Yalnız Mesajı Göster
  #11  
Eski 17-07-2006, 08:35 AM
mehmetince mehmetince Çevrimdışı
Arkasokaklı
 
Giriş: Jul 2005
Mesaj: 1.341
mehmetince is a glorious beacon of lightmehmetince is a glorious beacon of lightmehmetince is a glorious beacon of lightmehmetince is a glorious beacon of lightmehmetince is a glorious beacon of light
DEVAMM

Yükselen Yetenek

İnanılmaz savunma becerilerinin yanına eklediği patlayıcı hücum gücüyle Martin, (18.9 sayı, 9.7 ribaund, 3.5 blok!) Cincinati’nin rakiplerini ezip geçmesini sağlıyordu. Bu arada Tulane karşısında da 28 sayı, 13 ribaund ve 10 blok ile kariyerinin ikinci triple-double’ına imza atmıştı. Tüm basın drafta ilk sırada seçilmesi beklenilen yıldız power forvet’in peşindeydi ve daha da önemlisi herkes onun nasıl kısıtlı hücum yeteneklerini bir sezon içerisinde bu kadar çok geliştirdiğini merak ediyordu. Martin’in cevabı ise çalışmanın bir sporcu için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktaydı; “Sadece benden istenileni yaptım. Bob, geçtiğimiz sezonun sonunda bana gelecek sezon daha çok sayı atıp atamayacağımı, buna kapasitemin olup olmadığını sordu. Ben de tüm yaz hücum hareketlerim üzerinde çalıştım, her gün saatlerce şut attım ve sanırım hücum yönümü geliştirmeyi başardım. Çünkü bunu yapamayacağını düşünseydi Bob’ın benden böyle bir şey istemeyeceğini biliyordum. Onu hayal kırıklığına uğratamazdım.”
Daha evvel ki başarısız NCAA turnuvası maceralarından sonra bu kez Cincinati taraftarları en azından final four bekliyorlardı. Sonuçta Amerika’nın en dominant front court oyuncusu Bearcats’teydi. Ama tüm hayaller Kenyon Martin’in C-USA turnuvasında sağ bacağını kırmasıyla son bulacaktı. Martin’siz UC ancak ikinci tura kadar yükselerek şampiyonluk bekledikleri turnuvadan elleri boş bir şekilde geri dönüyordu. Martin ise üzüntüden kahrolmuş bir biçimde evinde dinlenmekteydi; “Ameliyattan çıktığım zaman her şeyin bittiğinin farkındaydım. İsyan etmek istiyordum. Niye böyle bitmişti. Bu şekilde bitemezdi, bitmemeliydi!! Arkadaşlarım sahada her şeyiyle savaşırken ben evimdeki rahat koltuğuma uzanmış onları seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duydukları anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmiş gibi hissettim. Bacağım kırık da olsa bir şekilde onların yanında, sahada mücadele ediyor olmalıydım!!” diyerek benchde alçılı ayağı ile arkadaşlarına destek verdi.

“Arkadaşlarım sahada her şeyiyle savaşırken ben evimdeki rahat koltuğuma uzanmış onları seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duydukları anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmiş gibi hissettim. Bacağım kırık da olsa bir şekilde onların yanında, sahada mücadele ediyor olmalıydım!!” -Kenyon Martin-

Oscar Robertson’dan sonra UC tarihinin en iyi oyuncusu

Sezon sonunda Kenyon, NCAA’deki tüm ödülleri silip süpürerek Naismith, Wooden, Associated Press, Sporting News, NABC ve Amerikan Ulusal Basketbol Yazarları Birliği yılın oyuncusu ödüllerini kazandı.
Bildiğiniz üzere Oscar “Big O” Robertson, NCAA ve NBA tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncularından biridir. Cincinati Üniversitesi’ni tarihinde ilk kez NCAA turnuvasına ve Final Four’a taşıyan Robertson, kolej kariyerinde tutturduğu 33.8 sayı ortalamasıyla ( NCAA tarihinin en iyi 3. sayı ortalaması) 3 kez yılın oyuncusu ödülüne ulaşmış, NBA kariyerinde ise 1971’de Milwaukee’yi şampiyonluğa taşımış, 6 kez NBA asist kralı olmuş ve NBA’in en büyük skorerleri arasına da adını yazdırmıştır. Amerikan Ulusal Basketbol Yazarları Birliği yılın oyuncusu ödülünü en son kazanan Cincinati oyuncusunun Oscar Robertson olması sanırım bu ödülün ne kadar zor kazanıldığını ve Kenyon Martin’in de kendisini hangi ölçüde geliştirdiğinin kanıtıdır. Martin’in bu ödülü kazanmasından sonra Robertson’ın yorumu şu olmuştur: “40 yıl sonra bu ödül ilk kez bir UC oyuncusuna gitti ve bu onuru bir başka Bearcat ile paylaşmak kişisel olarak bana çok şey ifade ediyor.” Ayrıca Martin kolej kariyerinde kullandığı 875 şutun 513’ünde isabet bularak %58 şut yüzdesiyle Oscar Robertson’ın önünde okul rekorunu elinde bulundurmakta. Martin’in elinde tuttuğu ve şu an için kırılmasına imkansız gözüyle bakılan bir diğer rekor ise 292 blokla Cincinati tarihinin en çok blok yapan oyuncusu olması. (Çünkü onu geçmek isteyen bir oyuncu ise en azından 4 yıl için 2.6 blok ortalaması ile oynamak zorunda.)

Millenyumun Bir Numarası!!

Hidayet’in Sacramento tarafından 16. sıradan seçilerek göğsümüzü kabarttığı 2000 Draft’ına genel olarak baktığımız zaman gerçekten çok sayıda yıldız adayla karşılaşmamıştık. Bu yüzden Kenyon Martin’in birinci sıra için rakibi yok denecek kadar azdı. Dolayısıyla ilk sıradan seçilmesi neredeyse hiç kimse için sürpriz olmadı. C-USA tarihinin en başarılı koçu Bob Huggins’in draftla ilgili değerlendirmesi ise şu şekildeydi: “Kenyon, hak ettiği sıradan seçildi. O benim yetiştirdiğim en iyi oyuncuydu. Ayrıca Dallaslı bu genç adam kadar kendisini geliştiren başka birisini de görmedim. Takıma katıldığında iyi bir savunmacı ve ribauntçuydu ama hücum yeteneklerini çok geliştirdi. Düşünün medya ve rakip takımlar bile ondaki gelişim karşısında afallayıp kaldı. Bu çocuk sahada sizin ondan istediğiniz her şeyi yapar. Kimi isterseniz savunur. Artık hook atışları, pota altı dönüşleri, orta mesafe şutları da gelişti. Ama NBA’de 4 numara için biraz kısa ve çelimsiz kalabilir. Sanırım kısa forvet oynamaya da yavaş yavaş alışacaktır.”

“ Ben hayatımda böyle bir şey görmedim!! Adamın kemiği paramparça olmuştu ama o hala oynamak için diretiyordu!!” -Stephon Marbury-

Nets’in yeniden yapılanma süreci

1967 yılında Americans ismiyle kurulan ve ABA’da mücadele eden New Jersey, 1969 yılında New York’a taşınarak ismini New York Nets olarak değiştirdi. Nets, ABA’da kazanılan iki şampiyonluğun ardından 1976-77 sezonunda ABA’dan NBA’e geçmeye karar verdi. Bir sonraki sezon ise takım tekrar New Jersey’e taşındı. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan ve Byron Scott’ın; New York- New Jersey rekabeti denen bir şeyin varolmadığını çünkü rekabetin ancak birbirine yakın seviyedeki iki takım arasında meydana gelebileceğine dair manidar sözleriyle alevlenen New Jersey-New York sürtüşmesinin sebeplerinden birisi bu. Diğer neden ise New Jersey’lilerin onlara göre daha gelişmiş ve zengin olduğuna inanan ve kendilerini daha üstün gören komşu New York’lulardan bir nevi intikam alma duygusu olabilir. Konumuza geri dönersek New Jersey, geçtiğimiz yıla kadar NBA’in pek de başarılı takımlarından biri değildi. 1998-99 sezonunda John Calipari’nin yönetimindeki Nets ancak 15 galibiyet alabilmişti. Calipari’nin yerine getirilen Don Casey’de de durum çok da farklı olmamış ve NJ, 31 galibiyet almıştı. 2000-01 sezonuna girilirken NJ yönetimi, takımı Magic Johnson’ın 1980’lerdeki “Show Time” Los Angeles Lakers’ının en önemli oyuncularından Byron Scott’a emanet etmeye karar verdi. Böylelikle Scott, Nets tarihinde birinci sıradan Draft edilmiş ikinci oyuncuyla beraber çalışma fırsatını yakalamıştı. (Merak eden arkadaşlar için Nets’in daha önce birinci sıradan seçtiği oyuncu, şu an Sixers’da oynayan, süper bir kariyere sahip olabilecekken disiplinsizliği ve uyumsuzluğu nedeniyle her şeyi elinin tersiyle iten Derrick Coleman’dı.) Martin için çaylak sezonu (rookie season) oldukça iyi geçiyordu. 12.0 sayı, 7.4 ribaund ve 1.66 blok ortalamasıyla tüm çaylaklar arasında blokta birinci, sayı ve ribaund’ta ise ikinci sırada gelmekteydi. Oynadığı 68 maçın hepsinde ilk beşte başlayan Martin, 10 karşılaşmayı double-double yaparak tamamladı. Milwaukee karşısında ise NBA kariyerinin ilk triple-double’ına (18 sayı, 15 ribaund, 11asist) ulaşıyordu ki bugüne kadar sadece 6 oyuncu çaylak sezonunda bunu başarabildi. Talihsizlik Martin’i, sezonun sonuna yaklaşılırken yakaladı. Martin, Boston maçı sırasında meydana gelen bir çarpışmada tekrar sağ bacağını kırınca sezonu kapatmak zorunda kalıyordu. Bu maçla ilgili en ilginç nokta ise; Kenyon, bacağı kırıldıktan sonra bile maça devam etmek için Koç Scott’a ısrar etmiş ancak yardımcı antrenörlerin zoruyla soyunma odasına götürülebilmişti. Bu olayla ilgili o dönem Nets’in oyun kuruculuğunu yapan Stephon Marbury şunları söylemekte: “Ben hayatımda böyle bir şey görmedim! Adamın kemiği paramparça olmuştu ama o hala oynamak için diretiyordu!!”
Çok başarılı bir çaylak sezonu geçirmesine rağmen Martin, Yılın Çaylağı Ödülü’nde (Rookie of The Year)
Orlando’lu Mike Miller’ın gerisinde kalarak kullanılan 124 oyun ancak 36’sını alabildi. (Miller, 75 oy) Çoğu kişiye göre Martin de en az Miller kadar bu ödülü hak etmişti ama Miller’ın play-off oynayan bir takımda yer alması ve Martin’in saha içinde biraz evvel bahsettiğimiz agresif tavırları onun için önemli bir dezavantaj oluşturmuştu.

Jason Kidd&Kenyon Martin: 26 yıl sonra gelen ilk final

“Bu takım içindeki bazı adamlarda yürek yok !! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.” -Kenyon Martin-

Nets’in 2000-2001 sezonunda ancak 25 galibiyet alması takımdaki bazı şeylerin değişmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyordu. Nets yönetimi çok akıllıca bir kararla bugüne kadar yapılmış en iyi takaslardan (trade) birine imzasını attı. Stephon Marbury, Johnny Newman ve Soumaila Samake’yi Phonex’e, Jason Kidd ve Chris Dudley karşılığında takas edildi. Böylelikle Nets uzun zamandır ihtiyaç duyduğu lider oyuncu ihtiyacını karşılıyordu. “Mr.Triple Double” Jason Kidd’in liderliğindeki Nets, Kenyon Martin ve Keith Van Horn gibi yetenekli oyuncular, disiplinli ve takım oyununa dayanan Byron Scott’ın oyun tarzıyla -sanki bir önceki sezon 25 galibiyet alan takım başka bir takımmış gibi- Doğu’da fırtına gibi esmeye başladı. Martin de istatistiklerini neredeyse her kategoride yükselterek 14.9 sayı, 5.3 ribaund, 2.6 asist, 1.6 blok, 1.2 top çalma ortalamalarına ulaşıyor, çaylak sezonunda %9 olan üç sayı yüzdesini ise %22’ye taşıyordu. Ayrıca yaptığı 108 smaç ile bu kategoride de NBA’in ilk beş oyuncusundan biriydi. Takım kimyasını yakalayan Nets, sezon sonunda aldığı 52 galibiyet ile Doğu’nun zirvesinde yer alıyordu. Playoff’a geldiğimizde Nets’in rakibi, ancak son sıradan playoff’a girebilen, yüce insan Reggie Miller’ın takımı Indiana Pacers’tı. Reggie ve Pacers, kanının son damlasına kadar dirense de saha avantajını iyi kullanan Nets, seriden 3-2 galip ayrılan taraf oluyordu. Konferans yarı finalindeki rakip ise Orlando’yu 3-1 ile rahat geçen Hornets idi. Beklenilenin aksine Hornets, Nets’e oldukça kolay teslim olacaktı. (4-1) Konferans finalindeki rakip ise zorlu Boston Celtics’ti. Pierce ve Walker’ın büyük çabasına rağmen Kidd’in mükemmel performansı ve liderliği sayesinde New Jersey Nets adını finale yazdırıyordu. Ortak fikir Sacramento engelini aşmış Lakers’ın şampiyonluğa ulaşacağı ama Nets’in de en azından kendi evindeki bir ya da iki maçı alacağı yönündeydi. Ama Shaq faktörü buna izin vermedi ve LA Nets’i 4-0 ile süpürdü. Daha önceki turlarda Jermaine O’Neil, Paul Pierce ve kimi zaman Antoine Walker’ı savunan Martin, Lakers serisinde takımın en iyi savunmacısı olduğu için Rick Fox, Robert Horry, Kobe ve hatta bazen Shaq’le bile karşı karşı oynamak zorunda kalmıştı. Martin bu seride normal sezon istatistiklerine kıyasla vites arttırarak 22.0 sayı, 6.5 rib ve 2.0 asist ortalaması ile oynamış, playoff genelinde ise 16.8 sayı, 5.8 rib ve 1.3 blok ortalamalarını tutturmuştu. Yalnız 4-0 gibi bir hezimete uğramak Nets’te mini bir kelle avı başlattı. Kenyon Martin, Jason Kidd ve Kerry Kittles’ın elinden geleni yapmasına karşılık Keith Van Horn’un isteksiz oyunu ve Todd MacCulloch’un Shaq karşısında “zavallı ötesi” bir duruma düşmesi bu iki ismin takım içinde çeşitli eleştirilere maruz kalmasına yol açtı. Özellikle Van Horn, takımdaki oyuncuların büyük bir kısmının tepkisini çekmişti. Seriden sonra Martin, Van Horn’u kastederek şunları söyledi : “Bu takım içindeki bazı adamlarda yürek yok!! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.”
Her ne kadar olaydan sonra Martin söyledikleri dolayısıyla özür de dilese bazı şeylerin fitili çoktan ateşlenmişti. Ve sonuç olarak Keith Van Horn ve MacCulloch Sixers’a gönderilerek karşılığında Dikembe Mutombo takıma getirildi. Bu şekilde belki Shaq’i durduracaklarını düşünmüş olabilirler ama Mutombo’nun Shaq’ın panzehiri olmadığı Sixers-Lakers finalinde belli olmuştu. Üstelik Mutombo’nun bu sezonki sakatlığı yüzünden Nets, Mutombo’dan yeteri kadar faydalanamadı. Şu an için takastan karlı çıkan taraf Sixers gibi gözükmekte. Ama Mutombo olsun ya da olmasın Doğu’nun bu sezon da en büyük favorisi Jason Kidd ve Kenyon Martin’li Nets.
Kenyon Martin NBA’in en iyi savunmacılarından biri, spektaküler smaçları ve sürekli geliştirdiği hücum yetenekleriyle önemli bir de ofansif tehdit ama hala yeterince tecrübeli değil ve fazlasıyla öfkeli. Ülkemizin kendisine has o güzelim sosyolojik şartlarında Kenyon Martin; gerçekten taraftarın sevgilisi olur, tribünlerden “Kenyon bizi diskoya götür”, “vur kır parçala bu maçı kazan” gibi sloganlarla desteklenerek iyice ateşlenirdi ama maalesef Kenyon’ın tarzı NBA için biraz fazla sert kaçmakta. Kenyon’ın gücü belki bu hırsında gizli. Onun daha “kibar” oynamasını istemek bu yaz MTV’de “Tainted Love”la sıkça dinlediğimiz Marilyn Manson’dan pop yapmasını istemekle eşdeğer olabilir. Hırslı olmak güzeldir. Ama bir atasözümüzü göz ardı etmemeliyiz: “Keskin sirke, küpüne zarar!.”
mehmetince kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Alıntı Yaparak Cevapla