kulübünün sahibi Bill Daniels onu denemelere çağırır; ancak uyuşturucunun körelttiği yeteneği yüzünden kadroya giremez.

Kendi Küllerinden Diriliş�

Her düşüş aslında bir öğreniştir ve insanı bir başka çıkışın başlangıcına taşır. Earl The Goat Manigault, yaptığı büyük hatalardan sonra üç şeyi uyguladı: Kabul etti, ders aldı ve yanılgısını tekrarlamadı. Yüksek bedel ödediği bu hayat deneyimini gettolarda yaşayan yetenekli çocuklara aktarmak, onlara uyuşturucun zararlarını anlatabilmek ve kendisinin düştüğü yanılgılardan gençleri koruyabilmek adına "Walk Away From Drugs!" (Uyuşturuculara Sırt Çevir!) temalı basketbol turnuvaları düzenledi ve bu organizasyonu geleneksel hale getirdi. Fırtınalı ömrü, hiçbir basketbolcüye nasip olmadığı biçimde filmlere, kitaplara ve belgesellere konu oldu. Yaşamını anlatan "Rebound - The Legend of Earl 'The Goat' Manigault" adlı film, otoriterlerce basketbol konulu en iyi seyirlik olarak değerlendirildi. Asla profesyonel lige sıçrayamadığı halde, Harlem'in gelmiş geçmiş en iyi basketbolcüsü sıfatıyla gönüllere yerleşti.

Ünlü piyanist Duke Ellington şöyle der; "Bir sorun, yapabileceğinizin en iyisini yapmanız için size verilen bir şanstır."

Earl "The Goat" Manigault bu şansı iyi kullandı ve basketbol evreninin ölümsüzleri arasına katıldı.
mehmetince kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Alıntı Yaparak Cevapla